Hayat Polonyanın İslamofobi ile imtihanı

Polonya’nın İslamofobi ile imtihanı

Suriye'deki savaş yüzünden kuzeye yönelen göç dalgası yalnızca Güney ve Orta Avrupa ülkelerini değil, giderek diğer Avrupa ülkelerini de etkisi altına alıyor. Doğu Avrupa'nın Katolik ülkesi Polonya da bu gelişmelerden etkileniyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Ufuk Özer • Kırklareli Üniversitesi

Avrupalı liderler yaz aylarında Suriye'den gelen sığınmacıların kota esaslı bir dağıtım programı ile birlik ülkelerine yerleştirilmesi kararı vermişlerdi. Bu plan çerçevesinde, Varşova hükümeti 2000'i önümüzdeki iki yıl içinde olmak üzere toplamda 7000 Suriye ve Eritreli sığınmacıyı ülkeye yerleştirmeyi isteksiz de olsa kabul etmişti. Bu kararın ardından ülkenin önemli şehirlerinde binlerce gösterici sığınmacı kabulünü protesto amacıyla yürüyüşler düzenledi.

VARŞOVA'DA “İSLAM'SIZ POLONYA” SLOGANLARI

12 Eylül cumartesi günü on binlerce Katolik sağcı, başkent Varşova sokaklarında toplandı ve ulusal bayrakların gölgesinde “Bugün mülteciler, yarın teröristler!”, “İslam'sız Polonya!” gibi sloganlarla Avrupa Birliği'ni ve sığınmacı kabul rejimini protesto ettiler. Protestocular mültecilerin Polonya kültürü için bir tehdit olduğu ve asla entegre olamayacakları konusunda hemfikirdiler. Krakow'daki gösterilerde ise “Avrupa'nın İslamlaşmasına Hayır!” pankartı göze çarpıyordu. Ulusal ligde oynanan bazı futbol maçlarında tribünlerden İslam, Müslümanlar ve Müslüman göçmenler aleyhine tezahüratların yapıldığı ve pankartların asıldığı görülmekteydi. Aynı günlerde bu dışlayıcı tavrın aksine, Varşova'da toplanan birkaç yüz kişilik liberal grup “Mülteciler hoş geldiniz!”, “Güzel insanlar hoş geldiniz!” ve “Arap bir komşu istiyorum!” pankartları ile sığınmacı kabulüne destek vermekteydiler. Benzeri misafirperver etkinlikler Gdansk, Krakow, Poznan ve Szczecin şehirlerinde de yapıldı. Ancak bu gösterilerin sesi yükselen yabancı karşıtı protestoların yanında duyulmayacak kadar cılız kalmışlardı. Ülkede ay sonunda gerçekleşecek olan parlamento seçimleri bu gergin atmosfer içinde yaklaşmaktaydı.

POLONYA TARİHİNİN EN BÜYÜK PROTESTOSU

11 Kasım'da düzenlenen Bağımsızlık Günü yürüyüşü yoğun katılımlı bir protesto gösterisine dönüşmesine rağmen Avrupa'da ve ülkemizde pek fazla yankı bulmamıştı. Hâlbuki Varşova'da gerçekleştirilen bu yürüyüş yetmiş bin civarında katılımcıyla Polonya tarihinin en büyük protesto gösterilerinden birisiydi. Gösterilere katılan binlerce kişi göçmen karşıtı tutumlarını “Polonyalılar için Polonya” sloganıyla ifade etti. “Tanrı, Onur, Vatan” ve İkinci Dünya Savaşı'nda Naziler tarafından kurulan Auschwitz angarya kampının kapısında yazan “Arbeit macht frei” (Çalışmak özgürleştirir) sözüne atfen “EU macht frei” gibi sloganların olduğu gösteride, elinde AB bayrağı tutan bir Yahudi maketi de yakıldı. Taşınan “Büyük Katolik Polonya” ve “İslamlaşmaya son!” gibi pankartlar göstericilerin tepkilerini göstermesi açısından önemli idi. Ülkede yabancı karşıtlığı öylesine kontrolden çıkmış olmalı ki aynı günlerde Suriyeli Hristiyan bir göçmen saldırıya uğrayıp yaralanmıştı. Buna benzer yeni saldırıların gerçekleşme ihtimali tedirginlik verici biçimde ciddiyetini koruyor. Peki, Polonya'daki bu muhafazakâr tepkilerin kaynağı nedir?
2. Dünya Savaşı sonrası farklı etnik ve dini azınlıklarını kaybederek neredeyse mono-etnik bir ülke haline gelen Polonya'da, zaman içinde kendi dillerini kaybetmelerine rağmen dinlerini korumayı başaran çok küçük bir Tatar azınlık dışında, yerleşik Müslüman nüfus bulunmuyor. Ancak son yıllarda Avrupa ile siyasi entegrasyon ve ekonomik zenginleşme nedeniyle başta Ukraynalıları olmak üzere, kendi ülkelerinde Rus baskısından kaçan Müslüman Çeçenleri, inşaat veya sanayi işlerinde çalışan yabancı işçileri ülkeye çekmeye başlamış görünüyor.

POPULİST MİLLİYETÇİ PARTİNİN YÜKSELİŞİ

Avrupa'nın Müslümanlarla en az temas eden ülkelerinden biri olmasına rağmen İslamofobinin bu denli artması beklenen bir durum olmasa gerek. Gündelik hayatlarında çok sayıda Müslüman birey ile doğrudan bir sorun yaşamamalarına rağmen, İslamofobik tutumların ortaya çıkmasında kitle iletişim araçlarından edinilen eksik ve çarpıtılmış İslam imajının ve önyargıların etkisi büyük. Ancak bu muhafazakâr tepkilerin oluşmasında iç politikada yaşanan gelişmelerin de etkili olduğu bir gerçek. Ekim ayının sonunda yapılan parlamento seçimleri bize bu konuda önemli işaret veriyor. Seçimlerde sürpriz olmayan bir sonuçla muhalefetteki Hak ve Adalet Partisi (Prawo i Sprawiedliwość, PiS) oyların %37'den fazlasını alarak parlamento çoğunluğuyla yönetimi devraldı. Popülist milliyetçi çizgideki bu partinin iktidara gelişi ülkede yükselen milliyetçi-muhafazakâr iklimin doğrudan politikaya bir yansıması olarak görülebilir.

Sekiz yıllık liberal-merkez sağ iktidarının ardından Hak ve Adalet Partisi'nin daha popülist milliyetçi politikalar yürütmesi ve Brüksel'e karşı daha fazla dirençli olması bekleniyor. Brüksel ise Polonya tarihinde yaşanan üzücü sınır değişiklikleri, zorunlu göç ve sürgünleri hatırlatarak yeni hükümetin desteğini almaya çalışıyor. Avrupa Birliği'nin güncellenmiş sığınmacı paylaşım programında Polonya'ya yaklaşık 12 bin kişinin yerleştirilmesi planlandığı düşünülecek olursa karşılıklı restleşmenin azalmaksızın devam edeceğini öngörmek çok zor değildi. Paris'te yaşanan terör saldırılarının yaydığı şok dalgalarının ülkeye ulaşmasıyla ilk tepki sığınmacılar konusunda geldi. Polonya'nın Avrupa ilişkileri sorumlusu Kondrad Szymanski, Paris saldırıları sonrası Avrupa Birliği'nin sığınmacı yerleşim kotasını uygulamayacaklarını duyurdu.

AB'Yİ TEDİRGİN EDEN ADIMLAR

Yeni hükümet göreve gelir gelmez yaptığı -yüksek mahkeme yargıçlarını değiştirme- gibi bazı siyasi manevralar ile Avrupa Birliği'ni tedirgin etmektedir. Ayrıca popülist tepkisel sokak eylemleri ile kitleleri mobilize etme ısrarını sürdürmektedir. Gösterilerin Aralık ayında da sürdüğü dikkate alınırsa; gelişmelerin uzun vadede ne sonuçlar doğuracağını kestirmek gerçekten güçtür. Yine de güncel olumsuz gelişmelere rağmen, Polonya'nın daima güçlü bir “dayanışmacı” geleneğe sahip olduğu akılda tutulmalıdır. Komünist hegemonyaya karşı güçlü bir direniş gösteren ülkenin, uzun vadede, yabancı karşıtlığını, antisemitizm sorununu ve İslam ve Müslümanlara yönelik temelsiz kaygıları aşacak olgunluğa sahip olduğu söylenebilir. Ancak güncel popülist milliyetçi söylemin sürmesi halinde kendi kendini üreten dışlayıcı bir kartopuna dönüşme ihtimali de bulunmaktadır.

Özellikle AB'ye üye olduktan sonra önemli ekonomik gelişme gösteren, birlikten aldığı destekle altyapı eksikliklerini gideren ve Avrupa'nın üretim gücü açısından potansiyeli en yüksek ülkelerinde biri olan Polonya'nın kültürel çeşitliliğe daha fazla olanak tanıması ülke adına önemli bir kazanım olacaktır. Karar alma süreçlerini büsbütün Avrupa Birliği'ne terketmeye karşı tepkiler anlaşılabilir olsa da, -milyonlarca Müslümanın yaşadığı kıta Avrupa'sının aksine- 38 milyonluk nüfusuna karşılık sadece 30.000 müslümanın yaşadığı ülkede Müslümanlara karşı gelişen olumsuz iklim oldukça şaşırtıcı ve kaygı verici boyuta ulaşmış durumda.


Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.