Yazarlar Türk düşünce tarihimiz içinde İslam

Türk düşünce tarihimiz içinde ‘İslam’

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Tarih, Türkçe, kimlik, kıyafet, yaşam tarzı derken birçok alanda kafa karışıklığımız var. Müslümanlığımız konusunda kafamız karışık, başörtüsü meselesinde kafamız karışık, İslami hayat meselesinde kafamız karışık…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Türk düşünce tarihimiz içinde ‘İslam’
Haber Merkezi 05 Ocak 2019, Cumartesi Yeni Şafak
Türk düşünce tarihimiz içinde ‘İslam’ yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


İşin tuhaf tarafı herkes kendisini bu konularda çok net addediyor.

Ancak gerçeğin öyle olmadığını sadece bakarak anlamak mümkün.

Bunların tarihsel arka planına dair de kafamız karışık. Geçmişe yüklediğimiz düşsel anlam ve duygular bugünü daha da çetrefilli hale getiriyor.

Bütün bu sebeplerin içinde genel olarak da düşünce tarihimize ilişkin bilgisizliğimiz bu kafa karışıklığını artırıyor.

Çağdaşçılar, gelenekselciler, bütün milli akımlardakiler; Milli Görüşçüler, ülkücüler, İslamcılar bugün ne diyorlar mesela? Tabii sadece bugün değil, dün ne dediklerine dair de kaynakçalarımız çok kısıtlı…

Sadece o da değil koskoca Cumhuriyet tarihinde Çağdaş Türk Düşüncesi konusunda da yazılmış eser sayısı çok az ve onlar da farklı yaklaşımları bize vermiyor.

Bunlardan ilki; Hilmi Ziya Ülken’in. 1930’lu yıllarda yazılmış. İsmail Kara’ya göre; Hilmi Ziya Ülken’in bu eseri ‘Türklüğü İslam düşüncesinin içine taşıma projesinin bir parçasıdır.’’

Tek partili dönemde başka bir esere rastlanmıyor.

Türkiye çok partili hayata geçişiyle “Türkiye ve Çağdaşlık Meselesi” bu sefer yabancı araştırmacıların ilgi odağı oluyor. Birçok batılı Amerikalı araştırmacı Türkiye’ye geliyor, bürokrasiyle, Alevi dedeleriyle, vatandaşlarla görüşüyorlar. ’’Türkiye’de İslam meselesi ne olacak’’ sorusu, yabancı araştırmacıların çok partili hayata geçişe ilişkin görüşmelerinin temelini oluşturuyor.

İsmail Kara’dan öğrendiğimiz kadarıyla bu araştırmalardan ortaya çıkan yazıların hiçbirisi Türkçe’ye çevrilmemiş durumda. İsmail Kara bu görüşmelerin kayıtlarına kendisi erişememiş. Ancak atıf yapılan makaleler vesilesiyle bu yazıların bulunabileceğini, çevrilip tarihi belgelerle karşılaştırılmasının mümkün olduğunu söylüyor.

Bu detaylı araştırmaların ürünleri 1960’lı yıllardan sonra görülüyor. “Çağdaş Türk Düşüncesi Tarihi’’ne ilişkin kitapların yazılışı 1960 ihtilalinden sonra gerçekleşiyor. Tarık Zafer Tunaya, Niyazi Berkes, Bernard Lewis ve Şerif Mardin bu alanda eser verenlerin başında geliyor.

Türk düşünce tarihinde, sadece ‘’sekülerleşme ve çağdaşlaşma’’ alanına odaklanan bu kitaplarda “İslam” meselesi ihmal edilen bir alan olarak ortaya çıkıyor. İsmail Kara’nın “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam” isimli iki ciltlik eseri böylesine büyük bir boşluğu dolduruyor. Yazar, düşünce tarihimizin ihmal edilen yönlerini tamamlarken önemli bir soruyu da soruyor.

Çağdaş Türk düşüncesi, çağdaş İslam düşüncesi ile irtibatlı mıdır?

HAYSİYET LİNCİ…

Toplumsal fay hatları elbette derin ve aslında yukarıdaki özetin de bir parçası. Başörtüsü bu fay hattının en bariz görüldüğü alan.

Sadece bizim ülkemizde değil, Amerika’dan Avrupa’ya “İslam” meselesini konuştuğumuz her yerde “başörtüsü” en görünür alamet olarak karşımıza çıkıyor.

Bu simgeye takan da takmayan da herkes kendisine göre bir anlam yüklüyor. Böylece sürüsüne bereket başörtü yorumu çıkıyor karşımıza.

Başörtülü onu yapmaz, bunu yapmaz ya da şunu yapar, bunu yapar. Kalbim temiz Müslümanlığı ile bağnaz dindarların arasında başörtüsü pinpon topu gibi yorumlanıp duruyor.

Bu yargılar çoğu zaman bir genç kızın hayatını karartacak bir kabusa da dönüşüyor, toplumsal linçin de bir parçası oluyor. Sembol bir isim olan Merve Kavakçı’nın kızı Mariam da haksız yere bu linçten nasibini aldı. Yine büyük büyük meselelerin tartışmaların arasına bir genç kızın haysiyeti ‘’Türkiye’de İslam Meselesi’’ gibi büyük bir başlığın kavga malzemesi yapılarak yok sayıldı. Türkiye’de özellikle son dört seneyi kapsayan dönemde; tek başına bir başörtüsü mağduriyetinden söz etmek mümkün değil. Ancak yüz elli yılı bulan çağdaşlaşma maceramızın bu en önemli meselesinin de bir anda ortadan kaybolmasını beklemek fazla hayalcilik olur. Aynı şekilde bu alandaki siyasi kavganın bittiğini düşünmek de mümkün değil. Başörtüsü meselesi toplumda bir fay hattı olarak hala çok canlı biçimde yaşıyor. Ve görünen o ki bu; sadece buna karşı olanların arasında değil başlarını örtenlerin arasında bile bir ‘mesele’ olarak yaşamaya devam edecek. Bu ‘bile’yi başka bir yazıda açarız inşallah…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.