Hayat Bir şifa kaynağı olarak edebiyat

Bir şifa kaynağı olarak edebiyat

Niçin yazarız ya da niçin okuruz? Bu sorular etrafında kaleme alınan denemelerden ortaya çıkan Edebiyatın İyileştirici Gücü adlı kitapta Ahmet Sarı özetle şunu söyler: Yazar ve okuru buluşturan ortak derttir, yaradır. Yazar kalemiyle o yarasını sarmaya çalışırken okur da okuyarak merhemini arar.

Ömer Yalçınova Yeni Şafak
Yazar yarasını iyileştirmek için yazar. Yazarın bu etkinliğine okuyucu da dâhil olur.
Yazar yarasını iyileştirmek için yazar. Yazarın bu etkinliğine okuyucu da dâhil olur.

Edebiyat ne işe yarar? Zaman zaman benim de karşılaştığım bir sorudur bu. Özellikle yazar okuyucu buluşmalarında, sohbet dönüp dolaşır, neden şiir yazdığımıza, neden kitap okuduğumuza gelir. Tabii bu konu oldukça muhataralıdır. Her yazarın ayrı bir cevabı olur. Cevaplar çoğu kez birbirini tutmaz. Ama şu kesin: Yazar farkında olsun veya olmasın, belli bir amaç doğrultusunda yazar. Daha doğrusu yazarı tetikleyen, yazmaya sevk eden çeşitli sebepler vardır. Bazıları için bu, intikamdır, bazıları için itiraf edemediği aşk. Bazıları için geçim sıkıntısı, bazıları içinse, yaşadığı ve etkisinden kurtulamadığı bir travma. Daha birçok sebep sıralanabilir. Bazıları bu sebeplerin hiçbirini geçerli saymaz. “Yazıyorum işte, bunun herhangi bir sebebi yok” der. Dolayısıyla yazarın neden şiir, roman veya öykü yazdığı, okuyucunun da neden bunları okuduğu üzerine konuşmak, düşünmek ve yazmak ip üzerinde yürümeye benzer. Yanlış bir hamlede ipten düşmemek elde değildir.

YAZMANIN GÜCÜ

Edebiyatın İyileştirici Gücü – Edebiyat-Terapi Bağlamında Düşünceler Ahmet Sarı Ketebe Yayınları Eylül 2020 140 sayfa

Ahmet Sarı, yeni kitabı Edebiyatın İyileştirici Gücü’nde sağ salim karşıya geçmeyi başarıyor. Kitap, ip cambazlığına benzettiğim, neden edebiyatla iştigal edilir konusu üzerine yazılmış 92 denemeden oluşuyor. Ahmet Sarı konuyu olabildiğince sınırlandırmaya çalışıyor. Birincisi, her ne kadar resim, müzik, sinema ve felsefeden söz etse de, çıkış ve varış noktası edebiyat oluyor. Diğer ifadeyle “yaratıcı yazarlık”tan söz ediyor. Ve yaratıcı yazarlık sonucunda ortaya çıkan edebiyat ürününün okuyucu üzerindeki etkisinden. İkincisi; “Neden yaratıcı yazarlık?” sorusunu sadece iyileştirici, sağaltıcı yönüyle işliyor.

Aslında Ahmet Sarı bir nevi konuya sondaj vuruyor. Sondaj sırasında ortaya çıkan taş, kaya, kireç veya tordu diye nitelendirebileceğimiz ve her yazar ve okuyucuda farklı bir şekilde karşılık ve ifade bulan intikam, zenginlik, şöhret, yalnızlık gibi nedenlere takılmaması, Ahmet Sarı’yı onları da kapsayan, içine alan bir noktaya taşıyor. Ahmet Sarı’ya göre edebiyat, yazar için de okuyucu için de sağaltımdır. Sonuçta neden yazdığı veya neden okuduğu sorulan kişinin vereceği bütün cevaplar da, o kişide belli bir yaranın, derdin olduğunu gösterir. Ahmet Sarı, edebiyat üzerine bu şekilde temel bir noktadan hareket ederek düşünmeye başlar.

YAZARAK VE OKUYARAK SARILAN YARA

Yazar ve okuyucuda bir yaranın, derdin olduğu kesindir. Dert ve yaradan dolayı neden yazmaya veya okumaya yöneldiğimizi araştırır Ahmet Sarı. Temel bir noktadan harekete geçtiği için de, temel bir cevaba ulaşır: sağaltma, iyileşme, terapi ve teselli. Yazar yarasını iyileştirmek için yazar. Yazarın bu etkinliğine okuyucu da dâhil olur. Çünkü aynı yaradan okuyucuda da vardır. Yazar, yarasını yazarak, okuyucu da okuyarak iyileştirir. Ahmet Sarı daha güzel ifade etmiş: “Sanat -ya da edebiyat- bir terapi değildir, ama iyileştirmeye giden yolda, her alanda insana güven verir.” Yazar, nevrozunun farkındadır. Onu okuyucudan ayıran özellik budur. Yazar, nevrozunu fark eder, analiz eder, ortaya serer, bütün boyutlarıyla işler. Yazar, yarasıyla uğraşırken, yeteneğini, hayal dünyasını kullanır. Okuyucu, yazarın bu uzun iç yolculuğuna dahil olur. Hatta onu okuyarak bizzat deneyimler. Dolayısıyla yazar anlatırken, konuşurken, okuyucu da anlatır ve konuşur. İkisi de bir eserin sonunda aynı sonuca ulaşır: “Kurmaca, yazanı da okuyanı da sağaltır.”

KIZ ÇOCUĞUNA MEKTUPLAR

Kitapta Kafka örneği çok manidardır. Kafka hastadır; yemek yemek, su içmek bir yana, hava almakta bile zorlanmaktadır. Bu durumdayken, sevgilisi Dora Diamant ile gittiği bir parkta ağlayan bir çocuk görür ve ona neden ağladığını sorar. Kız çocuğunun oyuncak bebeği kaybolmuştur. Kafka, oyuncak bebeğin uzaklara gittiğini, kendisine de mektup yazacağını söyler ve oyuncak bebeğin ağzından kız çocuğuna bir ay boyunca mektup yazar. Kafka bu mektupları yazarken gayet ciddidir, öykülerine gösterdiği hassasiyeti mektuplara da gösterir. Kız çocuğu, mektuplardan dolayı ağlamayı bırakır, onun acısı hafifler. Mektuplar Kafka için de, hayatının son günlerinde tutamak olur. Mektupları yazarken Kafka’nın, dinlerken de kız çocuğunun yaraları sağalır. Mektuplar, kurmaca gerçekliktir. Kurmaca gerçeklik, kaybolan gerçeğin yerine geçmiştir. Mektuplar kız çocuğunun ayrılık acısını, Kafka’nın ise, hastalıktan dolayı çektiği acıyı hafifletir, dayanılır hale getirir.

Ahmet Sarı bu bağlamda “katharsis”, “talking cure”, “terapi”, “bibliyoterapi”, “arınma” kavramlarını da tartışır. Kitabın en güzel taraflarından biri de, akademik, bilimsel disiplin, yöntem gözetilmeden yazılmış olmasıdır. Bu da Ahmet Sarı’nın konuya bir akademisyen olarak değil sanatçı olarak yaklaştığını gösterir. Ahmet Sarı bütünüyle konunun içinde biri olarak düşünür. Bu yüzden olsa gerek eseri ne kadar zamanda yazdığını sorduğumda cevap vermedi. Çünkü cevap açıktı, Ahmet Sarı belki de kalemi eline aldığı ilk günden beri, bu konuyu düşünmekte ve araştırmaktaydı. Yazımı kısa sürebilir kitabın. Fakat içindeki düşüncelerin oluşması, belki de bir ömür gerektirir. Bu yüzden Ahmet Sarı, belli bir konu etrafında farklı düşünceleri de dile getirir. Çeşitli romanlardan örnekler verir. Yazarların biyografilerine, mektuplarına, günlüklerine kadar uzanır. Masal, şiir, sinema ve terapi arasında kurulan bağlantıları kitabına taşır. İlginçtir, Ahmet Sarı romanlardan doğrudan örnekler getirir. Başka ifadeyle bir romanda geçen konuyu özetler veya bir diyalogu alır ve onun bibliyoterapi bağlamında ne ifade ettiğini söyler. Bu biraz da kendi düşüncesine, daha doğrusu Edebiyatın İyileştirici Gücü’nde işlenen temel düşünceye dayanak bulmaktır. Masal, şiir ve sinema konusundaysa Edebiyat Terapi. Yoksunluktan Varoluşa, Şiir Terapi: Teori ve Pratik, Terapi Olarak Sinema gibi teknik kitaplardan yardım alır.

140 sayfalık Edebiyatın İyileştirici Gücü’nde psikoloji, sinema, felsefe, tasavvuf ve edebiyat alanları arasında sayısız bağlantılar kurulur. Bu, kitabın temel düşüncesini bütün boyutlarıyla aktarmaya, kendi düşüncesini diğer düşüncelerle sınamaya yarar. Edebiyatın İyileştirici Gücü’nde okuyucu konuya dair öyle veya böyle ulaştığı düşüncelerini, Ahmet Sarı’nın düşünceleriyle sınayacaktır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.