Hayat Rüzgar gibi geçti John Bolton

Rüzgar gibi geçti John Bolton

Haber Merkezi Yeni Şafak
Düşünce Günlüğü
Düşünce Günlüğü

MEHMET A. KANCI

Amerikan İç Savaşı yıllarını anlatan klasik sinema eserinin ismi “Rüzgar Gibi Geçti”. Beyaz perdenin tarihine aşina olanların belleğinde en azından Clark Gable’ın kariyerinden haberdar olmak açısından yeri vardır. Marka haline gelmiş olan bu isim bugün bir başka Amerikan klasiğini de hatırlatıyor. Trump yönetimindeki Beyaz Saray'dan "Rüzgar Gibi Geçen” danışmanlar, üst düzey bürokratlar ve bakanlar. Beyaz Saray’daki bürokrat ve bakan öğütücüsü Donald Trump’ın hızına kendisinden sonra gelecek bir Amerikan Başkanı›nın yetişmesi de zor görünüyor. Bazı bürokratların görev süresine baktığımızda hızlarının rüzgarı da geçip en yüksek tehlike kategorisi olan 5 büyüklüğündeki kasırga hızlarıyla işe alınıp gönderildiklerine şahit olduk. Üstelik bu hıza Trump’ın henüz başkanlık süresinin üçüncü yılı dahi dolmadan ulaşıldı. Beyaz Saray ve hükümette 44 isim kuyruklu yıldızlar misali parlayıp kısa sürede karanlıkta yittiler. Trump’ın 45’inci kurbanı ise gelişi de sansasyonel olan John Bolton oldu.

KOVULDU MU,İSTİFA MI ETTİ?

2020 başkanlık seçimleri için henüz hem Cumhuriyetçi Parti içerisinde hem de Demokrat Parti’den karşısına dişli bir rakip çıkmayan Trump’ın ikinci başkanlık dönemi performansının da farklı olmasını beklemek mümkün değil. Bir kağıt öğütücüsü performansıyla çalışan Amerikan Başkanı ekibini aralıksız şekilde kesip biçmeye devam edecek, bu sayede bizler de Amerikan bürokrasisi, iş dünyası ve siyasetinden adını daha önce duymadığımız isimlerle tanışma fırsatı bulacağız. Ancak küresel jeopolitik mücadelenin zirve noktasında yaşanan «Bolton Vakası” hiç şüphesiz daha uzun yıllar Trump’ın birinci başkanlık dönemini anlatan önemli anekdotlardan biri olarak tarihteki yerini alacaktır. Trump’ın son kurbanının akıbeti, öncesinde aralarında gerilim yaşandığına dair belirtiler gözlenmemesi ya da en azından bunu basına sızdırmamayı başarmaları nedeniyle tam bir sürpriz oldu. 10 Eylül günü tüm dünya aralarında Bolton’un da bulunduğu üst düzey Amerikalı yetkililerin İran’a yönelik yeni yaptırımların açıklanacağı duyurulan basın toplantısını beklerken, karşılarına çıkan son dakika gelişmesi bambaşkaydı. Trump alışılageldiği şekilde bir yol arkadaşının infazını daha sosyal medyada twitter ortamında gerçekleştirdi. İkilinin ayrılık sahnesi de yine klişe bir sinema eserini andıran biçimde “Onu kovdum”, “Hayır o beni kovmadı esas ben istifa ettim” replikleri ile renklendi. Dahil olduğu Venezuela ve İran’da rejim değişikliği ya da Kuzey Kore ile barış anlaşması operasyonları gibi büyük ölçekli planlara oranla Bolton’un gidişi önceki istifalar ya da görevden almalar kadar, en azından şimdilik, geçmiştekiler kadar gürültü koparmadı. Bunda, Bolton’un Amerikan basını ve kamuoyu tarafından bir savaş çığırtkanı olarak görülmesi etkiliydi desek abartmış olmayız. Bu arada, ABD Başkanı’nın eski ulusal güvenlik danışmanına en kalbi teselli mesajlarının İsrail’den geldiğini de not düşelim.

ELEŞTİRİLERİN ODAĞINDAYDI

Bolton’un gidişiyle hem ülkesinin basını hem de ABD’nin Latin Amerika’dan Güney doğu Asya’ya kadar uzanan jeopolitik düzlemde savaşın kıyısında dolaşmasından endişe eden uluslararası kamuoyu derin bir “oh” çekti. Beyaz Saray’daki neo-con evanjelik ağırlığının artmasına en önemli delil olarak gösterilen Bolton’un ulusal güvenlik danışmanlığına atanmasına Amerikan basını en başından beri karşıydı. Günün modasına hiç uymayan bıyıklarıyla, Reagan döneminin Beyaz Saray’ından zaman makinesine binip Trump Beyaz Sarayına ışınlanmış izlenimi veren Bolton Venezuela, İran ve Kuzey Kore politikalarında sürekli eleştirilerin odağındaydı. Washington ile Ankara arasındaki müzakerelere de zaman zaman müdahil olan eski neocon’un Türkiye›de de sempati ile anıldığını söylemek mümkün değil. Peki Bolton’un 9 Nisan 2018’de başlayan Beyaz Saray macerasının 10 Eylül 2019’da noktalanmasında hangi dinamikler etkili olmuş olabilir? Ve bu dinamikler ile bunlara karşı harekete geçen yeni dinamikler Ortadoğu, Latin Amerika ve Uzakdoğu’daki Amerikan politikalarını nasıl etkileyecek? Bu sorulara net cevaplar verebilmek için belki Trump’ın ikinci başkanlık döneminin noktalanmasıyla çevresindeki isimlerin biyografilerinin yazılmasını beklemek gerekecek. Yani en azından bir 5 ya da 6 yıl daha bu istifa ya da kovulmanın doyurucu bir yanıtını bulmak mümkün olmayacak. Bu nedenle eldeki verilerle şimdilik bir sonuca ulaşmaya ve Bolton’un Beyaz Saray’a vedasının gölgesinde uluslararası arenada yaşanabileceklere bir göz atalım.

İPLERİ KOPARAN SÜRECİN İZLERİ

John Bolton’un kısa süren Trump dönemi Beyaz Saray kariyerine göz attığımızda Kuzey Kore, Venezuela, Afganistan ve İran’ın başlıca çalışma sahaları olduğu dikkat çekiyor. Soğuk Savaş döneminin «keskin şahin»i olsa da Rusya meselelerine mesafeli durmaya özen gösterdi ya da uzak tutuldu. Ancak, görevine veda etmeden hemen önce son dış gezisini 27 Ağustos-30 Ağustos tarihleri arasında Ukrayna-Belarus ve Moldova’ya yapması Bolton’un son görevindeki en ilginç ayrıntılardan biri oldu. 2001 yılından bu yana hiçbir üst düzey Amerikalı yetkilinin ziyaret etmediği Belarus’a giden Bolton, Kremlin’de alarm zillerinin çalmasına yol açtı. Uzmanlara göre Bolton’un ziyareti, Moskova’nın Belarus’a bir vassal devlet ya da Rusya’nın federal bir bölgesiymiş gibi davranılmasından şikayetçi olan Belaruslu siyasetçileri cesaretlendirme alanında atılmış bir adım oldu. Bu ziyaretin Rusya Devlet Başkanı Putin’i ne kadar tedirgin ettiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Bolton’un bu üç ülkeyi ziyaretinin ardından Washington’a dönüşüyle beraber kendisi açısından sonun başlangıcı olan alametler de ortaya çıktı. Bu alametler “yaptıklarından ziyade yapamadıklarından ya da karşı çıktıklarından ötürü” Bolton için yolun sonunun göründüğüne işaret ediyordu. Ağustos ayı bitmeden Washington Post›ta yayımlanan bir haber, aslında Bolton’un Afganistan’da savaşı bitirmeye yönelik planın ele alınacağı toplantıdan, bir futbol tabiriyle ifade edersek “kesildiğini” yani toplantıya davet edilmediğini duyuruyordu. Bunun öncesinde ise Afganistan’da Taliban ile imzalanacak anlaşmanın yazılı taslağının Bolton’a verilmediği basına sızdırılmıştı. ABD Başkanı Trump’ın Afganistan’daki ABD askerlerini çekmeye çok yaklaştığı günlerde Bolton’u devre dışı bırakmasını takiben 5 Eylül Perşembe günü Kabil’de bir bomba yüklü araçla bombalı saldırı düzenlendi. Patlamada 12 kişi öldü. Bunlardan 10’u sivil Afgan ikisi ise NATO misyonu kapsamında görev yapan Amerikan ve Rumen askerleriydi. Saldırıyı takiben bir anda Bolton’un şiddetle karşı olduğu Taliban ile anlaşma planı rafa kaldırdı. Bir Amerikan askerinin öldürülmesi gerekçe gösterilerek Taliban ile tüm gizli görüşmeler durduruldu. Nitekim Bolton’un görevden alındığı haberlerinin duyulması ile beraber Amerikan basınına ilk yansıyan haberlerde de Trump ile Bolton arasındaki gerilimin Afganistan politikasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklandığını duyuruluyordu. Daha ilginç olan ise bu haberlerde Trump’ın Taliban liderlerini Camp David’e davet etme girişiminin ipleri kopardığı iddiasıydı. Takvimler 9 Eylül’ü gösterdiğinde ise Beyaz Saray’dan iyi haber aldıkları anlaşılan iki yayın organı “The American Conservative” ve “Politico Magazine”, Bolton’un görevine son verilmesinin an meselesi olduğuna dair makaleler yayımladı. «Politico Magazine” deki Pensilvanya Üniversitesi Perry World House İletişim ve Araştırma Direktörü John Gans imzalı makalede, Bolton’a Beyaz Saray’da ayrılan sürenin aslında Mayıs ayında çoktan dolmuş olduğu ifade ediliyordu. Gans’a göre Trump ile Bolton’un yolları aslında Kuzey Kore ve İran politikaları nedeniyle çoktan ayrılmıştı. Ulusal Güvenlik Danışmanı, Başkan’ın Kuzey Kore’den çekilme planına karşı çıkıyor, İran ile görüşme masasına oturma niyetini ise engellemeye çalışıyordu. Bu noktada 2018 yılının Kasım-Aralık ayında Suriye’de Fırat’ın doğusundaki Amerikan askerlerinin çekilmesine yönelik Trump’ın hamlesinin engellenmesinde Bolton’un rolü olduğuna dair iddiaları da hatırlatalım. John Gans “What Henry Kissinger Can Teach John Bolton About Keeping the President Happy” başlıklı makalesi ile Bolton’a son bir şans elde etmesi için yolu gösterirken, “The American Conservative”den Curt Mills’in “Is John Bolton’s Time Up?” başlıklı makalesi artık geri dönüşü olmayan yola girildiğine işaret ediyordu. Her iki makale, Bolton’un Beyaz Saray’dan gidişine dair biletin aslında çoktan kesildiğine ve Taliban ile barış anlaşmasına karşı sergilediği muhalefetin bardağı taşıran son damla olduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla Bolton’un “O kovmadı ben istifa ettim” söyleminin de gerçeği yansıtmadığı sonucuna varabiliriz.

ÇİFT BAŞLILIK ÇATIŞMAYA MI DÖNÜŞTÜ?

Amerikan siyaset kulislerinden basına sızan bilgiler doğrultusunda Trump’un, İran ile müzakere masasına oturma niyetini ortaya koyduğu ve Bolton’un buna da karşı çıktığı iddiaları doğruysa üzerinde durulması gereken önemli bir nokta beliriyor. Bolton’un görevden alınmasını takiben en kalbi teselli mesajlarının İsrail›den geldiğini belirtmişti. Keza, İsrail basınında, Bolton’un koltuğunu kaybetmesinin Tel Aviv’de yarattığı endişelere yer veren yazılarda yayımlandı. Ve Trump’ın gelinen noktada İran ile masaya oturmayı planladığına dair bilgiler basına sızarken, Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Aramco’nun günlük petrol üretiminin önemli unsurları olan iki rafinerisi 14 Eylül Cumartesi günü henüz bu yazı yazıldığında ayrıntıları tam olarak netleşmeyen saldırılara hedef oldular. Önce Yemen›deki İran yanlısı Husiler tarafından dronelarla düzenlendiği iddia edilen bu saldırıların, Irak›ın güneyindeki Basra kentindeki İran yanlısı silahlı grupların işi olduğu hatta İran topraklarından füze atıldığı iddiaları gündeme getirildi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Ortadoğu politikalarında söz sahibi olan Senatör Lindsey Graham, saldırılardan doğrudan İran’ı sorumlu tutarak misilleme tehdidinde bulundular. Trump’ın Afganistan’dan çekilmesine ramak kalmışken Kabil’de öldürülen Amerikan askeri, İran ile masaya oturmaya niyet etmişken Aramco rafinerilerinin vurulması... Belki bu listeye ABD’nin Münbiç’ten çekilmesi konuşulurken 17 Ocak 2019’da 4 Amerikalının kent merkezinde uğrak yeri olan bir lokantada DEAŞ’a mal edilen bir intihar saldırısında öldürülmelerini de eklemek lazım. Bolton’un istifa tablosuna bu açıdan baktığımızda Amerikan yönetiminde uzun süredir varlığı açık olan çift başlılığın Amerikan vatandaşlarının hayatlarına da mal olan pervasız bir çatışmaya dönüştüğü izlenimini hakim kılıyor. Belki kimileri için «komplo teorisi» olarak nitelendirilecek bu sonuç, Bolton’un “Rüzgar Gibi Geçtiği” Beyaz Saray’daki güç dengelerinin nasıl şekillendiğini ve uluslararası jeopolitiği ne yönde şekillendirmeye devam edeceğine dair ipuçları da sunuyor. Bu ipin ucunu takip etmeyi beceren, belki kaçınılmaz gelişmeleri önlemeyi başaramayacaktır ama en azından kendisini bu komplo operasyonlarından koruyacak avantajı elde edecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.