Yazarlar "Temsil kurumu" ve ulusal egemenlik

"Temsil kurumu" ve ulusal egemenlik

Davut Dursun
Davut Dursun Gazete Yazarı

Her yıl tekrarlanan 23 Nisan günü bazı çocukların sembolik olarak devletin üst makamlarına oturtulması ve kısa bir süre devlet erkini kullanmalarının nasıl bir "alaturka komediye" dönüştüğü kimsenin gözünden kaçmıyor. İyi ki bu makamlara oturtulan çocuklardan hiçbiri bu makamların gerçekten ülkenin yönetimindeki etkisinin ne olduğunu sormuyor.

Ulusal egemenlik yüceltiliyor, ama hiç kimse dönüp "ulusal egemenlik"in içine düşürüldüğü durumu sorgulama ihtiyacı duymuyor. Mesela 1920''lerde yani 1. TBMM''-nın açıldığı günlerde "ulusal egemenlik"in ifade ettiği anlam ve iktidarın kullanılmasındaki rolü ile bugünkü durumu kıyaslamak kimsenin aklından geçmiyor. Oysa ki aradan geçen seksen yıl içerisinde ulusal egemenliğin kullanımı ve sistem içindeki rolü tartışılmalı, gelişme çizgisi ortaya konulmalıydı.

Meclis''le tanışmamız 1876''ya kadar geri gider

Türkiye''nin siyasi geleneğinde siyasi iktidarın temsil kurumları eliyle kullanılması geleneği yok. Biz bu uygulamayı Batı''dan modernleşme/yenileşme hareketleri çerçevesinde aldık. Aslında temsil sistemine tamamen yabancı olmamakla birlikte ulusal ve yerel düzeyde siyasi iktidarın kullanımı genel temsilin dışında cereyan ediyordu. Neticede 19. yüzyılın ikinci yarısında hem biz hem de diğer İslam toplumları yerel ve ulusal düzeyde temsil kurumlarına kavuştu. Mesela 1864 Vilayet Kanunu ile vilayet ve sancaklarda halkın temsilcilerinin de içinde yer aldıkları "Meclis"ler kuruldu. Daha sonra ulusal düzeyde ilk kurum olan Meclis-i Mebusan 1876 Kanunu-u Esasi ile tesis edildi. İlk Meclis-i Mebusan uzun ömürlü olmamakla birlikte ilk olması bakımından önemli bir gelişme idi. Daha sonra II. Meşrutiyet''le birlikte Meclis-i Mebusan yeniden toplandı ve Osmanlı Devleti''nin sonuna kadar faaliyette bulundu. 1919''un son aylarında yapılan seçimlerle teşekkül eden Meclis-i Mebusan Ocak 1920''nin başlarında toplanmış ve Mart ayının ortalarına kadar görev yapmıştır. Bilindiği gibi meşhur Misak-i Milli kararını da bu Meclis almıştır. İstanbul işgale uğrayıp Meclis''in çalışması imkanı kalmadığında çalışmalarını tatil etmiştir.

İstanbul''da çalışma imkanı bulamayan ve faaliyetlerine ara veren Meclis-i Mebusan''ın bazı üyeleri tutuklanıp Malta''ya sürülürken bazı üyeleri de Anadolu''ya kaçmışlardır. Bundan kısa bir zaman sonra da 23 Nisan''da Ankara''da Meclis topanmış ve çalışmalarını burada sürdürmüştür. Bir bakıma İstanbul''daki Meclis''in devamı olarak ortaya çıkmıştır. Unutulmamalı ki Ankara''daki TBMM üyelerinin bir kısmını İstanbul Meclisi''nden gelenler oluşturmuşlar, bir kısmı ise yeniden seçilip gelmişlerdir.

Demek istediğimiz şu; Türkiye halkı temsil yetkisini kullanan "Meclis"le 1920''de tanışmış değildir. Meclis''le tanışmamız 1876''lara kadar geri gitmektedir. Elbette Osmanlı Devleti''ndeki Meclis-i Mebusan''ın sistem içindeki yeri ve rolü ile Cumhuriyet Meclisi''nin yeri ve rolü birbirinden az çok farklıdır. Ama işin özü halkta olduğuna inanılan iktidar (egemenlik) yetkisinin halkın temsilcilerinden oluşan bir "temsil kurumu" eliyle kullanılmasının benimsenmesi ve bu kurumun en üstün gücü temsil etmesidir.

TBMM yeni bir sayfa açtı

Ankara''daki TBMM İstiklal Savaşı gibi önemli bir faaliyeti yönetti, yeni devletin temellerini attı, her türlü yetkiyi elinde topladı, Türkiye tarihinde yeni sayfayı açtı. Bundan dolayı Türkiye tarihinde önemi ve yeri büyüktür. Ama Birinci Meclis''teki yapı ve işlevin daha sonra neden devam etmediğini tartışmaktan uzak durmamamız gerekir.

''23 Nisan''larda yapılması gereken her bayramda tekrarlana tekrarlana artık kimsenin dinlemediği ve bıktığı ateşli ideolojik nutuklar atmak, Atatürk''e ve cumhuriyetin ilk yıllarına ağıtlar yakmak değil demokrasi yolundaki bir toplum için "temsil kurumu"nun ve Meclis''in anlamı ve işlevinin ne olduğunu tartışmaktır. Sonra da dönüp bizim bulunduğumuz noktada Meclis''in neyi ifade ettiğinin gözden geçirilmesi olmalıdır.

Şu soruyu hepimiz sormalıyız: Bugünün ''Türkiye''sinde TBMM ülkenin mukadderatında, halkın elinde olduğuna inanılan iktidarın kullanılmasında ne kadar etkili ve yetkilidir? Hızla bürokrasi tarafından teslim alınmış bir "ulusal egemenlik"te Meclis''in anlamını sorgulamak için 23 Nisan eşsiz bir fırsat olabilirdi. Ama "temsil kurumu" bu şansı bile kullanamamaktadır.

Söylediklerime dudak bükenlere sadece bir örnek vereceğim. Beş yüz elli kişilik halkın temsilcileri arasında bu ülkenin ekonomik yönetimini yürütebilecek bir "temsilci" yok muydu ki halkın temsiliyle hiçbir ilgisi olmayan bir "bürokrat" adeta paralel bir başbakan gibi koltuğa oturtuldu? K. Derviş kimin adına egemenlik yetkisini kullanmaktadır?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.