Yazarlar Alevilik ve kutuplaşma

Alevilik ve kutuplaşma

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Alevileri muhafazakar siyasete karşı yeni bir stratejik güç olarak yapılandırma, araçsallaştırma ve seferber etme temayüllerine rağmen, Müslümanlığı kendine kimlik seçenlere düşen en önemli görev hak ve adalete göre hareket etmektir. Kutuplaşma taleplerine, "karşı kutuplaşmalar" üreterek cevap vermekten kaçınmaktır.

İzzettin Doğan, Dinçer Türkmen, Abbaş Bektaşoğlu gibi çoğu dede olan bu kanaat önderleri farklı vakıf ve dernek başkanlıklarını yürütüyorlar. Okmeydanı"nda yaşanan son olaylar üzerine önemli açıklamalarda bulunuyorlar. Alevilerin sokağa dökülmesinin yanlışlığına dikkat çekiyorlar. Sünni ve Alevi kutuplaşmasıyla beraber ülkenin kaosa sürükleneceğini söylüyorlar. Gezi olaylarından beri ölenlerin Alevi olduğunu ifade ediyorlar. Hükümetin bunları desteklemek suretiyle Sünnileri konsolide edip kendine yeni bir cumhurbaşkanlığı stratejisi geliştirdiğini ileri sürüyorlar. Oldukça önemli, çarpıcı ve düşündürücü yaklaşımlar bunlar. Alevileri dedelik kimliği, vakıf başkanlıkları ve yazılarıyla kamusal alanda temsil eden insanlar bunlar. Başka bir ifadeyle Alevilerin kamusal alan aktörleri… Dolayısıyla yaptıkları analizlerin, ileri sürdükleri görüşlerin ve ortaya attıkları yaklaşımların son gelişmeleri anlamak açısından önemli bir yeri vardır.

Okmeydanı"nda meydana gelen hadiseler bizlere yeniden Alevilik etrafında süren çatışmaların, kutuplaşmaların ve gelişmelerin önemini hatırlatıyor. Geziden bu yana ölenlerin bütünüyle Alevi olması, Alevilerin çoğunlukla yaşadığı mahallede ikide bir bombalar patlaması, silahlar atılması, insanlar ölmesi, etrafın yakılıp yıkılması oldukça düşündürücü bir olguyu anlatmaktadır. Nedir bu olgu? Alevilik etrafında seferber edilen kutuplaşma, isyan ve meydan okuma stratejisi. Bu strateji bütünüyle Alevilerin yaşadıkları dışlanma, mağduriyet, görmezlikten gelme, yoksulluk ve azınlık sosyolojilerine hitap ediyor. Düşünün: Cenaze, şiddet, eylem, polis, cem evi, ergen gençler… Bütün bu kelimeler birer sembole dönüşüyor. Birbirini besliyor. Ortak bir Alevi bilinci yeniden tesis ediliyor. Acı, ölüm, mağduriyet ve dışlanma etrafında ortak bir grup kimliği oluşuyor. Mahkemelere katılmalar, eylemler düzenlemeler, ölmeler ve cenazeler… Bu grupsal acıyı diri tutmak, süreklileştirmek ve kamuoyu gündeminde kalmak önem taşımaktadır. Alevilik, varlığını acıya dayalı bir yeni travma üreterek ortaya koymaya davet ediliyor.

Peki davet edenler kim?

Alevi grup kimliğini eylem, çatışma ve acı etrafında seferber ederek travmalaştırıp "karşı kimliğe" dönüştüren aktörler vardır. Ulusal ya da uluslar arası aktörlerdir (uluslararası boyutlarını İbrahim Karagül dünkü yazısında ele aldı) bunlar. En başta muhafazakarların devleti yönetmesini hazmedemeyenler gelmektedir. Bu aydınlar, lobiler ve siyasetçiler belli bir ittifak içinde Aleviliği seferber ediyorlar. Bu dinamiğin bütün tarihsel ve sosyolojik imkanlarını kullanarak iktidara karşı meydan okuyucu bir güce dönüştürmek istiyorlar. Bunu yaparken iktidarı Sünnileştirmeye zorluyorlar. Daha doğrusu, iktidara ilişkin böyle bir algı üretiyorlar. Bütün yaşananların iktidarın Sünnilik kodların kaynaklandığı iftirasında bulunarak Alevilerin dışlanmış, mağdur ve karşıt bir psikoloji içine dahil olmalarına destek veriyorlar. Türkiye toplumunun en önemli sosyolojik gerginlik hatlarından birisi devreye sokularak "alçak bir muhalefet" tarzı yürütülüyor. İlginç bir biçimde oldukça yapıcı, barışsever ve bütünlükten yana olan yukarıda adlarını andığım bazı kanaat önderleri bile gelişmeleri Ak Parti"nin/iktidarın Sünniliği bütünleştirme olgusu olarak okuyorlar.

İktidar üzerine yaratılmak istenen en büyük "algı çarpıtılması", onu belli bir mezheple yorumlamaktır. Çünkü Ak Parti"nin 12 yıllık icraatlarına baktığımız zaman bütün etnik, bölgesel ve sınıfsal farklılıkları kucaklayan bir siyasal çoğulculuğa hitap ederek siyaset yaptığını görürüz. Ak Parti"yi Ak Parti yapan da bu siyasettir. Yani siyasal çoğulculuğu kucaklamasıdır. Bütün bölgelerden, etnisitelerden, sınıflardan, gruplardan ve inanç topluluklarından oy almasıdır. Muhafazakarlık siyaseti milliyetçi, İslamcı, sosyal demokrat ve liberal renkleri taşıyan siyasetçilerle hareket ediyor. Bunu sürdürdüğü oranda başarılarını sürdürebilir. Ana çatı muhafazakarlık etrafında bütünleşen geniş bir siyasal koalisyonu anlatır bu.

Alevi çalıştayları

İktidarı bir Sünnilik iktidarı olarak yorumlamak, onu mezhepsel bağlama mahkum etmektir. Ortadoğu"nun çeşitli ülkelerinde yoğun olarak yaşadığımız şey budur. Oysa 12 yıllık muhafazakar siyasal iktidar Alevilik çalıştayları yaptı, Aleviliği din derslerine dahil etti, Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi klasiklerini basmasına öncülük yaptı, DİB"e hazırlattığı strateji belgesinde Alevileri "ötekiler" tanımına sokan DİB başkanını görevden aldı, Alevi dedelerini akil adam seçti. Bütün bunlar elbette yeterli değil. Alevilerin cem evlerinin resmi statüsü halen muallakta. Aleviler hala kendilerini dışlanmış, mağdur ve görülmeyenler olarak algılıyorlar. Dezavantajlı sosyal grup kimlikleriyle yaşıyorlar. Yoksulluk ve damgalanma sorunlarıyla daha fazla baş başa kalıyorlar. Bütün bunların görülmesi, araştırılması ve çözümler getirilmesi gerekir. Gezi olaylarında ölen insanların suçluları adil bir yargılamayla ortaya çıkarılması gerekir.

Devlet daha doğrusu devlet içindeki kimi güçler, Alevileri stratejik bir etnik grup olarak da kullandı zaman zaman. 28 Şubat darbe döneminde bunları yaşadık. Dindarları kışkırtan, karşıtlığa iten ve dindar Sünniler için gerekli görülen operasyonlar için bu stratejiler kullanılmadı değil. Uğur Mumcu"nun katledilmesi ile beraber "Laiklik elden gidiyor", "Şeriat geliyor" sloganları atılarak özellikle Alevilere yoğun bir "şeriat korkusu" pompalandı. Böylece Aleviler ilgilerini 12 Eylül karşıtlığından çıkarıp "Siyasal islam" ya da "Şeriat geliyor"a yöneltmeye davet edildiler. Son yıllarda yine aynı davetle karşı karşıya bulunuyorlar. Adıyaman"da Alevi evlerinin kapılarına kırmızı çarpı işaretlerinin konulması, Hatay"da Suriyeli mültecilere saldırıların Aleviler üzerinden düzenlenilmeye çalışılması, Eset rejiminin Alevilik üzerinden yorumlanarak savunulması ve iktidarın Eset diktatörlüğüne ve katliamlarına karşı çıkışının Sünnilikle değerlendirilmesi tam manasıyla "Alevi kimlik stratejileri" üzerine kurgulanan kutuplaştırıcı siyasetlerin bir parçasıdır.

Alevileri araçsallaştırmak

Bu strateji, çözüm sürecinden sonra yeni Türkiye inşasında önemli adımlar atan bir iradenin engellenmesi amacıyla devreye sokulan yeni bir siyasettir. Hem içerde, hem bölgede hem de Avrupa"da belli yankılara yol açabilecek bir stratejidir. Türkiye"yi kendisiyle uğraştırmaya dönük bir siyasettir. Tarihsel tahayyülleri harekette geçirerek toplumsal sarsıntılara yol vermeye teşne bir siyaset olarak var olmaktadır. Muhafazakarları, "dine karşı din" ile vurma ya da "mezhebi mezheple çatıştırma" yöntemiyle yüz yüze getirme tuzağıdır.

Alevileri muhafazakar siyasete karşı yeni bir stratejik güç olarak yapılandırma, araçsallaştırma ve seferber etme temayüllerine rağmen, Müslümanlığı kendine kimlik seçenlere düşen en önemli görev hak ve adalete göre hareket etmektir. Kutuplaşma taleplerine, "karşı kutuplaşmalar" üreterek cevap vermekten kaçınmaktır. Daha üst bir dil üreterek herkesi kucaklayacak, sorunlarına çözümler sunacak ve ortak ümmet kültüründe çokluklarla yaşamanın bilincini canlı tutacak bir tavır içinde olmaktır. Son tahlilde Aleviler, İslam medeniyetinin bir parçasıdır. Coğrafyamızın toplumudur. Onların sorunlarına duyarlı olmak, mahrumiyet ve dezavantajlı konumlarına cevaplar bulmak her şeyden önce bize düşen bir görevdir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.