Hayat Dostlukla seslenmek istiyorum

Dostlukla seslenmek istiyorum

Roland Barthes’ın kadın, sevgi, tiyatro, modernizm, sanat ve benzeri konularda yaptığı keskin eleştiriler bir de onun mektupları eşliğinde okunmalıdır. “Roland Barthes’in Dostluğu”nda, Philippe Sollers’a yazılmış bu mektup örneklerini okuyabiliriz. Mektuplar; Roland Barthes felsefesinin karanlıkta kalan yönlerini kısmen de olsa aydınlatmaktadır.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Dostlukla seslenmek istiyorum
Roland Barthes'ın Dostluğu

ÖMER YALÇINOVA

Roland Barthes’in Dostluğu otuz beş kısa mektup ve dört yazıdan oluşuyor. Mektuplar Roland Barthes’e ait. Yazıların altında Philippe Sollers imzası bulunuyor. Roland Barthes mektupları Philippe Sollers’e yazmış. Mektuplar Roland Barthes’in özlem ve sevgilerini dile getirdiği kısa mesajlar şeklindedir. Bazılarında şehir veya kitaplarla ilgili birkaç cümleden oluşan şahsi yorumlar da var.
Kitabın ismi konulurken isabetli bir seçim yapılmış. Zira kitabın sonuna gelindiğinde akılda sadece Roland Barthes’ın dostluğu kalıyor. Bu, Fransızlara özgü olduğu söylenen ve pek ala ikiyüzlülükle de açıklanabilecek olan nezaket ve centilmenlik gösterilerine benzemiyor. Barthes’ın ifadelerinden bu dostluğu hissediyorsunuz. Sonraya bırakılan intikamın soğukluğu değil, belki de özlemi duyulan dostluğun sıcaklığı vardır Barthes’ın ifadelerinde. “Sizi sık sık düşünüyorum, sizi özlediğimi söylemek istiyorum: (Amerika’da) özlenen sizsiniz!” (s. 61).


DOSTLUK RENK DEĞİŞTİRİR


Bu tür dostluk ifadelerine ilerleyen mektuplarda rastlamıyoruz. Buradan yola çıkarak dostluğa dair fikirler edinmek de mümkün. Her dostluk başladığı şekliyle devam etmeyebilir. Etmemesi de normaldir, çünkü dostluk da renk değiştiren bir şeydir. Barthes’la Sollers’ın dostluğu ilerleyen zamanlarda bir fikir dostluğuna dönüşür. Çünkü ikisi de birbirine hayrandır. İkisi de birbirini ilk önce yazılarından, yani fikirlerinden tanımışlardır.
Sollers kolay hayran olan biri olmadığını belirttikten sonra Barthes’a duyduğu hayranlığı dile getirir. Sonra da onun kendine duyduğu hayranlığı… Sollers’a göre bu çift taraflı hayranlığın nedeni aralarındaki farktır. Birbirlerinden çok farklı oldukları için birbirlerine hayranlık beslemektedirler Barthes’la Sollers. Bu farklılık onların zihin dünyalarını beslediği gibi dostluklarının daha fazla ilerlemesini de sağlar. Tabii bu nokta da Sollers, aslan payını Barthes’a bırakır. “Aslında kendisi yaptığım her şeyi bağışlardı: Dostluk da budur işte.” (s. 32)
Kitabın güzel tarafı Barthes’ın şahsiyetine dair güçlü ipuçları taşımasıdır. Sonuçta yazarın şahsiyetine dair edinilen izlenim, onun kitabını okurken yardımcı olabilir. Öyle olduğu için Roland Barthes’in Dostluğu’nu okuduktan sonra tekrar Barthes’ın kitaplarına göz gezdirebilir, onun keskin eleştirilerini bir de “Eleştiri sevgi dolu olmalıdır der Barthes.” ( s. 29) cümlesi eşliğinde düşünebiliriz. O zaman belki de Barthes felsefesinin karanlıkta kalan bir alanı daha aydınlanmış olur.
Barthes’ın mektuplarına Sollers cevap yazmış mıydı? Ya da Barthes, Sollers’ın hangi mektubuna karşılık bu mektupları yazmıştı? Bunları bilemiyoruz, çünkü Sollers’ın mektupları kitapta yok. Bu açığı gidermek için olsa gerek Sollers kitaba Barthes’le ilgili dört yazı eklemiş. Bunlardan ilki 2014, ikincisi 1971, üçüncüsü 2009, dördüncüsü ise 2015’ta yazılmış. Okuyucuyu en çok zorlayan yazı, ikincisi yani 1971’de yazılmış olan “R.B.”dir. Diğer üç yazı Barthes’ın ölümünden (1980) sonra yazılmıştır. “R.B.”de Sollers’ın üslubu biraz tutuk, anlatımı karışık, ifadeleri muğlaktır. Yazıyı Barthes’in görecek olmasının bu zorlanışta etkisi olduğu söylenebilir. Ya da 1971’lerde Sollers bu tür yazıları yeni yeni yazmaya başlamış, bu yüzden acemilik çekmiş olabilir. Diğer yazılardaki rahatlık ise kendini artık dili, üslubu, anlatımı oturmuş bir yazar olarak ispat etmiş olmasından kaynaklanıyordur.
Sollers bir romancıdır. Fakat Barthes’la dostluğunu anlatırken bu romancılığından ziyade denemeciliğini kullanmıştır. Bir romancıdan dostuyla ilgili yazarken daha çok hatıra anlatması beklenirdi. Sollers bunu tercih etmemiş. Barthes ve Sollers klasik anlatım yöntemlerden olabildiğince uzak duran, klişeye düşmanlık besleyen avangart yazarlardır. Bu yüzden Sollers, Barthes’la olan dostluğunu anlatırken rahat hareket eder, daha doğrusu bilinçaltını serbest bırakır, o an aklına gelen şeyler üzerinde durur. Bunda benim zihnimde iz bırakan şey, okuyucunun zihninde de iz bırakır düşüncesi etkili olmuştur. Sollers dost olan Barthes ve yazar olan Barthes’tan hangi etkileri almışsa onları okuyucusuna taşımak istemiştir. Oturup ben Barthes’ı anlatmalıyım diyerek anılarını yazmamıştır. Bu yüzden Sollers’ın yazılarından Barthes’a dair birkaç imaj ve tespit kalır.
Sollers, Barthes’ın şahsiyetinden ziyade dönemi içindeki etkisini ve düşüncelerini yazmak istemiştir. Yani Bartes’ın felsefesi, kendi felsefesinde ne tür yankılar uyandırmış, Barthes’ın şahsiyet ve hayatıyla felsefesi arasındaki bağlantılar neler olabilir, bunlara yoğunlaşmaya çalışmıştır. Bu yüzden Roland Barthes’in Dostluğu bir anı kitabı değildir. O, bir düşünme egzersizine dönüşmüştür. Mektuplarda Barthes’in dostlarına yaklaşımını görürken, Sollers’in yazılarında Barthes’in çalışmaları, entelektüel kavgaları ve kaygıları ön plana çıkmıştır.


FİKİRLERDE BULUŞMAK


Barthes’la Sollers’ın fikir dostluğundan söz ettik. Peki hangi fikirlerde buluşmaktadır bu iki dost? İlk önce “…edebiyat, siyasete yönelik tamamıyla özel bir bakışa olanak verir.” (s. 12) düşüncesindeki mutabakattan söz edebiliriz. Sollers’a göre “Barthes: Edebiyat üzerinden siyaset yapan biridir.” (s. 12) Bu cümleyi yanlış anlamamak lazım. Çünkü Sollers kesinlikle siyasetin güdümündeki bir edebiyattan söz etmemektedir. Ya da siyasete göre eğilip bükülen, kendi tercih ve teklifleri olmayan, varoluşu tamamen siyasi cereyanlara bağlı bir edebiyattan söz etmemektedir. Onun kastı, edebiyatın “…daha çok siyasete ilişkin doğruyu, gerçeği söylemeye olanak…” vermesiyle alakalıdır. Sollers’ın ifadelerinden siyasetin dil ve edebiyat üzerinden ilerlediğini ve ifadesini bulduğunu da çıkarabiliriz. Bu, her şey siyasettir anlayışının farklı bir ifadesidir diye de yorumlanabilir.
Edebiyata yaklaşım açısından buluşan Barthes’le Sollers, bir de antifaşizmde buluşurlar. Barthes’ın “Fransız faşizmi”ne dair çözümlemelerine dikkat çeken Soller, onun Marksist yönünü de buna dayanarak açıklar. Ve Sollers (katılırız veya katılmayız) kendisiyle Barthes’ın hayatını neredeyse şu birkaç cümleyle özetlemeye çalışır: “Zaten edebiyatın kendisi savaştır.”, “Edebiyat savaştır.” (s. 14).

  • KİTABIN KÜNYESİ
  • Roland Barthes’ın Dostluğu
  • Philippe Sollers
  • Çeviren: Sema Rifat
  • Yapı Kredi Yayınları
  • Mart 2017
  • 162 sayfa

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.