|
Wang-Fo’nun torbasında neler var?
Günlerimizin boyu, içine hayatımızın hiçbir uzun vadeli emelini sığdıramayacağımız kadar kısaldı.

Kimilerinin tutunduğu bir dal var; kimilerinin de bildiği biri var, bir dala tutunan.

Aynı yolda iki zıt istikamete doğru yürüyen iki insan, ikisi de çok emin doğru istikamete doğru gittiğinden. Aklımızın her doğrusu işte bu kadar kırılgan...

Uzaktaki biri, yanınıza kadar geldiğinde 'uzaktaki biri' olmaktan çıkıyor mu gerçekten?

“Görüntüleri arasında karanlık gecenin/ Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum./ Ama kalbimi kırarak beni uyandırdı/ Görüntüsü yaşamın ve ışığın” diyor bir şiirinde Edgar Allen Poe.

Dünyanın bu karanlık hali bile neşelerini zerre kadar kıramadığına göre insanların en güçlüleri çocuklar...

“Bazı insanlar nasıl bu kadar bütün kalabiliyor, hiç anlamıyorum!” dedi hayretle biri. “Kendilerini kırmamaya dikkat ediyor onlar” dedi yanındaki.

Gözlerdeki derin keder, yaşantılarda kıvılcımlanıp derin yangınlar tutuşturuyor. Kan damarlara sığmaz oluyor. Ve hayat gözlerden işte en çok o zaman gizlenemiyor.

“Bazen o kadar derin düşüncelere dalıyorum ki, sonra o derinliklerden dünyaya dönmek günlerimi alıyor” dedi beyaz saçlı adam.

Zaman bizim için hızına yetişilemez bir şey... Ama bir de unlarını eleyip eleklerini asan yaşlılara bakın; kurtarmışlar yakalarını zamanın ağır baskılarından onlar, her şeyi uzun uzun ve derin derin düşünmeye vakitleri var.

“Adam yıldızlara basa basa yürüdü/ Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı” diyor bir şiirinde Cemal Süreya.

Yağmur birikintileri fotoğraflarımızı saklıyor hâlâ.

“Yavaş yol alıyorlardı, Çünkü Wang-Fo geceleri gezegenleri, gündüzleriyse kızböceklerini seyretmek için duraklıyordu. Yükleri hafifti; çünkü Wang-Fo eşyaların kendilerini değil, imgelerini severdi ve dünyada, fırçaların, çini mürekkeplerinin, lake boya kutularının dışında hiçbir şeyin sahiplenilecek kadar değerli olmadığını söylerdi. Yoksuldular, çünkü Wang-Fo resimlerini bir tas arpa çorbasıyla takas eder, gümüş paraları küçümserdi. Sırtındaki eskiz dolu torbanın ağırlığı altında ezilen çırağı Ling, gökkubbeyi taşırmışcasına saygıdan iki büklüm olurdu; çünkü Ling'e bakılırsa, bu torba, kar altında dağlar, baharda ırmaklar, yaz mehtabının yüzüyle doluydu.” diye incecik yazmış Marguerite Yourcenar, Doğu Öyküleri'nde...

Yıldızları birer sedef düğme gibi gönlünün iliklerine ilikleyen insanlar da var.

Bir melek başını dizine koyup mışıl mışıl bir uykuya dalmışsa, hemen diğer dizin için de güzel hayaller kurmaya başlarsın, hayat böyle!

Biz görmüyoruz ama durgun sulara aksi düşen uzak bir sazlıkta kızıl göğüslü bir kuş şu an kendi bestelediği şarkıyı söylüyor, ne muhteşem!

Güzellik o ki, tek başına doldurabilir dünyayı.

“Derdin güzeli görmekse” dedi meczup, “bakmakla ne işin olur?”
#Wang-Fo
#torba
#meczup
9 yıl önce
Wang-Fo’nun torbasında neler var?
Tezkere diplomasi sınırlarında bir harekettir
Firavunlaşan sermaye
Sahipsiz başlayıp sahipsiz bitirmek
Kamala Harris ‘sokak kavgasına’ hazır mı?
Mevcut Başkanı indiren, müstakbel Başkan’ı vuran güç…