Hayat Kainattaki her şey Allahın tecellisidir

Kainattaki her şey Allah'ın tecellisidir

Son dönemde dünyamızı tehdit eden en büyük tehlikelerden biri olan küresel ısınma, çevre kirliliği gibi konulara Müslümanların nasıl bakması gerektiğini Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Özdemir’e sorduk.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
​Kainattaki her şey Allahın tecellisidir  ​
Fotoğraf: Arşiv

HAZIRLAYAN: ZEYNEP BETÜL ERHUN

- Başta İslam olmak üzere, İlahi dinlerin insanın doğal çevreye bakışını yönlendirmeye ve çevresiyle ilişkisini düzenlemeye önem verdiğini biliyoruz. Peki bir Müslüman'ın çevreyle ilişkisi nasıl olmalıdır?

  • Kur’an Müslümanların hayatını düzenleyen temel değerleri veren bir kitap. Daha ilk inen ayetlerle yaratılandan, Yaratıcıya yükselmeyi ve kâinatı bir bütün olarak görmeyi ve bir kitap okumayı öğretir. Kur’an’dan önce Araplar için kâinatın ve tabiatın bir anlamı yoktu. Tabiat ruhsuz, cansız ve anlamsızdı. Bundan dolayı da insanların tabiata karşı herhangi bir ahlaki sorumluğu söz konusu değildi. Kur’an daha ilk günden başlayarak canlı ve anlam dolu bir alem anlayışını sunarak daha önceki anlayışı kökten değiştirdi.

Kur’an açtığınızda “alemlerin Rabbine hamd” ile başlar. Tabiat veya bugün çevre dediğimiz şeyler için “alem/alemler” kelimesini kullanır. Alem demek, işaret ve sembol; yani kendisinden başkasını gösteren şey demek. Evet, bir tabiat var ama bu materyalist ve pozitivist felsefenin dediği gibi cansız, ruhsuz ve anlamsız değil. Yirmi üç yıllık vahiy sürecinde Kur’an göklere, yere, gökle-yer arasındaki bulutlara, uçan kuşlara, arıya, örümceğe, kısaca alemdeki her şeye sık sık vurgu yaptı. İçeresinde yaşadığımız ve bir parçası olduğumuz bu alemi yaratan ve yaratmaya da devam edenin Allah olduğunu sık sık vurgulayarak zihinlere nakşetti. Bundan dolayı, klasik kaynaklarda derin bir çevre tasavvuru var.

NASIL SEYİRCİ KALABİLİRİZ

  • Ancak soru şu: Çevre madem bu kadar Allah’ın ilmini, kudretini, iradesini, cemalini, celalini gösteren adeta bir sergi yeriyse günümüzde bunun tahrip edilmesine bir Müslüman nasıl seyirci kalabilir? Kur’an bir sayfası yırtılırken seyirci kalmayıp tepki gösteren Müslüman toplumlar, hayatın kaynağı olan sular, nehirler, göller ve denizler sanayi atıkları ile zehirlenirken; ormanlar tahrip edilirken, her biri Allah’ın yaratmasının mucizeleri olan hayvan türlerinin nesli tükenirken seyirci kalıyorlar. Parasını ödediğimiz sürece kimse bize suyu neden boş yere harcandığımızı veya israf ettiğimizi sormasa da Allah soracak.

Hz. Peygamberin ilahi adaletle ilgili uyarısı açık ve net: "Ahiret günü o kadar şiddetli olacak ki, boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan hakkını alacak." Bu hadis-i şerifi bilen Müslümanın çevresi ile ilgili ilişkisini ciddi olarak düşünmesi ve adeta titremesi lazım. Hayvanlara ve tabiata karşı sorumluluğumuzu bir an için de olsa aklından çıkarmaması lazım. Allah Rahman suresinde dört defa “mizan” kelimesini zikrederek kainattaki ve toplumdaki adalet ve dengeye dikkate çeker. Adalet kavramı Allah’ın adil ismine ve kâinattaki tecellisi üzerine temellendirilir. Dahası, kainattaki her şey Allah’ın takdiriyse onun cemalinin, celalinin, doksan dokuz isminin tecellisiyse bizim bu tecelliyi muhafaza etme görevimiz var. Müslüman çevrecinin temel amacı bu.

MODERNLEŞME ADINA DEĞERLERİMİZİ KAYBETTİK

- Batı ülkelerinde çevre ve şehir bilincinin daha güçlü olduğunu, İslam dünyasında ise çevreye karşı -maalesef- bir ilgisizlik olduğunu görüyoruz. Bunun sebepleri hakkında neler söylersiniz?

  • Bu sorunuzu "neden modern zamanlarda İslam dünyasında çevreye karşı bir ilgisizlik olduğunu görüyoruz" şeklinde anlıyorum. On dokuzuncu yüzyılda Müslümanların çevreyle ilişkisi çok sağlıklıydı. İstanbul, Bursa, Edirne, İsfahan, Şam, Kahire vb. İslam medeniyetinin müşahasslaştığı şehirlere baktığımızda insan-çevre ilişkisinin ne kadar canlı ve sağlık olduğunu görüyoruz. Bunun en iyi tanıkları ise bu şehirleri ziyaret eden Batılı Seyyahların yazdıklarıdır.

Şair Ahmet Haşim bunun en canlı tanıklarından birisi. Haşim İstanbul’un İngiliz işgalinde olduğu 1921’de yazdığı "Müslüman Saati" adlı yazısında kültürel bir işgalin de yaygınlaştığından yakınır: "İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. "Saat"ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslubuna göre de 'saat'lerimiz ve 'gün'lerimiz vardı.

Müslüman ülkeler modernleşme adına kendi değerlerini kaybettiler; zamana ve tabiata yabancılaştılar. Su akıtan sebiller kurudu. Yeni yapılan binalarda kuşlara yer vermediler. Geleneksel mimarimizin ne kadar bütüncül ve hayvan dostu olduğunun tanıklarından birisi yine şair Ahmet Haşim'dir. "Güvercin" adlı yazısında konuyu ilginç bir gözlemini anlatır. Yeni olan her şeyin yüceltildiği bu dönemde "yeni Türk mimarisi" olarak takdim edilen yeni yapıların “Hakikaten çirkin taş yığınlarından” başka bir şey olmadığından, güvercinler bile bu yeni mimariyi bir türlü sevmiyorlar. Ona göre Osmanlı mimarisinin en büyü özelliği bütüncül olması ve hayatı bir bütün olarak kucaklamasıydı. Dahası yeni mimari dedikleri şey gerçekten iyi bir şey olsaydı güvercinler de bu mimariyi sevecekti.

  • Ancak ulus devletler dönemiyle birlikte Müslümanlar, gelişmek ve daha çok zengin olmak için, ruh ve manevi zenginlilerini unuttular. Denizlere, göllere, nehirlere ve hayvanlara sadece birer meta olarak baktılar. Allah’ın belli bir denge, ölçü, ahenk ve anlamla yarattığı şeylere karşı köreldiler. Kalplerimiz ve ruhlarımız dünyevi amaçlarla kirlenince; kalkınma adına denizleri, gölleri, nehirlere ve tabiatı da kirlettik. Bundan dolayı çevrecilik tabiata ve hayata karşı sevgi ve sorumlulukla başlar diyorum. İnsan sevdiği şeyi korur. Biz sevgiyi ve sevmeyi yitirdik. Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” anlayışını unuttuk. Her şeye bize sağladığı kâr kadar değer verince de bugünlere geldik.

Prof. Dr. İbrahim Özdemir
Prof. Dr. İbrahim Özdemir

KUŞLARIN TÜKENMESİNİ DERT EDİNMEDİK

- Müslümanlar için su çok önemli bir doğal kaynak. Hz. Peygamberin hadislerinde suyun tasarruflu kullanılması ve temiz tutulmasıyla ilgili pek çok tavsiye de var. Modern dönemde su ile ilgili nasıl bilince sahip olmalıyız? Kaynakların sürdürülebilirliği için neler yapmalıyız?

Kur’an Hz. Peygamberi “alemlere rahmet olarak” takdim eder ve hayatını da bizlere “en güzel örnek” olarak sunar. Onun hayatına baktığımızda bunu açık ve net olarak görüyoruz. Kur'an'ın kalbi olan Fatiha'da Allah kendisini "Âlemlerin Rabbi olarak" takdim eder. Sadece sizin, benim, ailemizin, aşiretimizin, ırkımızın değil; tüm âlemlerin Rabbi. Eskiler on sekiz bin âlem demişler. Âlem içinde âlemleri dahil etmişler. İşte tüm bu âlemleri yaratan ve yaratmaya devam eden bir Rabb, Hz. Peygamberi de bu âlemlere rahmet olarak göndermiş.

Ancak Müslümanların hem kâinat kitabını okumayı hem de Hz. Peygamberin "âlemlere rahmet olarak gönderildiğini" unuttukları; ihmal etikleri görülüyor. Onun mesajının evrensel boyutunu; tüm canlıları ve varlığı kuşattığını, varlıklarla olan ilişkilerimizi de tanzim ettiğini unuttuk. Örneğin Allah'tan aldığı emirle çöken ve Kâbe’yi yıkmak isteyen komutana itaat etmeyerek yürümeyen fili unuttuk. Nesli tükenen filleri düşünmedik ve dert edinmedik. Allah'ın emri ile ortaya çıkan ve Ebrehe’nin ordusunu "biçilmiş ekin" gibi yere seren Ebabil kuşlarını da unuttuk. Tarihte olmuş-bitmiş bir hadise olarak gördük.

  • Bu sebeple her birisi ilahi yaratmanın birer mucizesi olan kuşların neslinin tükenmesini Müslüman. Olarak dert edinmedik. Ancak on üçüncü yüzyıl Mısır Baş Kadısı İzz b. Abdisselam (ö.1262) çevre duyarlı bu anlayışın farkındaydı. Tüm Müslümanlara "Kahire'deki köpek ve kediler aç kaldığında" sorumlu olduklarını belirten bir fetva yayınladı. Yukarıda ifade ettiği gibi duyarlı Müslümanlar, kendilerine ev yaparken kuşlar için de ve kuş evleri yaptılar. Göçmen kuşlar için vakıflar inşa ettiler. Köpek, kedi ve diğer hayvanların su içmesi için özel kaplar icat ettiler. Bunun örneklerini Şam’da, İsfahan’da, Kahirde, Endülüs’te ve Osmanlı Coğrafyasının kadim şehirlerinde görebilirisiniz. Bu hayat tarzının temelinde “alemlere rahmet olarak gönderilen” Hz. Peygamber’in bulunduğunu görüyoruz. Kısacası, tüm canlılar ve eko sistemler Allah tarafından yaratıldığı için İslam çevrenin korunmasına çok önem veriyor. Hürmet edilmeleri, sevilmeleri, korunmaları ve geliştirilmeleri ise bizlere emanet edildi.

Tükettiklerimizle değil tasarruflarımızla övünelim

- Günümüzde yaşadığımız çevre sorunlarının en önemli sebeplerinden biri de israf. Hoyratça tüketilen gıda maddelerinden tutun da bir defa kullan ve sonra at anlayışı ile oluşan yığın yığın atıklar, israfın en açık örneğini teşkil ediyor. Bireysel anlamda geri dönüşüm ve sıfır atık konularında bize neler önerirsiniz?

Öncelikle tüketimimize bir sınır koymamız lazım. Her şeyin sınırlı olduğu bir sistemde, sınırsız kalkınma ve tüketim mümkün değil. Allah’ın buyruğu açık ve net: “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.”

(Araf:31). Allah müsrifleri; saçıp savuranları sevmez. Buradaki israf kelimesine genel anlamda baktığımızda Allah, aşırı tüketenleri, nimetlerini israf edenleri sevmez diye anlayabiliriz. İsraf kelimesini bu şekilde anladığımızda, İslam çevre anlayışının diğer bir boyutu da ortaya çıkmış oluyor: Bu alemi belli bir düzen, anlam ve gayeyle yaratan Allah’tır. Allah mutlak varlık olduğundan, O’nun yarattığı her şey sınırlıdır. Birçok Müslümanın tüketim ve daha iyi yaşamak söz konusu olduğunda tıpkı Batıyı taklit ederek, onlar gibi tüketici olmak istediğini görüyoruz. Müslüman ülkesindeki hükümetler yaptıkları enerji ve su tasarrufu; kaynakları etkin ve verimli kullanmalarıyla değil de ne kadar çok tükettikleriyle övünüyorlar. Doğrusu ne kadar su veya enerji tükettiğimizle değil; ne kadar tasarruf ettiğimizle övünmeliyiz.

Yanlış anlaşılmak istemem: Biz çevreciler kalkınmaya karşı değiliz. Müslümanların ekonomik gelişmeleri, zenginleşmeleri, iyi bir hayat yaşamlarını biz de savunuyoruz. Ancak Müslümanın kalkınma anlayışı Batıdan farklı olmalıdır. Müslüman bireyin tüketim anlayışı da Müslüman olmayan birinde farklı olmalıdır. Allah’ın nimetlerine karşı hamd ve şükür temelli bir kalkınma ve tüketimden söz ediyorum. Yemek yerken, su içerken “Besmele” çeker; "Allah’ın adıyla" diyerek nimet boyutunu hatırlarız. Nimetlere hürmet ve sorumlulukla yaklaşırız.

İsrafı reddeden, serveti putlaştırmayan; yoksulu, garibanı unutmayan, bencilliğe ve hazza esir olmayı reddeden bir anlayıştan bahsediyorum.

  • Bu anlayışla çevremizdeki her şeye, öncelikle de hayatın kaynağı olan suya sahip çıkmalıyız. Su olmazsa hayat olmaz. Petrol olmadan ya da suni içecekler olandan yaşayabiliriz. Bu pandeminin çok açık ve net olarak gösterdiği gibi su olmadan yaşayamayız. Su kaynaklarımız sınırlı olduğunu biliyoruz. Üstelik bölgemizde çok ciddi bir kuraklık yaşanıyor. Bundan dolayı suyu verimli kullanmak zorundayız. Abdest alırken suyu israf edemiyorsak, başka kaynakları da israf etmememiz lazım.

Bundan hareketle, Müslüman gençlerin Allah’ın yarattığı ve bizlere emanet ettiği çevreyi ve içindeki her şeyi büyük bir şevkle korumalarını; çevreyi tahrip eden aç gözlü yerli ve yabancı şirketlere barışçıl ve sivil bir ruh ile “dur” demelerini isterim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.