Hayat iPhonedan Huaweiye Yeni teknoloji jeopolitiği

iPhone’dan Huawei’ye: Yeni teknoloji jeopolitiği

Ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin jeopolitiği, zaten hissediliyor. Çin, kendi modelinden sağladığı yararı projelendirmeye devam ediyor. Pekin, artık kendi bölgesi ile sınırlanmaktan memnun değil. Avrupa, yaklaşımını ikiye katlamayı ve teknoloji şirketlerini teslim almayı, düzenlemeyi tercih ediyor. Buna karşılık ABD, teknoloji ihracatını azaltmak da dahil olmak üzere 14 kritik alanda daha çatışmacı bir tutum benimsiyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Düşünce günlüğü
Düşünce günlüğü

DHRUVA JAİSHANKAR

Bu yaz, pek çok uluslararası başkentteki toplantılarda -Singapur’daki savunma bakanları buluşmasından, Paris’te ekonomi politiğin ağır topları ve CEO’larının toplantısına kadar- tartışmalar çoğunlukla teknolojinin etkisi çevresinde döndü. Elbette, teknolojik gelişmelerin, barut veya demiryollarının ortaya çıkması ya da radyo veya nükleer fizyon ustalığı gibi küresel ekonomi ve uluslararası güvenlik açısından uzun süreli etkileri olmuştur. Ancak “tarihin geri dönüşü” ile, -anomal bir pozitif toplamlı gelişim döneminden sonra- teknoloji jeopolitiğinin geri dönüşüne şahit olabiliriz. Bu teknolojik değişimin ölçeği ve hızı, dünyanın büyük güçleri için öne çıkan fırsatları ve zorlukları tamamen içselleştirmeyi zorlaştırmaktadır.

Temelde, teknolojik gelişmelere farklı yaklaşımlar ve özellikle de verinin kullanımı, teknolojik yarışı güvenlik konusu haline getirerek jeopolitik yarışın hatlarını şekillendirmekle ve dünyayı bölmekle tehdit etmektedir. “Medeniyetler çatışması” yerine, “otomasyon savaşları” ile karşı karşıya olabiliriz.

iPHONE ÇAĞI

Geçtiğimiz yirmi ila otuz yılda bir sapma olmuş olabilir. Küreselleşmenin hızlanması bu döneme damga vurdu: daha hızlı, daha ucuz ve daha etkili ürün, insan, para, bilgi ve enerji akışı. Bu dönemde, genişbant ve uydu telekomünikasyonunda hızlı gelişmeler, mikroişlemci hızlarında artış, daha verimli enerji kullanımı, küresel finansal piyasaların evrimi ve imalat tedarik zincirlerinin dağılması gözlendi. Bu dünyanın ilahı ise iPhone’du.

Ancak küreselleşmenin iPhone devrinin kalbinde doğal bir uzlaşma vardı. ABD ve diğer gelişmiş ekonomiler, elde edilen fikri mülkiyetten ve pazarlama güçlerinden faydalanarak yenilikçiliğin dünya liderlerleri olarak kaldı. Bu sırada, bu ürünlerin fiili üretimi, başta Çin olmak üzere düşük gelirli ülkelere ve Doğu ve Güneydoğu Asya’nın bazı bölgelerine kaydırıldı. Düşük maliyetli hizmetler -yazılım geliştirme, araştırma ve destek çalışmaları- Hindistan gibi yerlerden dış kaynak kullanımı sağladı. Küresel ekonomi büyüdü ve Çin, ABD ve Hindistan gibi bazı ülkeler diğerlerinden çok daha fazla yararlanmış olsa da herkes bundan yararlandı.

TEKNOLOJİNİN SONRAKİ DALGASI

Ancak çoğu halihazırda gelişmekte olan yeni teknoloji çağı, sadece bu gelişmelere dayalı olmayabilir- tersine, mantık dışı yöntemlerle, aslında daha önceki atılımların küreselleşen etkilerini baltalayabilir. Bugüne kadar, pek çok yeni gelişme çoğu tüketici için yalnızca modadır; bu nedenle, yeni teknolojik gelişmelerin neyi kapsayacağını analiz etmek önemlidir. Bu teknolojiler altı geniş alanda gruplandırılabilir. Bu teknolojilerin kombinasyonları, bazılarının Dördüncü Sanayi Devrimi olarak tanımladığı şeyin temelini oluşturabilir.

Her ikisi de giderek artan bir şekilde uzak sunuculara (“bulut”) geçiş yapacak olan bilgi işlem ve depolama, maliyeti düşürüyor ve veri depolama ölçeğini artırıyor. Bunun, güvenlik ve iletişim için potansiyel etkileri olabilir; özellikle de dağınık kayıt tutma (blok zinciri) ve veri depolama alanındaki yeni gelişmeler gibi özellikler için.

Telekomünikasyon için özellikle de mevcut sistemlerden 20 kata kadar hızlı çalışabilen, düşük gecikme süresine sahip (veri iletişiminde gecikme) beşinci nesil (5G) bir altyapının gelişmesi ise sürücüsüz araçlar ve makineden makineye iletişim dahil olmak üzere çok çeşitli uygulamaları mümkün kılacaktır.

Yapay zeka alanında özellikle de bilgisayarlara veri öğretmek için çok büyük miktarda veri besleyerek hızlı ve doğru örüntü tanımayı da kapsayan makine öğrenimi daha sonra bir zeka biçimine benzemesi için dile, görsel imgelere ve diğer alanlara uygulanabilir.

Otomasyon alanındaki gelişmeler ise fiziksel nesnelerin çevrimiçi entegrasyonu da dahil olmak üzere siber fiziksel sistemler (CPS) ve nesnelerin interneti (IoT) olarak gruplanabilir. Sağlık gözlemlerini, uzaktan yönetilen fabrika robotlarını ya da internet etkin güvenlik sistemlerini düşünün.

İmalatın malzemelerin, optiklerin, sensörlerin ve eklemleri üretimin (“3D baskı”) de dahil olduğu bir hale doğru geliştiği gözlemleniyor.

Enerji alanında ise özellikle yenilenebilir ve mobil enerji kaynakları ve daha akıllı yönetim sistemlerinin geliştiğine tanıklık ediyoruz.

Birleştirildiğinde, bu değişiklikler küreselleşmenin her yönünü etkilemeye başladı bile. Bunun doğrudan tüketiciler tarafından hissedileceği gelişmekte olan sektörler ise şöyle; bilgi için sosyal medya, sermaye akışı için finansal teknolojiler ( “fintech”, örneğin dijital ödemeler), mal ticareti için e-ticaret (hem toptan hem perakende), hareketliliği ve sosyal servisleri etkileyen e-servisler ( uçtan uca işler, otomasyon ve dijital kimlik saptama da dahil), ve enerji kaynaklarının ve yönetiminin değişmesi.

Çoğu “unicorn” -1 milyar doların üzerinde değere sahip genç yenilikçi şirketler (start-up)- bu alanlardan birinde veya daha fazlasında yer alır. QQ, Stripe, Rakuten, Oyo ya da Tesla’yı düşünün. Bugünün teknoloji devleri, start-upların fayda sağladığı gelecekteki teknolojilere zaten yatırım yapıyor: Google makine öğrenimine, Samsung 5G’ye, Amazon ve Alibaba ise otomasyona ve daha niceleri.

VERİYE ÜÇ YAKLAŞIM

Temelde bu değişikliklerin hepsinin olmasa da çoğu, basit bir felsefi seçim olacaktır: Kullanıcı verilerini kim alacak, kontrol edecek ve yönetecek? Verilere erişim, eninde sonunda ürünlerin kalitesini ve pazar payını belirleyecektir. Kişilerin verilerine, özel şirketlerin, devletlerin ya da kullanıcıların kendilerinin mi sahip olacağına dair kararlar, küresel ekonominin geleceği ve jeopolitik için muazzam sonuçlar doğuracaktır.

Genel olarak bu konuda üç farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır. ABD’de, Facebook, Netflix, Google ve Amazon gibi büyük şirketler, başarılı bir şekilde para kazandıkları kullanıcılarının verilerinin çoğuna erişimi elinde tutuyor. Bu, araştırma ve geliştirme, tasarım ve pazarlamaya odaklanarak özel sektör öncülüğündeki yeniliğin egemen olduğu bir kültürü yansıtmaktadır. Bu model, ABD teknoloji sektörünün, genellikle tüketici hakları ve mahremiyet pahasına olsa da, uluslararası rekabet edilebilirliğini (bugün halka açık olan en değerli beş şirket ABD merkezli teknoloji firmalarıdır) korumasını sağlamıştır.

İkinci model ise Avrupa Birliği tarafından şekillendirilmiştir. Bu modelde vatandaş ve tüketici haklarına, şirketlerin rekabet edebilirliği pahasına öncelik verilmiştir. Bireylere kişisel verilerini kontrol hakkı veren Avrupa Birliği'nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR), bu değerleri en iyi şekilde yakalamaktadır.

Bununla birlikte en büyük değişiklik, hükümetin vatandaşların verilerine daha fazla erişebildiği bir devlet destekli teknolojik rekabet biçimi olarak tanımlanan Çin’de üçüncü bir modelin ortaya çıkmasıdır. Korunan bir pazar ve önemli finansal kaynaklar ile birleştirildiğinde, Huawei, Tencent, Alibaba, ZTE ve Xiaomi gibi Çinli firmalar artık ABD’li ve Avrupalı teknoloji devleriyle rekabet edebiliyor. Dijital ödeme ve 5G gibi bazı alanlarda, Çinli firmalar diğer ülkelerdeki rakiplerinin önüne geçti.

Her üç model de ABD, Avrupa ve Çin toplumlarının karşılaştırmalı üstünlüklerine dayanarak ulusal şampiyonları teşvik etme eğilimini yansıtsa da, küreselleşmenin iPhone aşamasını destekleyen dinamikleri yıpratıyor. Muhtemel sonuç, daha parçalı ve rekabetçi bir teknolojik manzaradır. Bu, bir Avrupa ekonomistinin yakın zamanda kullandığı küreselleşmenin “Huawei aşaması” olarak adlandırdığı şeyin ortaya çıkmasına iyi bir işaret olabilir: ki bu aslında küreselleşmenin geri çekilmesine tanık olabilecek bir aşama.

TEKNOLOJİNİN YENİDEN GÜVENCEYE ALINMASI

Ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin jeopolitiği, zaten hissediliyor. Çin, kendi modelinden sağladığı yararı projelendirmeye devam ediyor. Pekin, artık kendi bölgesi ile sınırlanmaktan memnun değil: Huawei gibi bir firmanın devam eden başarısı için, küresel pazarda rekabet edebilmek zorunda kalacak.

Bu, bir ters tepki ile sonuçlanabilir. Avrupa, yaklaşımını ikiye katlamayı ve teknoloji şirketlerini teslim almayı düzenlemeyi tercih ediyor. Buna karşılık ABD, teknoloji ihracatını azaltmak da dahil olmak üzere 14 kritik alanda daha çatışmacı bir tutum benimsiyor. 5G telekomünikasyonlar -ABD firmalarının rekabet edemediği bir alan- Huawei gibi Çinli şirketleri açıkça hedef alan Beyaz Saray için öncelikli bir siyasi konu haline geldi. Casusluk endişelerindense 5G'nin yakında çok sayıda kritik altyapıya (liman yönetimi, ulaşım filoları ve elektrik şebekeleri) geçeceği inancı, Beyaz Saray'ı bu konuda daha çok motive ediyor. Sonuç olarak, yabancı devlet destekli bir şirketin, ekonominin bel kemiğine erişim sağlaması başarısızlıktır. Japonya ve Avustralya gibi diğer ülkeler de benzer sonuçlara ulaştı. Bu kararların zaten netleştirdiği üzere, teknolojinin yeniden güvenceye alınması yapım aşamasında.

*Bu yazı ilk olarak 31 Temmuz 2019’da Brooking Enstitüsü’nün internet sitesinde yayınlanmıştır.

*Dhruva Jaishankar, Gözlemci Araştırma Vakfı’nda yönetici olarak görev yapmaktadır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.