|
Teselli

Otonominin kültüreli nasıl olur bilmesem de, Hıristiyan Demokrat politikacı, Türkiye''de yaşayan Kürtler için onu istiyor...

BERLİN - Her ikisi de, CDU (Hıristiyan Demokrat Partisi) iktidardayken Türkiye''ye sıkça gelir veya Türkiye ile ilgili resmi görüşü onlar açıklardı. Partinin Türkiye''nin de içinde yer aldığı bölgeden sorumlu üyeleri olarak görüşleri şimdi de önemli. CDU parlamento sözcüleri Karl Lamers ve Ruprecht Polenz''i dinlerken, ''Alman açık sözlülüğü'' ne demek, bir kez daha anladım...

Türkiye''nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği önündeki gizli engelin Almanya, Almanya''nın bu tavrının sebebinin de Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) olduğu biliniyordu. Helmut Kohl''un dört duvar arasında kalacağını düşünerek, Lüksemburg Zirvesi sırasında (1997) toplanan Hıristiyan Demokrat Partiler Konferansı''nda sarf ettiği ve dönem başkanı tarafından dışarıya yansıtılan, "AB Hıristiyan klübüdür, Türkiye''ye burada yer yok" cümlesi anılarda hâlâ taze... "Lüksemburg''ta reddedilen Türkiye, iki yılda ne oldu da Helsinki''de adaylık sözü alabildi?" sorusuna, herkes, "Almanya''da iktidar değişti" cevabını veriyor... Bu tespiti, Alman parlamentosunda görüştüğümüz iki sözcünün ifadeleri doğruladı.

Lamers''in, "Türkiye''nin AB adaylığı önünde uzun bir yol var, Ecevit''in dört yıllık perspektifi gerçekçi değil" sözleri önemli. Sebebi de açık: Kopenhag kriterlerine uyum sağlaması şart Türkiye''nin; bu da ''Kürt sorunu''nun çözümünü ve askerin sistem içerisindeki ağırlığının azalmasını gerektiriyor. Türkiye bu iki konuyu kısa sürede çözemeyeceğine göre ömrü billâh aday olarak kalmak zorunda. Lamers böyle dedi...

"Biz bunları söyledikçe" dedi Lamers, "Sizden, ''Bizim içişlerimize karışmaya hakkınız yok'' sesleri yükseliyor; oysa AB legal olarak birbirinin içişlerine karışan bir topluluk... Avusturya''ya karşı tavrı gördünüz. Bana göre, sizdeki iktidar ortağı MHP, Avusturya''da itirazlara sebep olan Jörg Heidar''ın Özgürlükler Partisi''nden ''daha sağda'' bir parti. Bu cümleyi mümkün olduğunca diplomatik kurduğumu da bilmenizi isterim..."

Bilgisizliğime verin, ''kültürel otonomi'' kavramını da ilk kez Lamers''in ağzından duydum. Otonominin kültüreli nasıl olur bilmesem de, Hıristiyan Demokrat politikacı, Türkiye''de yaşayan Kürtler için onu istiyor... Uzun sözler arasından çıkardığım bir sonuç da, Kopenhag kriterleri arasında bulunan ''azınlık hakları'' kavramıyla kastedilenin bu konuda da işlerlik kazanmasından yana CDU... Bir yandan "Çözüm Türkiye''de bulunacak" derken, bir yandan da, "Atatürk''ün kurduğu devletin ilkelerinin bugün yeni bir gözle elden geçirilmesi gerekir" demeyi ihmal etmedi...

Karl Lamers''in kendi talebiyle başlayan ''çifte standart'' tartışmasından sıkılıp ayrılmasından sonra, CDU''nun dışişleri sözcüsü Ruprecht Polenz''le Türkiye''nin ''öteki'' konularını daha az çifte standartlı bir zeminde konuşma fırsatı bulabildik. Polenz "Partiler kapatılmamalı" derken, sadece HADEP''i değil FP''yi de kast etti. "Bizde programı anayasayla ters düşen partiler var, ancak çözümü onları kapatmakta görmüyoruz" dedi ve ekledi: "Seçmenin sağ duyusuna güvenmek gerekiyor..." Polenz, Hıristiyanlık değerlerine saygılı bir partinin üyesi olarak, Türkiye''de, bir partinin değerlerinin İslâm''a dayandırmasını normal sayıyor... "İktidara geldiğinde anayasaya saygılı olmak şartıyla mânevi değerlere dayalı partiler olabilir: yeter ki, devlet din karşısında tarafsız kalsın" diyor...

Türkiye''nin reflekslerinde zayıflama yaşanmasaydı, burada karşılaştığımız politikacıları şaşırtacak bir canlılık ve emniyet hissi kolaylıkla oluşturulabilirdi. Polenz''in "Ben Rusya''dan hâlâ umutluyum, çünkü orada özgür bir basın var" derken bizlere yarı gözle bakışı yok mu, işte o gerçekten kahrediciydi... "Türkiye''de pek çok konu millî güvenlik mülâhazalarıyla açıkça tartışılamıyor; demokratik tartışma ortamının bulunmadığı bir ülkede sorunlar çözülemez" sözü de ona ait...

Bugüne bakıp fazla umutlanamıyorum. Temel hak ve özgürlükleri bir kişinin cumhurbaşkanlığı süresini uzatma amaçlı manevra olarak pazarlık konusu yapabiliyor, siyasileri fikirlerinden dolayı cezaevlerine gönderebiliyoruz... Böyle bir ülkenin "Fikir özgürlüğü teminat altında, demokrasi bütünüyle işliyor" iddiaları ciddiye alınır mı? Gördüğüm kadarıyla CDU''lu politikacılar ciddiye almıyorlar...

Tek tesellimiz, AB''nin en güçlü üyesi Almanya''da Türkiye hakkında bu kadar olumsuz düşünen bir partinin şu anda iktidarda bulunmaması olabilir. Ne kadar teselliyse tabii...

24 yıl önce
Teselli
Yeşil pasaport almak kurumdan kuruma ve memurdan memura değişiyor
Mescid-i Nebevi: Boyun büktüm, perişanım
Zaman, zemin, insan ve sinema
“Hayat Kaynağı Kur’an” müfessiri Prof. Dr. Sait Şimşek’in ardından
Siyasette zorlama yorumlar