|
McCarthy"cilikten daha büyük tehlike

Tartışma programlarından birinde, bir yazar, Ak Parti hükümetine sürekli eleştirel yaklaştığı için geceleri hop oturup hop kalktığını açıklamış; ''Ergenekoncu medya mensubu'' olarak yaftalanıp gözaltına alınma endişesi yüzünden... Son birkaç gündür, aynı konumdaki birkaç kalem, kimi “McCarthy''cilik yapılıyor” diye kör-atışı suçlamalarla, kimi ortaya “Yapılmamalı” öğüdü vererek benzer duygularını şöhreti-kötü Amerikalı politikacı üzerinden ifade edip duruyorlar...

Böyle bir yakın ve gerçek tehlike var mı?

Elbette olabilir. ABD''de 1950''li yıllarda ''kızıl tehlike'' rüzgârı estiren Senatör Joseph McCarthy her kımıldayan daldan birilerini suçlardı. Çoğu mesnetsiz suçlamaları yüzünden sayısız yazar-çizer, bürokrat işini kaybetti; cezaevlerine düşenler oldu. Amerika''da olabilen bizde neden olmasın?

Ülkemizin yakın tarihinde estirilen McCarthy''ci rüzgârların ne kadar etkili olduğunu hep birlikte gördük. 28 Şubat döneminde, “Zampara hafız” ve “Çocukların beyinlerini yıkıyorlar” türü manşetlerle ne ocaklar söndürüldü... Bir PKK''lının verdiği ifadeye karargâhta elle yapılan ekleme hiç itiraz edilmeden haberleştirilince, “Alçakları tanıyalım” başyazıları eşliğinde, medyada geniş çaplı tasfiyelere gidildiğini nasıl unutabiliriz?

Hiç kuşkum yok, ipin ucu gevşek bırakılırsa, kamuoyunu derinden sarsan Ergenekon operasyonu vesilesiyle de benzer bir durum yeniden hortlayabilir.

McCarthy''ci rüzgârların toplumu esir almaması en büyük temennimdir.

Endişemin kökeninde, bugün hesabı görülmekte olan dönemin dün
kısa mı kısa bir özetini sunduğum ölümlü ve kitleleri kışkırtıcı eylemlerinin toplumda meydana getirebileceği feveran ve galeyan hisleri yatıyor. Yılların ürünü güvenin birdenbire yerini haklı kuşkulara terk etmesiyle yaşanacak derin hayal kırıklıkları, olan-biteni gizlemeye yarayan duvar birdenbire çöküp gerçeklerin ortaya dökülmesi, insanlar üzerinde nasıl bir etki yapacaktır, bunu kim bilebilir?

Uğur Mumcu suikastını ele alalım: Eylemin işlendiği dönemin özelliği sebebiyle bir milyona yakın insan kâtilleri kınamak üzere sokaklara döküldü. Mumcu''nun mesai arkadaşları, onu örnek bilen genç meslektaşları, tanıdıkları, aynı görüşleri paylaşanlar ve hepsinden önemlisi ailesinin fertleri... O gün bugündür matemini tutuyorlar...

Suikastın ''gerici bir ayaklanma'' hazırlığının parçası olarak ''dinci bir örgüt'' tarafından işlendiğine inanan bütün bu insanlar, “Kâtiller” diye suçlayageldikleri kesime mensup insanların da en az kendi sevdikleri kadar mâsum olduğunu öğrenirlerse ne olacak? Hele bir de kâtil(ler)in fazla uzaklarında olmadığı, cinayetin amacının da kendilerini sokağa dökmek ve kinlendirmek olduğu ortaya çıkarsa?

Güldal Mumcu''nun dönemin bir yetkilisinden “Tuğlayı çekin, duvar yıkılsın” talebi ancak şimdi yerine getirilebiliyorsa ve yıkıntının altında Mumcu''nun varlığını ortadan kaldıran çetenin parmak izlerine rastlansa, DNA''sına ulaşılsa?

Tamamen ''varsayıma dayalı'' sorular bunlar; ancak Ergenekon bu tür soruların üzerinden ''varsayım'' kokusunu kaldırıp ''doğru'' veya ''yanlış'' damgası vurabilecek bir hukukî süreçtir; ''yanlış'' deme kadar ''doğru'' deme ihtimali de bulunan bir süreç...

Yargı şimdilik uçuk-kaçık gibi görünen bu tezi doğrularsa ne yapacağız? Kandırıldığımızı kabul etmeyip “Ergenekon fasa fiso” demeye devam mı edeceğiz, kandırıldığımızı kabul edip öfkemizi bizleri kandıranlar üzerine boca mı edeceğiz, yoksa yakın siyasi tarihimizi serinkanlılıkla yeniden yazmaya mı çalışacağız?

McCarthy''ci rüzgârların toplumu esir almasını engellemek için özen ve çaba göstermek gerçeklerin farkına hayli erken varmış olanların görevi; ancak bütün bu süreç içerisinde üç maymunları oynamış olanların da bu son soru üzerinde düşünmeye ihtiyaçları var.

Hem de pek çok...

16 yıl önce
McCarthy"cilikten daha büyük tehlike
Firavunlaşan sermaye
Sahipsiz başlayıp sahipsiz bitirmek
Kamala Harris ‘sokak kavgasına’ hazır mı?
Mevcut Başkanı indiren, müstakbel Başkan’ı vuran güç…
Ürdün’de birkaç adım