Hayat Çinin Barış Pınarı Harekatı algısı Nedenler ve sonuçlar

Çin’in Barış Pınarı Harekâtı algısı: Nedenler ve sonuçlar

Çinli akademisyen ve uzmanların Suriye’nin kuzeyinde sürmekte olan Barış Pınarı Harekatı’na yönelik bakışları Batı’nın sunduğu perspektiften süzülmektedir, öyle ki verilen rakamlar kullanılan terminolojiler bir tarafa yapılan eleştiriler ironik bir şekilde, Batı’nın taşıdığı liberal demokratik değerler üzerinden yapıldığı görülmektedir. Bu noktada, Çin-Türkiye ilişkilerinin gelişimi için düzenlenen hemen hemen her toplantıda vurgulanmakta olan, ülkelerin birbirlerini Batılı kaynaklar üzerinden değil, kendi kaynakları üzerinden okumaları gerektiği vurgusunun pratikte henüz karşılığını bulmadığı görülmektedir.

Haber Merkezi Yeni Şafak

Abdurrahim Sağır

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirmekte olduğu Barış Pınarı Harekatı başladığı günden itibaren dünya kamuoyu tarafından yakından takip edilmekte. Yaşanan gelişmelere bakıldığında; ABD’nin ekonomik yaptırım tehditleri, çeşitli AB ülkelerinin Türkiye’ye silah satışını kısmen veya tamamen durdurma kararı alması, çeşitli itham ve kınamalar, özellikle Batı kamuoyunda Türkiye aleyhinde bir mutabakatın oluştuğu görülmektedir. Rusya Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını belirtirken, Doğu’nun bir diğer küresel gücü Çin’in operasyona yönelik tedbirli bir yaklaşım sergilediği görülmektedir. Bu yazı, Türkiye’nin yürüttüğü sınır ötesi harekâtın Çin Halk Cumhuriyeti’nde, devlet ve toplum seviyelerinde nasıl algılandığına yönelik bir analiz sunmaktadır.

Başta ABD olmak üzere, çeşitli AB ülkelerinin en üst düzey diplomatik seviyede savurdukları tehditlerin yanında, Çin Halk Cumhuriyeti(ÇHC) şuana kadar yalnızca Dışişleri Bakanlığı basın sözcülüğü seviyesinde görüşlerini bildirmekle yetindi. Basın sözcüsü Shuang 15 Ekim’de yaptığı açıklamayla, Çin’in uluslararası ilişkilerde askeri güç kullanımına karşı olduğunu ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi çerçevesinde politik ve diplomatik kanallar üzerinden hareket edilmesi gerektiğini vurguladıktan sonra; ‘’Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunması gerekmektedir. Türkiye’yi askeri operasyonlarını durdurmaya ve siyasi uzlaşmanın doğru yoluna çağırıyoruz.’’ İfadelerini kullandı. Pekin’den yapılan bu açıklama, ÇHC diplomatik teamülleri çerçevesinde, uluslararası kriz anlarında, Pekin’in yaşanan krizin dinamiklerine vakıf olup stratejisini belirlemeden önceki ihtiyatlı yaklaşımını yansıtmaktadır. İlerleyen safhalarda bizzat Dışişleri Bakanı Wang Yi’den, Pekin’in tutumunu detaylandıran açıklamalar duymamız muhtemeldir.

SORUMLU BÜYÜK GÜÇ STRATEJİSİ

Çin’in göstermiş olduğu tepkiyi değerlendirmeden önce Suriye krizine yaklaşımını kısaca hatırlamakta fayda var. Başkan Xi Jinping dönemiyle birlikte Çin diplomasisi, uzun yıllardır takip ettiği ‘gücünü saklama’ stratejisinin yerini, ‘sorumlu büyük güç’ profiline bıraktığı derin bir dönüşüm sürecini tecrübe etmektedir. Bu bağlamda, Pekin’in Suriye stratejisi her ne kadar Washington ve Moskova’ya kıyasla düşük bir profilde seyretmiş olsa da, kendi diplomasi geleneği çerçevesinde değerlendirildiğinde, Pekin’in ‘sorumlu büyük güç’ olmanın gerektirdiği aktif bir diplomasi izleme çabası güttüğü görülmektedir. Suriye politikası gerek diplomatik gerekse askeri alanlarda bir takım ‘ilkleri’ barındırmakla beraber, yukarıda alıntılanan açıklamada da vurgulandığı gibi, Çin yönetimi Suriye krizinin ‘‘tek gerçekçi çözüm yolu olarak BM çatısını’’ (Wang Yi ) göstermiş ve bu bağlamda aktif bir BM diplomasisi izlemiştir.

Pekin’in Suriye izlediği aktif diplomasisinin temelinde ise, Zhou En Lai’ın 1953 yılında öne sürdüğü, Çin diplomasinin iki temel prensibi; ‘’egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı’’ ve ‘’iç işlere müdahil olmama’’ prensiplerinin yattığı görülmektedir. Libya’da ‘çekimser kalmasının’ (BMGK 1973) bedelini ödeyen Çin’in, Suriye’deki öncelikli hedefi, Amerika önderliğindeki bir Batı koalisyonu tarafından gerçekleştirilmesi muhtemel bir rejim değişikliğinin önlenmesi olarak öne çıkmıştır. Bu bağlamda, BMGK bünyesindeki Suriye görüşmelerinde, 1971’den bu yana süregelen ‘çekimser kalma’ stratejisini bir kenara bırakarak, yedi kere başvurduğu veto oylarıyla dünya kamuoyunu şaşırtmıştır. Pekin’in izlediği bu ‘aktif’ diplomasinin temellerine bakıldığında, ‘‘Suriye’nin egemenlik hakları, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunması’’ üzerinde kurgulandığı görülmektedir. Bu bağlamda düşünecek olursak, Esad rejimini, tüm uluslararası baskı ve eleştirilere rağmen ülkenin tek meşru otoritesi olarak savunan ve Batı’dan gelebilecek herhangi bir müdahaleye yol açabilecek her türlü girişimin karşısında durmuş olan Pekin’in, herhangi bir ülkenin Suriye’ye yönelik yapacağı bir sınır ötesi operasyona ılımlı yaklaşması ihtimaller dahilinde gözükmemektedir. Pekin’in henüz Türkiye’nin meşru güvenlik kaygıları oluşturan bölgesel dinamikleri tam manasıyla anlayamamış olmasının yanında, Ankara ve Pekin arasındaki ilişkilerin seviyesi düşünüldüğünde, Pekin’den diplomasi geleneğinin en temel prensiplerini ve Suriye krizinin başlangıcından beri sergilediği duruşu bir kenara bırakıp harekatı desteklemesini beklemek pek de gerçekçi durmamaktadır.

ORTADOĞU’NUN DİNAMİKLERİNİ OKUMAKTA ZORLANIYOR

ÇHC’nin BPH’ya yönelik ülke seviyesindeki reaksiyonun değerlendirmesinden sonra akademik & entelektüel çevrelerde oluşan reaksiyona baktığımızda, ne yazık ki daha negatif bir tutum karşımıza çıkmaktadır. 2015 yılında resmileşen düşünce kuruluşu açılımının ardından, Çin dış politika yapım sürecinin entelektüel çevrenin etki ve katkılarına daha açık hale geldiği göz önünde bulundurulduğunda, Çinli uzmanların operasyona yönelik algı ve tutumlarının, ilk etapta olmasa da orta vadede Pekin’in politikaları üzerinde bir takım izdüşümleri olacaktır. Çin’in küresel siyasetteki duruşunu güçlendirmek üzere gerçekleştirilen düşünce kuruluşu açılımının (Çin Karakteristiğinde Yeni Düşünce Kuruluşlarının Kurulması), en önemli yansımalarından birisi de ülke çapında hızla artan bölge çalışmaları merkezleri olmuştur. Bu doğrultuda, Ortadoğu da Çin’in artan ilgisinden nasibini almış durumda. Hali hazırda Çin genelinde, Ortadoğu üzerine faaliyet gösteren birçok kurum ve araştırmacı bulunmaktadır. Ancak ilerleyen satırlarda sunulacağı üzere, Çinli uzmanların Ortadoğu’nun hızla değişen dinamiklerini okumakta zorlandıkları görülmektedir.

Çin medyasına yansıyan haberlere ve Çinli uzmanların verdikleri demeçlere bakıldığında, öncelikli olarak batılı medyaya hakim olan ‘’Türkler Kürtleri öldürüyor‘’ tarzı bir retoriğin ön plana çıkmadığını belirtmemiz gerekiyor. Renmin Ribao, Guangming Ribao, Huanqiu gibi yazılı yayın yapan medya kuruluşlarının yayınlarında ve Çinli uzmanlar tarafından kaleme alınan analizlerde, harekatın hedefi olarak YPG unsurları (yahut terör unsurları) yerine ‘’Kürt silahlı kuvvetleri’’ (kuerderen wuzhuang) ibaresinin kullanıldığı görülmektedir. Detayına inmeden önce, yapılan analizlere genel olarak değerlendirecek olursak, Türkiye’nin silahlandırılmış PKK/YPG terör unsurları karşısındaki meşru güvenlik kaygılarının Çinli uzmanlar tarafından yeterince anlaşılamadığı görülmektedir.

Yapılan değerlendirmelerde kullanılan kavramlar ve verilen (yanlış)istatistiki bilgilere bakıldığında, Çinli uzmanların konuyla ilgili malumatlarını, birinci elden bilgi edinebilecekleri Türkiye’deki kaynaklardan değil de Batılı kaynaklar üzerinden aldıkları görülmektedir. Örneğin China Military Online sitesinde yayınlanan bir analizde operasyonun öncelikli hedefi olarak ‘’Türkiye’de yaşamakta olan ‘bir milyon’ Suriyeli mülteciyi yerleştirmek için güvenli bölge oluşturmak’’, gösterilmektedir. Önde gelen bir diğer Ortadoğu uzmanı ise, verdiği demeçte güvenli bölgenin ilk adım olduğu, ‘’Türkiye’nin nihai hedefinin Suriye’de Sünni bir otorite kurmak olduğunu ve bunun için uğraştığını’’ belirtmektedir. Bunun yanı sıra Batılı medyada kullanılan neo-Osmanlıcılık kavramının da yapılan değerlendirmelerde sıkça kullanıldığı görülmektedir. Örneğin, Çin’in önde gelen düşünce kuruluşlarından Chinese Institute of Contemporary International Relations’ın Ortadoğu Departmanı’ndan bir uzmanın yaptığı analizde TSK’nın gerçekleştirmekte olduğu Barış Pınarı operasyonu ‘’ ‘Yeni Osmanlıcılık’ stratejisi çerçevesinde … Ortadoğu’da hegemonya kurma çabalarının bir dışa vurumu’’ olarak nitelendirilmektedir.

Çinli uzmanların, PKK’nın uzantısı olan bir örgütün Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca silahlandırılmış olmasının Türkiye’nin egemenliğine yönelik oluşturduğu tehditlerden ziyade operasyonun arkasında bulabilecekleri bir takım ‘örtülü hedeflerin’ arayışında olduğu görülmektedir. Bu hedeflerin ise -Batı kamuoyunda olduğu gibi- çoğunlukla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kişisel politik hırsları’ olarak betimlenildiği görülmektedir. Örneğin; Çin’in önde gelen Ortadoğu uzmanlarından bir tanesine göre: ‘’Geçtiğimiz beş-altı yıl içerisinde Türkiye ekonomisi beklenen geri dönüşü yapamadı, ekonomik büyümenin yeterli seviyeye ulaşamaması ve gelecekte gözüken problemler Erdoğan’ı ‘güvenlik kartını’ oynamaya sevk etti.’’ Bir diğer uzman ise verdiği demeçte harekatı ‘’Erdoğan’ın Sünni Ortadoğu stratejisinin ve Osmanlı hayalinin bir parçası’’ olarak yorumlamakta.

TÜRKİYE’YE BATI PERSPEKTİFİNDEN BAKIYORLAR

Görüldüğü gibi, Çinli akademisyen ve uzmanların Suriye’nin kuzeyinde sürmekte olan Barış Pınarı Harekatı’na yönelik bakışları Batı’nın sunduğu perspektiften süzülmektedir, öyle ki verilen rakamlar kullanılan terminolojiler bir tarafa yapılan eleştiriler ironik bir şekilde, Batı’nın taşıdığı liberal demokratik değerler üzerinden yapıldığı görülmektedir. Bu noktada, Çin-Türkiye ilişkilerinin gelişimi için düzenlenen hemen hemen her toplantıda vurgulanmakta olan, ülkelerin birbirlerini Batılı kaynaklar üzerinden değil, kendi kaynakları üzerinden okumaları gerektiği vurgusunun pratikte henüz karşılığını bulmadığı görülmektedir. Barış Pınarı Harekatı özelinden bakacak olursak da; Çinli akademisyen ve uzmanların gereken mesleki hassasiyeti göstermemesinin yanı sıra, Türkiye olarak, ülke egemenliğimizle ilgili böylesine önemli bir operasyonun, maalesef ki, Çin kamuoyuna gereken düzeyde sunamadığımız gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bu noktada, entelektüel düzeyde kümelenmekte olan söz konusu yanlış yargı ve değerlendirmelerin, karar alma mekanizmasındaki çeşitli aktörler tarafından ‘emilimi’ gerçekleşmeden önce, Çinli üst düzey liderler ile doğrudan temasa geçerek, harekata sebep olan çekincelerin ve Türkiye’nin nihai hedefinin Pekin’e sağlıklı bir şekilde aktarılması -uluslararası kamuoyunda Türkiye’ye karşı oluşturulan genel tutum da düşünüldüğünde- önem arz etmektedir. Uzun vadede ise, özellikle, Çin’in dış politika yapım sürecindeki ve kamuoyu üzerindeki etki alanları giderek artmakta olan Çinli düşünce kuruluşlarıyla geliştirilebilecek çeşitli işbirliği modelleri üzerinden, Çinli uzmanların ülkemiz hakkındaki gelişmeleri birincil kaynaklardan takip etmeleri sağlanabilirse, Batı’da oluşan(oluşturulan) önyargıların Doğu’da da yankılanmasının önüne geçilebilir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.