Hayat Kadının rolüneyeni bir Bakış

Kadının rolüne yeni bir Bakış

İngiliz yazar Jessie Greengras’ın ilk romanı “Bakış” Timaş Yayınları etiketiyle okura sunuldu. Yazar akıcı üslubuyla anne olmak ve çocuk olmak, doğmak ve ölmek ekseninde meseleye yeni bir pencere açıyor ve kadın mücadelesini bir kimlik mücadelesine dönüştürüyor.

Seray Şahinler Demir Yeni Şafak
Bakış / Jessie Greengras / Çev. Raiba Elif Özcan / Timaş Yayınları / Eylül 2019 / 208 Sayfa
Bakış / Jessie Greengras / Çev. Raiba Elif Özcan / Timaş Yayınları / Eylül 2019 / 208 Sayfa

Nihayetinde ailemizden bağımsız olmanın bize sağlayabileceği tek kesin şey, yalnız olma hakkıdır.

2000’li yıllardan itibaren dünyayla beraber Türkiye’nin gelişimi, değişimi ve dönüşümü toplumsal rollerin yeninden belirlenmesinde önemli rol oynadı. Günlük yaşamın yeni parametreleri bireyler üzerindeki etki ve alanını genişletti. Yeni dünyada kadın artık daha aktif rol oynamaya başladı. Özellikle iş yaşamında kendine sık yer bulmaya başladı, hayatın her alanında belirleyici konuma geldi. Fakat tüm bunları yaparken layığıyla yerine getirmeye çalıştığı, ona doğuştan verilen kıymetli bir başka görevi daha vardı: annelik…

KADINLARIN HİKAYESİ

Bu noktada kadınlar haklı olarak iş yaşamını, kariyer hedeflerini annelikle beraber besleyip büyütmeye karar verdi. Böylece hayattaki yükü biraz daha arttı.Ve mesele psikolojik, sosyolojik boyutlarıyla ele alınıp tartışmaya açıldı; insan hakları genelinde, kadın hakları özelinde önemli bir yer edindi. Bu konudaki çalışmalar, hem devlet düzenlemeleriyle hem özel girişimler ve STK’ların çabalarıyla iyileştirilmeye çalışılıyor. Somerset Maugham Ödülü ve Edge Hill Kısa Öykü Ödülü’nü kazanan İngiliz yazar Jessie Greengras ilk romanı “Bakış” işte tam bu konuya parmak basıyor. Women’s Prize for Fiction ödülü finalistleri arasına giren roman, isimsiz anlatıcısının hikayesine tanık ediyor okuru. Bu noktada Bakış tüm kadınların hikayesi olma yolunda ilk adımı atıyor aslında.

Roman annelik serüveniyle başlayıp kendi annesinin on yıl önceki ölümüne ve psikanalist anneannesinin yanında geçirdiği yazlara uzanıyor. Bu süreçte katman katman açılan hikâye Wilhelm Röntgen’in X-ışınları keşfine, Sigmund Freud ve psikanaliz ekolünün oluşumuna, kızı Anna’yla olan ilişkisine ve Hunter kardeşlerin anatomi üzerine çalışmalarıyla modern cerrahinin kökenlerine kadar iniyor. Burada Greengras’ın başarılı kurgusunu nasıl ilmek ilmek işlediğini, romanın altyapısının araştırma sürecinin ne kadar güçlü olduğunu da görüyoruz.

YAZAR DA ANNE

Kendisi de iki çocuk annesi olan yazar, hem kadın hem annelik kavramları için şunları söylüyor: “Konunun karmaşıklığı hakkında, hem muhteşem hem de acımasız olabiliyor, çok düşünmek istemiyoruz. Ve yazmayı en çok istediğim konulardan birisi kadının anne olma konusunda kendini belirsiz hissetmesi. Böyle bir belirsizliği konuşmak radikal bir davranış gibi hissettiyor ve hâlâ eskiye ve çocuğun kadının işleyişi olduğuna inanıyoruz. Çocuksuz bir adam, adamdır ama çocuksuz bir kadın problemdir”

Yazar akıcı üslubuyla anne olmak ve çocuk olmak, doğmak ve ölmek ekseninde meseleye yeni bir pencere açıyor ve kadın mücadelesini bir kimlik mücadelesine dönüştürüyor. Romanın başarısı ise kadın hakları meselesini parmak sallamadan, didaktik söylemlerden uzak şekilde en naif yönleriyle ele alması… Ve kadın meselesinin belli coğrafyaların değil tüm dünyanın sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatması... Bakış hem keyifle hem sorumluluk hissederek okuyacağınız bir roman...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.