Hayat Fransanın ağır çekim düşüşü

Fransa’nın ağır çekim düşüşü

Fransa’yı hırçınlaştıran başarısızlık tablosu, dünyanın kendisine yeni bir gelecek tahayyül ettiği zamanlara denk geliyor. Küresel iştahın tetikçi kahyalığına soyunan Birleşik Arap Emirlikleri, toplu mezarlardan fışkıran cesetlerin müsebbibi Hafter ve Suriye başta olmak üzere dünyanın farklı birçok coğrafyasında yitirilmiş bir akılla ölüm kusan Rus savaş makinesi… Fransa kendisine müttefik olarak bu ekseni seçmiş durumda. Ancak iç karışıklıklar elini giderek zayıflatıyor ve hataları birbiri üzerine yapıyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Fotoğraf: Arşiv
Fotoğraf: Arşiv

İbrahim İzgi - Yazar

La Haine, 1995 yapımı bir Fransız filmi. Banliyölerdeki öfkeyi yansıtan film, gençlik yıllarımda ilgimi çekmişti. La Haine, Türkçe’ye Protesto olarak çevrilmişti ama anlamı bu değil, açık bir şekilde “nefret.” Fransız toplumunun yere çakılmasını 25 yıl önce gösteren bir erken uyarı diyebiliriz. Ses duyulmuş mudur? Basitçe: Hayır. Neden? Filmin içindeki ifadelerle hatırlayalım: “Bu düşen bir toplumun hikayesi… Düşerken kendini rahatlatmak için sürekli şunu tekrar edermiş: Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.” Film bir kehanet gibi Fransa’nın geleceğinden haber veriyor. Toplumun içinde bulunduğu açmazları, geçmişten taşınan kolonyal bagajları daha birçok meseleyi öfkeli bir ses tonuyla anlatıyor.

EMPERYAL AKIL KÖŞEYE SIKIŞTI

2020 yılındaki pandemi süreci her toplumun yaralarını açık hale getirdi. Fransa bunların başında geliyor. Sarı Yeleklilerle ısınan Fransız sokakları eski sömürgelerden gelen göçmenlerin biriktirdiği öfkeyi de gün yüzüne çıkaran bir kaynama noktasına ulaştı. Kovid sürecinde hızlı trenlerle şehirlerarası taşınan ağır hastalar, hayalet şehre dönen Paris ve ülkenin karşı karşıya olduğu ekonomik ve diplomatik zorluklar yeni bir Fransa’yı işaret ediyordu. Kendisi de bir pilot olan Antonie De Saint-Exupery’nin Küçük Prens’i bugünleri görse eminim hayret ederdi. Nasıl etmesin ki? Fransa’nın büyüklük alametleri sayılan tüm semboller teker teker yıkılmaya başlıyor. Bundan 171 yıl önce Cezayir’de şehit ettiği bağımsızlık savaşçılarının Paris’te rehin tuttuğu ceset parçalarını iade etmek zorunda kaldı. Cezayir için sembolik anlamı çok yüksek olan bu gelişme aynı zamanda kolonyal geçmişin izharı olarak görülebilir. Fransız diplomasinin sosyal medya hesapları TRT World’un Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Napolyon özentisi kolonyal tavırlarını eleştiren videosunu bizzat cevap verdiler. Daha önce genel olarak görmezden gelinen bu tarz eleştiriler üst perdeden muhatap alındı. Sebebi, Fransız emperyal aklının sıkıştığı köşeden çıkma niyetiydi.

Saint-Exupery’nin temsil ettiği nahif Fransız idealizmiyle günümüz gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor. Bundan 41 yıl önce Humeyni’yi Tahran’a taşıyan Air France uçağını gözünüzün önüne getirin. İran’ın geleceğini taşıyan bu uçak aynı zamanda Fransa’nın azametinin de sembolüydü. Fransa, Humeyni devrimine verdiği açık desteğin karşılığını İran tarafından cömertçe verilen ihaleler ve özellikle Fransız lisansıyla üretilen Peykan arabalarıyla fazlasıyla aldı. Petro-kimya ve diğer sektörlerdeki varlığını hatırlatmaya bile gerek yok. Ancak zaman değişti ve Fransa’nın yüksekten uçan bir uçakla ülkelerin geleceğini tayin etme dönemi sona erdi. Alman ortaklığıyla yazılan başarı hikâyesi EADS ve Airbus bile bunu örtmeye kafi gelmiyor. Büyük umutlarla geliştirilen A380 modelinin ticari başarısızlığı sadece geleceği okuyamamak değil aynı zamanda kaybedilen nüfuzun sembolik bir göstergesiydi. Ses hızını aşan Concorde’un daha önceki ticari olarak başarısızlığı gibi bu da değişen dünyayı okuyamamanın bir sonucuydu. AirFrance’ın Hollandalı KLM ile birleşmesi başka bir açıdan Fransız açmazını işaret ediyordu. Fransa artık mavi göklerde belirleyici bir ufka sahip değildi. Askeri maksatlı A400M modelinin elde ettiği başarı aslında gerçekçi bir yaklaşımla yeni gerçeklere adapte olmanın yolunu usulca izah ediyordu. Türkiye gibi yükselişte olan güçlerle yapılacak stratejik işbirlikleri bir çözüm olabilirdi. Nitekim pandemi sürecinde Türkiye’nin yumuşak gücünü taşıyan en önemli araç Koca Yusuf adını verdiği A400M uçaklarıydı. Diplomatik bir araca dönüşen Koca Yusuflar Türkiye’nin hikayesini tüm dünyaya ulaştırırken Fransa geçmişte kalan hikayeleri yeniden tekrarlama gayretine düştü.

STRATEJİK MİYOPLUK, KOLONYAL KİBİR

Libya’da İran hikayesine benzer şekilde yeni bir iddiaya girişti ama bu defa hiç de makul olmayan bir strateji ile ayakları yere basmayan bir maceraya girişti. Hafter’in hesapsız ihtiraslarının yanında durması Fransa’nın sahip olduğu stratejik miyopluğun ötesinde kolonyal kibrinin de hazin hikayesi. Artık işlemeyen siyasi mekanizmasını yenilemeye çalışan Fransa, suçu NATO başta olmak üzere içinde bulunduğu ama etkisiz kaldığı uluslararası yapılara atıyor ve ittifakların dışındaki ikili ilişkilerle kendine yeni bir gelecek arıyor. Doğru stratejiyi bulduğu takdirde bunu sahaya yayabilecek beşeri enstrümanlara sahip ama toplam bir çöküntü görüntüsü bunu engelliyor. Air France uzun sayılmayan bir süre önce uçuşlarda tasarrufu sağlamak için Hop adında yeni bir markayı hayata geçirmişti. Fiyat rekabetiyle operasyonlarına taze kan enjekte etmeye çalıştı. Kovid sürecinde Alman Lufthansa gibi devlet desteğini talep etti ve isteklerini aldıktan sonra 7500 işçisini kapının önüne koydu. Air France’ın çöküş hikayesi aynı zamanda kolonyal mirasa veda anlamına geliyor. Dünyayı Paris üzerinden okuyan Afrika dünyası artık İstanbul gibi başka merkezler üzerinden dünyaya ulaşıyor. Bunu sadece Türk Hava Yolları’nın büyüme stratejisiyle açıklamak eksik kalacaktır. Türkiye’nin Kızılay ve TİKA öncülüğündeki insani yardım çalışmaları, Somali ve Libya’daki askeri varlığı, Türkiye Maarif Vakfı ile neredeyse tüm kıtaya yayılan eğitim faaliyetleri, ikili ticari işbirlikleri, Yurtdışı Türkler Başkanlığı ile Türkiye’de sağladığı eğitim fırsatları Afrika resminin parçalarını oluşturuyor. Zimbabve’de güncel olarak çözülen su problemi devam eden başarı hikayesinin sayfalarını oluşturuyor. Türkiye’nin attığı her adım Fransa’nın kolonyal cenazesine çakılan bir çiviyi sembolize ediyor. Yıllardır baskıcı rejimler marifetiyle devam ettirdiği sömürü düzeni yerini bambaşka bir alternatife bırakıyor. Mali ve diğer yerlerdeki Fransız askeri varlığı giderek artan şekilde eleştiriliyor ve “terörist” suçlamasına muhatap oluyor. Afrika’yı yüzyıllar boyunca bir mücevher olarak elinde tutan Fransa, stratejik öneme haiz Libya’da karşılaştığı mevzi başarısızlığı hazmedemiyor. Bir umutla eski sayfalarını karıştırdığında ise katliamlardan başka hikaye göremiyor.

HOROZ YANLIŞ VAKİTTE ÖTTÜ

Fransa’yı hırçınlaştıran bu başarısızlık tablosu, dünyanın kendisine yeni bir gelecek tahayyül ettiği zamanlara denk geliyor. Küresel iştahın tetikçi kahyalığına soyunan Birleşik Arap Emirlikleri, toplu mezarlardan fışkıran cesetlerin müsebbibi Hafter ve Suriye başta olmak üzere dünyanın farklı birçok coğrafyasında yitirilmiş bir akılla ölüm kusan Rus savaş makinesi… Fransa kendisine müttefik olarak bu ekseni seçmiş durumda. Ancak iç karışıklıklar elini giderek zayıflatıyor ve hataları birbiri üzerine yapıyor. İran’a gönderdiği AirFrance uçağını bulmakta zorlanacağı gibi uçaktan indirecek bir müttefik tayini de pek kolay görünmüyor. Aksine sokaklardan yükselen homurtular eski müttefiklerinin bakışlarını değiştiriyor. Geleneksel olarak Fransız ilgi alanında kalmış Lübnan’ın ekonomik çöküşünü sadece izlemek zorunda kalmak, Macron için zor olsa gerek. İkinci sınıf aktörlerle oyun kurmaya çalışmak da milli sembolü kabaran bir horoz olan Fransızlar için zor olsa gerek. Dış başarısızlıkların faturasını kendi sokaklarında ödemek zorunda kalmak da pek alışık oldukları bir durum değil.

Osmanlı’nın cenazesinden kendine bir Akdeniz elbisesi dikmeye çalışmak Fransa için gurur vericiydi. Ama şimdi o kıyafet emperyal ihtiraslarının kefenine dönüşmüş durumda. Libya’daki çaresizlik içindeki öfkeleri tıpkı La Haine filminde anlattıkları hikayeye benziyor. Fransa, bayrağındaki renklerin kendisine görevler yükleyen bir manifestoya dönüşmesinin hayretiyle yaşıyor. Sadece Fransa içinde değil kendisine bağlı aparat olarak gördüğü uluslararası ilişkileri de ciddi hasar görnüş durumda. Aradığı suçlu ne beyin ölümünü ilan ettiği NATO ne de Libya’da sataşmak zorunda hissettiği Türkiye. Zamanı okumaktan aciz kalan yönetim anlayışı. AirFrance’ın KLM ile teselli arayan hikayesinin 7500 kişiyi işten çıkarması, daha sonra yaşayacağı zorlu günlerin yanında hafif kalabilir. Düşüşün öfkesi Fransa’yı yeni bir kavşağa sürüklüyor. Trafiğin hayli hızlı işlediği bu kavşak kaza risklerini beraberinde getirebilir.

Hızla yere çarpmakta olan Fransa kendi kendine şunu tekrarlıyor: “Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.”

Çarpışma anı hızla yaklaşıyor ve bunu söyleyen herkes Fransa’nın canını sıkıyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.