Yazarlar Dünyanın en büyükleri karşımızda Figüranlarla oyalanma vakti değil Siz, açık açık bu ülkeye kendini savunma demek istiyorsunuz Hayal kırıklığına uğrayacaksınız Türkiye için yorulanlardan, bedel ödeyenlerden intikam alınmasına izin vermeyeceğiz

* Dünyanın en büyükleri karşımızda! Figüranlarla oyalanma vakti değil. * Siz, açık açık bu ülkeye “kendini savunma” demek istiyorsunuz! Hayal kırıklığına uğrayacaksınız! * Türkiye için yorulanlardan, bedel ödeyenlerden intikam alınmasına izin vermeyeceğiz.

İbrahim Karagül
İbrahim Karagül gazete Yazarı

Küçük cümleler kurmayın. Küçük iddialarla oyalanmayın. Küçük hayallere kanmayın. Türkiye’nin büyük yürüyüşünü sulandıranlara saygı duymayın.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İbrahim Karagül : * Dünyanın en büyükleri karşımızda! Figüranlarla oyalanma vakti değil. * Siz, açık açık bu ülkeye “kendini savunma” demek istiyorsunuz! Hayal kırıklığına uğrayacaksınız! * Türkiye için yorulanlardan, bedel ödeyenlerden intikam alınmasına izin vermeyeceğiz.
Haber Merkezi 10 Haziran 2019, Pazartesi Yeni Şafak
* Dünyanın en büyükleri karşımızda! Figüranlarla oyalanma vakti değil. * Siz, açık açık bu ülkeye “kendini savunma” demek istiyorsunuz! Hayal kırıklığına uğrayacaksınız! * Türkiye için yorulanlardan, bedel ödeyenlerden intikam alınmasına izin vermeyeceğiz. yazısının sesli anlatımı ve tüm İbrahim Karagül yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Ülkemizi küçümseyenlere, hafife alanlara, çaresiz gösterenlere, kendi hesaplarını Türkiye’nin gidişatına yönelik eleştirilerle örtüp pazarlayanlara inanmayın.

Bizim çok büyük iddialarımız var. Yüzyıllardır devam eden hesaplarımız var. 20. yüzyılda kırılan gururumuz ve hasret kaldığımız umutlarımız var. Bir yüz yıl dayandığımız korkunç bir sabrımız var.

DÜNYANIN EN BÜYÜKLERİ KARŞIMIZDA! FİGÜRANLARLA OYALANMA VAKTİ DEĞİL..

İçimize gömdüğümüz suskunluğumuz var. Ve bugün serbest bırakmaya karar verdiğimiz coşkumuz var. İşte bu karardan sonra başlayan çok yönlü saldırılar var. Yeniden başlayan hesaplaşmamız var.

Bugün küçük cümlelerle konuşma zamanı değil. Bugün birbirimizle uğraşma zamanı değil. Bugün dar çıkar hesaplarıyla, hasetlerle ülkemizin enerjisini harcama vakti değil.

Bugün küçük adımlarla, figüranlarla oyalanma vakti değil. Bugün ihtiraslarla, başkalarının dağıttığı küçük rollerle körleşme vakti değil.

Dünyanın en büyükleri karşımıza dikilmişse, tehdit ediyorsa, o kadar büyük iddiaların sahibiyiz demektir. Kavganız ne kadar büyükse iddianız da o kadar büyüktür. Tarih yapıcı millet olmak böyle bir şeydir.

BU MİLLETİN GENETİĞİNE İŞLEMİŞ BİR DAVAMIZ VAR.. İÇİMİZDEKİ ATEŞİ SERBEST BIRAKMA VAKTİ..

Siz ne kadar büyükseniz düşmanınız da o kadar büyük olur. Bugün oyun kurucularla uğraşmak varken, onlarla hesaplaşmaya girmişken, Anadolu bir kez daha tarih yapıcı rolüne sarılmışken kuklalarla oyalanma vakti değil.

Çünkü: Geçmişimizden aldığımız ilham ve ruh, coğrafyamızın şehirlerinden aldığımız sorumluluk, geleceğe yönelik taahhütlerimiz var. Bu milletin genetiğine işlemiş bir davamız var.

Bugün yakılıp yıkılan coğrafyamızın, harabeye dönüşen şehirlerimizin, aşağılanan değerlerimizin, kıyıma uğratılan milyonlarımızın acıları var. Tarihin bu yeni kavşağında önümüze açılan sayfalar var. Bu sayfalara yazılacak cümleler var. İçimizdeki ateşi serbest bırakmak var.

TÜRKİYE İÇİN YORULANLARDAN, BEDEL ÖDEYENLERDEN İNTİKAM ALINMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ..

Ülkemize doğrudan bir şey dişemeyenlerin, Türkiye’nin mücadelesine doğrudan karşı çıkma cesareti gösteremeyenlerin, bunu yaparlarsa millet tarafından yargılanıp mahkum edileceklerini bilenlerin, çokuluslu hesapları içselleştirip kendi varoluşları ve iddiaları gibi pazarlamalarına, bir milletin tarih yürüyüşünü “hakkaniyet, adalet” gibi zarif kavramlarla sabote etmelerine izin vermeyiz, veremeyiz.

Doğu’da, Batı’da, Güney’de ve Kuzey’de geleceğin Türkiye’si için koşturanlardan,bedel ödeyenlerden, yorulanlardan, haksızlığa uğrayanlardan intikam alınmasına izin vermeyiz, veremeyiz. Buna izin verirsek, gelecek nesiller hepimizi mahkum edecektir.

Bugün biz geçmişin hatalarını nasıl yargılıyorsak, nerede oyuna geldiğimizi düşünüyorsak, yarının Türkiye’si de bugüne öyle bakacaktır. İşte o zaman bugünün Truva Atları değil, basiretsizlikleri can yakacaktır.

AYNI ANDA HEM ÇEVRELEME HEM İÇERİDE CEPHE KURMA: BİRİLERİ BİR PLAN UYGULUYOR!

Eğer bugün Suriye’nin kuzeyinde bize karşı dev bir cephe kuruluyorsa, hesaplaşma çok büyüktür.

Bütün Batılı donanma Doğu Akdeniz’de toplanıyorsa, KKTC ve Türkiye için ciddi bir tehdit vardır.

Ege adaları füzelerle donatılıyorsa, Balkan ülkelerine askeri yığınak yapılıyorsa gerçek bir çevreleme açığa çıkmıştır.

Türkiye’nin yakın durduğu ülkelerde darbeler yapılıyorsa, Sudan gibi iç savaşa doğru sürükleniyorsa çevrelemenin dış halkası da açığa çıkmıştır.

Türkiye’yi “hava savunma sistemi kurmayın, S400 almayın” diye talimat verir gibi nutuklar çekiliyorsa, “alırsanız yaptırım yaparız” diye tehdit ediliyorsa, bu konuda kararlar alınıyorsa, bu çerçevede içeride birileri harekete geçiriliyorsa bu ülke için bir plan vardır.

Hem çevreleme devam ediyor hem savunmaya yönelik çabalarımız sabote edilmek isteniyorsa, üstelik bu, açık tehditlerle yapılıyorsa birilerinin bu ülkeye yönelik yakın bir tehdit var demektir.

15 TEMMUZ’DAN SONRASI İKİNCİ İSTANBUL PROJESİ VE İÇ İŞGALCİLER: BU ŞEHRİ FETÖ’YE TESLİM ETMEYİN.

Biz bu planları 15 Temmuz’da gördük. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk açık saldırıydı bu. Doğrudan ülke bütünlüğünü hedef alan, Türkiye’yi durduramayınca parçalamaya ayarlanan bir saldırıydı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi “uluslararası bir sorun”a dönüşüyorsa, ABD’den İsrail ve AB ülkelerine kadar herkes müdahil oluyorsa, uluslararası bir cephe CHP adayının arkasında yer alıyorsa, aday yapılmasından kampanyasına kadar uluslararası bir organizasyon varsa, Türkiye içinde yalanlarla ve karartmalarla dolu çalışmalar yürütülüyorsa ortada seçimin ötesinde hesap var demektir.

15 Temmuz projesini yapanlar bir kez daha İstanbul projesi yürütüyorsa, FETÖ yine aktif biçimde devreye sokulmuşsa, bu proje ile Güney’den ve Batı’dan çevreleme örtüşüyorsa, bütün bunlarla bütünleşecek şekilde içeride ortak bir direnç hattı oluşturuluyorsa, hiçbir fikrî yakınlığı olmayanlar bu cephede sorgusuz sualsiz yer alıyorsa bir iç işgalci yapılanmadan söz etmemiz asla yadırganmasın.

ERDOĞAN VE YOL ARKADAŞLARINI VURANLAR: BIRAKIN SİYASİ KİMLİĞİ, NEREDE DURDUKLARINA BAKIN…

Erdoğan’a, yol arkadaşlarına, yakınlarına yönelik öfke, dışarıdan ve içeriden aynı cümlelerle yansıtılıyorsa, bütün eleştiriler bir siyasal projenin parçasına dönüşmüşse, dışarıdaki çevreleme ile içerideki ortak cephe tek proje demektir.

Bütün bunlar o büyük tarihsel hesaplaşmanın tam da kendisidir. Bunu Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı döneminde de yaşadık. O zaman bölgemizde ve içeride vesayet çevreleriyle iş tutanların izinden gelenler bugün de aynı yerde duruyor.

Kimlerin hangi siyasi kimliğe ait olduğuna bakmayın kimlerin tarihin kırılma anlarında, geçiş dönemlerinde nerede durduğuna bakın. Çünkü vesayetçi zihniyet, sahip oldukları siyasi kimliklerin çok daha üstünde bir kimliktir.

NE YAPSIN BU ÜLKE? EĞİLSİN Mİ, EZİLSİN Mİ? BUNU MU İSTİYORSUNUZ?

Peki, neden böyle oluyor? Türkiye bir kötülük mü yaptı? Ülkemizin 21. yüzyılda yükselişe geçmesi miydi yanlış olan? Ne yapmalıydı Türkiye? Boyun eğip bir yüz yıl daha mı beklemeliydi? ABD, Avrupa ve İsrail’e tam bağımlılığını ilan edip kendini “güvenceye” mi almalıydı?

Dikkat edin. Elinizi vicdanınıza koyun. Dikkatli bakın. Dışarıdan ve içeriden ülkemize yönelen öfke ve eleştirileri hakkaniyetle tartın. Türkiye kime ne kötülük yaptı? Bütün bunlar Türkiye’nin saldırganlığından mı kaynaklanıyor?

Biz kimseye saldırmadık. Kimsenin iç işlerine karışmadık. Kimseyi terörle vurmadık. Kimsenin sınırlarına asker yığmadık. Kimseyi kuşatmadık. Darbeler yapmadık. “Füze almayın. Gemi almayın. Uçak yapmayın, silah almayın” demedik.

Ülkelerin liderlerini hedef almadık, başbakanlarına suikast düzenlemeye kalkmadık, meclislerini bombalamadık, sokakta insanlarını kurşuna dizmedik.

Bu ülke ne yapacaktı? İçeriden atıp tutanlar, söyleyin Türkiye ne yapsın! Eğilsin mi, ezilsin mi, kendini savunmasın mı?

SİZ, AÇIK AÇIK BU ÜLKEYE “KENDİNİ SAVUNMA” DEMEK İSTİYORSUNUZ! HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAYACAKSINIZ!

Siz açık açık bu ülkeyi teslim etmek mi istiyorsunuz? Siz, bu ülkeye “kendini savunma” demek mi istiyorsunuz? Bu kadar büyük bir tehdit ve mücadele varken, bütün bunları sulandırıp, zihin karıştırmak, bir “iç işgalci” girişimdir. İşte asıl proje budur.

Ama yanılıyorsunuz? “Türkiye Ekseni” dışında cephe mücadelesi yapanlar, ülkemizi bu hesaplaşmada yalnız bırakanlar, başka adreslerle iş tutanlar ve bunu “nasihat” diye servis edenler, yüzyılların diliyle konuşup memleketin her alanında direnç oluşturanları hedef alıp yıpratmaya çalışanlar hayal kırıklığına uğrayacak.

İSTANBUL’UN, ANA DOLU’NUN SESİNİ DİNLEYİN! İHANETİN ÇOKLUĞU DİRENCİMİZİ ARTIRSIN..

Türkiye’yi durdurma planları yine boşa çıkacak. İstanbul’un, Anadolu’nun, coğrafyanın, kadim şehirlerimizin sesini dinleyin. Yüzyılların sesini dinleyin. Hepimize o kadar güçlü cümleler söylüyor ki..

Öyleyse yumruklarınızı sıkın, zihinlerinizi diri tutun. Asla diliniz tutulmasın. Asla sesiniz kısılmasın. Asla bacaklarınız titremesin. Asla kalbiniz hüzünlenmesin. Asla yılgınlığa düşmeyin. Düşmanın çokluğu bizi güçlendirsin. İhanetin çokluğu bizi bilendirsin.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.