Yazarlar Mustafa Kemalin güncellenmesi ve Kürt sorunu

Mustafa Kemal’in güncellenmesi ve Kürt sorunu

Faruk Aksoy
Faruk Aksoy Gazete Yazarı

Devlet, her türlü tehlikeye karşı kendini savunacak duruma gelene kadar bazı meseleleri çözümsüzlüğe terk ediyor. Bunu anlayabiliyorum, nihayetinde bu da bir taktiktir.

İmparatorluk geleneğinden gelen ulus devletler böyledir, bu tip devletlerin alacak/verecek meseleleri bitmez, bitse bile “bitti” demezler, eğer “bitti” derlerse enerjilerini, heyecanlarını kaybederler, belki de çökerler.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Aksoy : Mustafa Kemal’in güncellenmesi ve Kürt sorunu
Haber Merkezi 28 Mayıs 2018, Pazartesi Yeni Şafak
Mustafa Kemal’in güncellenmesi ve Kürt sorunu yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Aksoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Türk devletine bakın mesela…

Bu devleti ayakta tutan coşku nedir, kurduğu dış siyasetin kodları neyi anlatmaktadır?

Türk devleti, Ecevit döneminde, Hersek’te yıkılan Mostar Köprüsü’nün taşlarını, o serin ve derin dereden çıkarıp tekrar yerine koyarken bunu hangi niyetlerle yapmıştır?

Türk devleti, Erdoğan döneminde Sevakin Adası’nı korsanlardan, haydutlardan arındırıp yeniden inşa ederken ne yapmaya çalışmıştır?

Çok merak ediyorum, anamuhalefet bunları anlayabiliyor mu, dünyada bu hesaplaşmaların hangi semboller üzerinden yapıldığını biliyor mu?

Adamı izliyorum, “Türkiye’yi yönetmeye talibim” diyor, iki santim derinliği yok. Tarihi ne enine, ne dikine biliyor, tam bir cahil, boş boş konuşuyor. Devrin fırsatlarını kullanıp kasa/kese doldurmuş fettanlarla polemikçilik oynuyor, bunu da halka yakınlaşmak zannediyor.

Ne yapacaksın mesela, bu Sevakin Adası’nda devam eden çalışmaları durduracak mısın, orası Türkiye’ye ait bir üsse dönüştürülüyor, vaz mı geçeceksin, “Bizden önceki hükümet burayı almış ama ben geri veriyorum, para harcayamam” mı, diyeceksin?

Katar’daki üslerin de epey bir masrafı var, Afrin’nin de, Cerablus’un da öyle…Oraları da boşaltacak mısın, oralardan tasarruf edip liseyi bitiren gençlere maaş mı bağlayacaksın, bunları gerçekten böyle mi yapacaksın?..

Şu köşeden ikinci kez Nihat Genç’e hak veriyorum…

Az yapıyor, bunlara az yapıyor, sadece bunlara değil tabi, vatan/millet mevzusunda, hangi dönemde olursa olsun, taviz veren, devleti satan, CIA’larla, MOSSAD’larla fink atan, emperyalizm dininin misyonerliğine soyunan kim varsa, hepsine, topuna az yapıyor, daha da şiddetlenmesi lazım...

Bu devletin yakın tarihinde bir Kürt sorunu ve bir de Arap sorunu vardır, uzak tarihinde bir Acem sorunu vardır, en uzak tarihinde, yani kökünde de bir Batı sorunu vardır.

Türkiye’nin yakın tarihinde ortaya çıkan Kürt ve Arap sorunu, uzak tarihinden beri kavgalı olduğu Batı’nın ortaya çıkardığı bir şeydir. Osmanlı’yı, Arap ırkçılığı ile parçaladılar, Türkiye’yi de Kürt ırkçılığı ile parçalamak istiyorlar, bunu görmeyen, bunu anlamayan bir ana muhalefet olabilir mi?

Bildiri yayınlamışlar, daha önce denenmemiş, hezimetle sonuçlanmamış, hüsranla bitmemiş ne var o bildiride?

Gözü kapalı beygir gibi harman yerinde döndürüyorlar bunları, hepsini, alayını döndürüyorlar, kimin harmanını dövüyorlar, kim için dönüyorlar, onu da bilmiyorlar, bir avuç buğday için bir tas su için dönüp duruyorlar.

Bu memlekette SHP, DEP’e, 22 milletvekilliği kontenjanı açmadı mı, DEP’i meclise SHP sokmadı mı, o SHP’nin başında İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü yok muydu, Türkiye, ilk kez çözüm masasını o zaman kurmadı mı, en sonunda da DEP’liler meclisten polis zorunla atılmadı mı?

Niye oldu bunlar, biliyor musunuz?

Çünkü Kürt sorununu, Kürtlerin rejime adapte olamamalarını, Müslüman olmalarıyla açıklayan aptal bir akıl devleti yönlendirdi, “Kürtlerin solcu olması, Kürtlerin devrimci olması, Kürtleri devlete yakınlaştırır” safsatasını işledi.

AK Parti döneminde bu körlüğün ikinci perdesi sahneye konuldu, bu sefer de Kürt sorunu, laik Cumhuriyetten kaynaklanan bir sorunmuş gibi anlatıldı, Türklerin ve Kürtlerin arasını bozan asıl şeyin, Atatürk devrimleri olduğu tezi işlendi, memleket ikinci kez zokayı yuttu.

Abdullah Öcalan, Mustafa Kemal’in güncellenmesi gerektiğini söylüyor, 2005’te…Diyor ki, ”Mustafa Kemal, başta bir şeyler yapmak istedi. Fakat Musul-Kerkük meselesinden sonra bozuldu. Kürtleri kullanıp bıraktı…”

Askeri olduğu devlet paramparça edilirken, bağımsızlık savaşı vermese miydi, Musul’u, Kerkük’ü istemese miydi, böyle yapsaydı, Abdullah Öcalan için iyi adam mı olacaktı?

Büyük dahi(!) saçmalamaya devam ediyor, “Irak’ta, Kuveyt tarzı bir devletçik kuracaklar. Ben buna itiraz ediyorum. Demokratik Konfederalizmi geliştiriyorum. Herkesi yeşil zemin, sarı güneş içinde kırmızı yıldızlı bayrakla devlet olmayan konfederal birliğe çağırıyorum…”

Adam dalga geçiyor, bu teklifi bin beş yüz yıllık bir devlete yapıyor, “Toprağımız var, bayrağımız var, halkımız var, liderimiz var, savaşçılarımız var, dilimiz var, ben bunların hepsini organize ettim ama devlet olmayacağız” diyor.

O dönemde bu cümleler ne güzel pazarlandı, ne güzel işlendi, değil mi?

Ekran soytarısından ilim adamını ayıran şey de budur işte. Oturacaksın, okuyacaksın, sadece Osmanlı’da, yirmi beşin üzerinde Kürt isyanı çıktığını, bu isyanların çeşitli payeler verilerek, imtiyazlar sağlanarak bastırıldığını, işin laiklikle, ya da İslam’la bir ilgisinin olmadığını bileceksin.

Bilmedin mi ne oluyor, biliyor musun?...

Her döneme mahsus, her iklime müsait rujlu farelerin alkışları altında bizim köyün mezarlığına bir şehit daha defnediliyor, kolu kanadı kırılmış bir ana, buz gibi mezar taşına sarılıyor, kınalı elleriyle oğlunu örten toprağı okşuyor.

Bütün bunlar, köşesini, kalemini üç kuruşa satışa çıkaran rujlu farenin, siyasetçiyi, öğretmeni, doktoru, işçiyi, öğrenciyi, çiftçiyi kandırmasıyla, yönlendirmesiyle oluyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.