Ramazan Tesbih deyip geçmeyelim biraz duralım
  • İMSAK 00:00
  • GÜNEŞ 00:00
  • ÖĞLE 00:00
  • İKİNDİ 00:00
  • AKŞAM 00:00
  • YATSI 00:00
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İMSAKİYE 2021 - İSTANBUL

Tesbih deyip geçmeyelim biraz duralım

Bazı tespihlerle hemen kaynaşırsınız, eliniz çabuk alışır. Bazısını da, ne kadar kıymetli olursa olsun, sevemezsiniz. İnsan ilişkileri de böyle değil midir? Herkesle arkadaşlık kurabilir misiniz? İbrahim Tenekeci tesbih ve insan arasındaki benzerliği ve tesbihin dostluğunu kaleme aldı.

Haber Merkezi Nihayet Dergi
Tesbih deyip geçmeyelim biraz duralım
Tesbih diyip geçmeyelim biraz duralım.

Tespih, kısaca söylersek; bir ibadet aracıdır, dinî bir semboldür. Bunun dışına çıkıp koleksiyon objesi olduğu vakit, işler değişiyor.
Şimdilerde her şeyden tespih çekiyorlar. Uçak camı, bilardo topu, palmiye ağacı vs. Oysa kadim malzemelerden şaşmamak lazımdır. Nedir onlar? Öncelikle kehribar, kaplumbağa, mercan ve fil dişi. Ağaçlardan ise abanoz, pelesenk, demirhindi, yılan ve öd. Peki, iyi bir tespih için aranan şartlar nelerdir? Ustanın ismi ve malzemenin kalitesi. Günümüzün ortak kabul görmüş ustalarından bazılarının ismini de verelim: Sivaslı Metin Karakuş, Erzurumlu Bünyamin Korucu, Ankaralı Cem Bülbül, Elazığlı İbrahim Özgen, Trabzonlu Hacı Mustafa, Feyzullah ve İmdat Kalaycı. İşleme ve nakış işlerinde ise Siirtli Zekai Şenyurt. Bu ustalar, Türk Tespih Sanatı'nı en iyi şekilde temsil ediyorlar. Birbirinden kıymetli bu isimler içinde, benim birinci ustam, yetmiş dört yaşında olmasına rağmen hâlâ tespih çeken (yapan) Hacı Mustafa Kalaycı'dır. Allah ona uzun ömür versin. Kendisi aynı zamanda emekli imamdır.
Her ustaya ayrı bir el melekesi verilmiş. Kimi arpa kesimde, kimi beyzi tanede daha başarılı. Asıl sanatın doksan dokuzluk tespihlerde olduğunu da söyleyelim. Bunlarda maharet ile sabır birlikte ilerler.
Peki, bir tespih kaç parçadan oluşur? Tane, imame, nişâne, pul, düğümlük, ara tane ve tepelik. Bütün bunların uyum içinde olması gerekiyor.
Tespihin Dostluğu
Tespih, vefalı bir arkadaştır. Zor zamanlarınızda size yoldaşlık eder. Konuşmaz, talepte bulunmaz.
Bazı tespihlerle hemen kaynaşırsınız, eliniz çabuk alışır. Bazısını da, ne kadar kıymetli olursa olsun, sevemezsiniz. İnsan ilişkileri de böyle değil midir? Herkesle arkadaşlık kurabilir misiniz?
Her tespihin ayrı bir mevsimi, farklı bir havası vardır. Sözgelimi kehribarı yaz aylarında çekemezsiniz. Yağmurlu günlerde ağaç tespihleri evden çıkarmamak gerekir. Bunun gibi şeyler.
Tespih, dua taneleridir, parmak uçlarındaki huzurdur.
Gece olup sesler kesilince, hane halkı uykuya varınca, odama çekiliyor ve tespihlerin bulunduğu kutulardan birini yanıma alıyorum. Yere bağdaş kuruyor ve onlarla dertleşmeye başlıyorum. Ayrım yapmadan hepsinin hatırını sormak gibi. Bu beni dinlendiriyor, günün ağırlığını hafifletiyor.

Asıl sanatın doksan dokuzluk tespihlerde olduğunu da söyleyelim. Bunlarda maharet ile sabır birlikte ilerler.
Asıl sanatın doksan dokuzluk tespihlerde olduğunu da söyleyelim. Bunlarda maharet ile sabır birlikte ilerler.


Malzemeler içinde, abanoz ağacının bendeki yeri başkadır. Onun için “Türk ağacı" diyorum. Konya ilimizdeki Alâeddin Camii'ne gidenler mutlaka görmüştür. Mermerler erimiş, granit taşlar çatlamış. Buna karşılık, camiyle yaşıt ahşap minber sapasağlam duruyor. Evet, abanoz ağacından.
Selçuklu'dan sonra Osmanlı'dan da bir örnek verelim: Bursa'daki Ulu Camii'nin abanoz ağacından yapılmış minberi, ilk günkü tazeliğini hâlâ koruyor. Gerçekten de heyecan verici.

Tespihin Ustaları

Tekniğin ilerlemesiyle birlikte, birçok sanat dalında el emeği ve göz nuru azalıyor olabilir. Bu tatsız durum, elbette tespih dünyası için de geçerli. Ustaların isimlerini sayma sebebim de biraz bu. İyi ustalarda ısrarcı olmak ve itimat ettiğimiz kimselerden alışveriş yapmamız gerekiyor. Tespih, maalesef, suiistimale en açık alanlardan biri.
Bir diğer sıkıntı da, ucuz plastik tespihlerin evleri ve camileri istila etmesi. Bunların tehlikeli maddeler taşıdıkları söyleniyor.
Bir tespih yazısı kaleme alıp da sevgili dostum Kadir Şükrü Karateke'yi anmamak olmaz. Yazı eksik kalır, içime sinmez.
Kapalıçarşa'da birkaç metrekarelik uçsuz bucaksız bir dükkân. Cevahir Bedesteni'nde.
Neler yok ki bu dükkânda? Türk Tespih Sanatı'nın en seçkin örneklerini burada görmeniz mümkün. Âdeta ustalar geçidinin içindeyiz.

Tane, imame, nişâne, pul, düğümlük, ara tane ve tepelik. Bütün bunların uyum içinde olması gerekiyor.
Tane, imame, nişâne, pul, düğümlük, ara tane ve tepelik. Bütün bunların uyum içinde olması gerekiyor.


Dükkân ve meslek, babadan oğula kalmış. Baba Cemil Bey, kırk üç sene bu işi yapmış. Vefatının üzerinden yirmi sene geçmesine rağmen, hâlâ konuşuluyor, ismi saygı ve sevgiyle anılıyor. Mekânı cennet olsun.
Dünya hayatından edindiğim tecrübelerden biri de bu: İyi insanlar duygularını saklamayı beceremiyorlar. Kadir Bey de öyle. Bazen neşeli oluyor, bazen durgun.
“Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmak zorunda kalmazsınız" deniliyor. Bu söz sanki Kadir Bey için söylenmiş. Çok beğendiği tespihleri elden çıkarmaya yanaşmıyor, kendi koleksiyonuna ayırıyor. Eline iyi bir tespih aldığı zaman, yüzünün iklimi değişiyor. Tespihi sallayana, avucunun içine alıp ovuşturana, yani hor kullanana mesafeli duruyor. Koleksiyoncuları ise asla müşteri olarak görmüyor.
Altmış bir yıllık bu küçük dükkânda, işini seven bir insanın mutluluğu ve huzuru var. Uğradığınız vakit, mutlaka o huzurdan payınıza düşeni alıyorsunuz.

Tespihin Hikâyeleri

Tespihle ilgili yazılacaklar bitmez. Eski ustalar ve birbirinden güzel hikâyeler. İşte onlardan biri: Sultan Birinci Ahmed, Sultan Ahmet'i yaptırıp da ilk cuma namazının kılınacağı vakit, caminin kaç kişi aldığını merak ediyor. Onun emriyle, camiye her gelene öd ağacından doksan dokuzluk bir tespih hediye ediliyor. Toplam seksen altı bin tespih dağıtılıyor. Namazdan sonra, bu kez doksan dokuzluk kalembeki tespih dağıtılıyor ve yine aynı sayıya ulaşılıyor. Burada asıl ilgi uyandıran, caminin kapasitesi değil, bu kadar çok tespihin birkaç gün içinde nasıl temin edildiğidir. Zor iş.
İstanbullu eski tespih ustalarından günümüze ne bir bilgi ulaşmış, ne evrak. Sadece bazı isimler: Topkapılı Sadık Usta, Topuz İsmail Usta, Balatlı Nuri Usta, Horozun Salih Usta, Beşiktaşlı Sağır Rifat, Eyüplü Deli Tahir, Mevlanakapılı Mahmud Usta.
Bir de ayrıntı: Tespihe merakı olan Sultan İkinci Mahmud, Mevlanakapılı Mahmud Usta'nın evine kadar gider ve ona kürevî taneler çektirirmiş. Padişahın bir ustayı çalışırken seyretmesi, elbette şiirdir.
Topkapı Sarayı'nda bulunan ve Sultan Üçüncü Selim'e ait olduğunu söylenen inci tespihi de unutmayalım. Bir şaheserdir.
Said Halim Paşa'nın da tespihe özel bir ilgisinin olduğunu biliyoruz. Yakut tespihi hayli meşhurmuş.
Ve trajedi: Tekkelerin kapatılmasından sonra, binlik tespihler hep yağmalanıyor. Taneleri doksan dokuza ayırıyor ve bir imame uydurup satıyorlar. Şunu da söyleyelim: Tekkelerden çıkan tespihleri çoğunlukla Amerikalılar almış.
(Bu bölümü yazarken, Nurettin Rüştü Büngül'ün 1939 tarihli Eski Eserler Ansiklopedisi'nden faydalandığımı belirtmeliyim.)

“Gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı /Tespih tanelerim bitse gözyaşlarım, / Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
“Gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı /Tespih tanelerim bitse gözyaşlarım, / Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı."


Tespihin Şiiri
Peki, tespihin kültürümüze, edebiyatımıza yansıması nasıl olmuş?
Osmanlı şiirinde tespih kelimesinin/imgesinin yoğun bir şekilde kullanıldığını biliyor ve okuyoruz. Bazen benzetme, bazen imaj.
Sevgilinin dişleri ve âşığın kanlı gözyaşlarının tespih tanelerine benzetilmesi gibi. Dişler beyaz inci, yaşlar kırmızı mercan.
Bâkî, Fuzûlî, Nabî, Nailî, Necatî, Nedim, Şeyh Gâlib, Şeyhülislam Yahya ve daha niceleri. Birkaç örnek verelim. Bâkî'den: “Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz?" Necatî'den: “Ba'zılar halka olup dâne-i tesbîh sayar." Ahmed Paşa'dan: “Rişte-i tesbîh elimden gitse zâhid gam degil." Son olarak Nef'î›den: “Lâzım mı hemân sübha-i mercân elimizde."
Ayrıntılı bilgi arayanlar, Kadri Yılmaz'ın “Divan Şiirinde Tespihe Dair" başlıklı tez çalışmasına bakabilirler. Biz bu kadarını söylemekle yetinelim.
Cumhuriyet idaresiyle beraber, bütün bu incelik ve derinlik kaybolmuş görünüyor. Tespih, daha çok kabadayıların, sıkıntılı tiplerin kullandığı bir nesneye dönüşüyor. Elde sallanan bir şeye. Dolayısıyla hızla şiirden, yazılı kültürden ve nezih ortamlardan çekiliyor.
Durumu bir Elazığ türküsüyle özetleyelim: “Tespih elde, ceket kolda / Sabah akşam karakolda." Evet, burada bir kabadayı var! Sinemada da vaziyet budur.
Hal böyle olunca, uslu kimseler, günlük hayatta tespihten uzak durmaya başlıyor. Kullanıyorsa bile, 'insan içine indiği' vakit, tespihi hemen cebine koyuyor. Aman kimse görmesin!
Hazırlıklarım sırasında, Didem Mamak'la da karşılaştım. Dokunaklı dizelerini paylaşmak isterim: “Gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı /Tespih tanelerim bitse gözyaşlarım, / Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı."
Olumsuz havayı hemen dağıtalım. Son yıllarda, Türk Tespih Sanatı tekrar eski güzel günlerine geri dönüyor. Ustaların,koleksiyoncuların ve yayınların sayısı artıyor. Bunun esaslı bir iş olduğu fark ediliyor. Böylece onlarca yıllık yanlı ve yanlış anlayış yıkılıyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.