Yazarlar21 yüzyıl kasırgası

21. yüzyıl kasırgası

İbrahim Karagül
İbrahimKaragülGazete Yazarı
Deprem nasıl bir sivil uyanışa sebep olduysa, 60''a yakın ülkenin liderinin geldiği AGİT İstanbul Zirvesi de Türkiye''nin bir dünya gücü olmasının önündeki tek engelin kendi içimizde olduğunu öğretti bizlere.

İki gün boyunca dünyanın kalbi İstanbul''da attı ve biz Atlantik''ten Pasifk''e kadar olan coğrafyayı içine alan 21. yüzyıl kasırgasını çok yakından yaşadık. Amerika''nın küresel bir güç olarak damgasını vurduğu zirvede Rusya''nın Sovyetler''in çöküşünden beri devam eden çözülme sürecinin devam ettiğini ve bu çöküşün dünyayı nasıl sarstığını, iştahları nasıl kabarttığını gördük.

Yeryüzününün eksenini oluşturan bir coğrafyaya hakim olan Türkiye''nin, imkanlarını kullandığı sürece, elinde ne muazzam imkanları barındırdığını ilk elden test ettik. Avrupa''nın güvenliğinin Türkiye ve Rusya''ya bağlı olduğunu, çöken bir Rusya''nın ancak küçülerek Avrupa''nın bir parçası olabileceğini, Rusya''nın parçalanmasıyla Türkiye''nin hem Türkiye hem de Rusya''nın gücünü eline geçirererek Avrupa''nın kaderini etkileyebileceğini, bu yükselişe Avrupa''nın direnmesinin mümkün olmadığını öğrendik.

İçimizdeki Türkiye...

21. yüzyıla yön verecek olan enerji kaynaklarının kaderinin Türkiyesiz belirlenemeyeceğinin, Avrupa-Ortadoğu-Asya ekseninde Türkiye''ye rağmen hiç bir harita değişikliğinin, hiç bir paylaşımın, hiç bir savaşın ve barışın mümkün olmadığının ayırdına vardık.

Bugüne kadar bu gerçekleri dile getirenleri hayalcilikle suçlayanların hayal bile kuramadıklarına, Türkiye''nin ve Türk halkının vizyonunun genişlemesini iç tehditle birebir algılayanların ne kadar büyük bir ihanet içinde olduklarına bütün Türkiye şahit oldu. Yıllardır Türkiye''yi ulusal sınırlar içine hapsedenlerin dünyalarının ne kadar küçük olduğu, bin yılın kavşağında varlık ve yokluk arasında tercih yapma aşamasında olan Türkiye''yi bu küçük insanların bile artık engelleyemeceği apaçık ortada değil mi? İki gün boyunca dünyanın merkezi olan İstanbul, bizlere yeniden bir dünya gücü olmanın duygularını tattırdı.

Amerikancılık-Avrupacılık-Rusçuluk-Çincilik gibi sloganlarla yıllarını kaybeden Türkiye için bu sloganlar artık bir anlam ifade etmiyor. Anlamlı olan içimizdeki Türkiye''yi uyandırmaktır.

Bunun için önce kendi insanlarımızın bileklerindeki zincirleri kırmak, onurunu iade etmek, kendi değerleriyle insanca yaşama hakkının önündeki zorlukları ortadan kaldırmak, halkını iktidarı elinden kaçırma korkusuyla en büyük tehlike olarak gören zihniyeti şiddetle sorgulamak gerekmiyor mu?

İki imparatorluğun mirası üzerinde iki dünya sistemi

21. yüzyılın temel ilkelerini belirlemek için İstanbul''da toplanan dünya liderlerinin hemen hepsinin yüzünün doğuya dönük olduğuna dikkat ettiniz mi?

Amerika, Türkiye, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, İsrail ve Çin, Sovyet sömürgesinden kurtulan ve daha kurtulacak bölgeleri bulunan bu devasa kıtanın bakir kaynakları üzerinde kıyasıya bir savaş yürütüyor. 19. yüzyılda Rusya ve İngiltere arasında İran ve Afganistan''ı kontrol ederek Orta Asya''ya hakim olmak için verilen kirli savaşın, yani ''Büyük Oyun''un onlarca katı şiddetinde bir savaş yaşanıyor ve bu savaşta süper güçlerin yanında bölge ülkesi olan ve olmayan hemen her ülke yeralıyor.

İngiltere''nin Hindistan''ın güvenliğini sağlamak, Rusya''nın da Orta Asya''nın zenginliklerini ele geçirmek ve güneye inmek için yoğun enerji sarfettiği Büyük Oyun''dan bugüne çok şeyler değişti. Zamanın iki süper gücü eski konumunda değil artık.

İngiltere ABD''nin Avrupa''daki bir piyonu olmaktan öteye geçemezken Rusya imparatorluktan bir ulus devlete doğru geriliyor. Yeryüzünün orta kuşağını oluşturan bölge, gerek startejik üstünlüğü gerekse ekonomik zenginliğiyle yeniden dünyayı biçimlendirmeye başladı. Kuzey Afrika''dan Çin Seddi''ne uzanana bu kuşağın merkezi bir kontrolün altında olmaması büyük güçler için en büyük şans. Zira bölgeyi kontrol altında tutan güçlü bir irade, hem dünyayı avucunun içine alır hem de bugünkü büyük güçlerin çoğunun bu güce erişmesine imkan tanımazdı. O zaman, bugün dünyayı paylaşan empenryal güçlerin çoğunun tarih sahnesinde yeri bile olamazdı. Böyle bir coğrayaya sahip olan Müslümanlar''ın kurtlar sofrasında ikinci kez yem olmaları ne büyük bir acı.

Bu acıyı ikinci kez yaşıyoruz

Biz bu acıyı ikinci kez yaşıyoruz. Birincisinde 20. yüzyılın dünya sistemi belirlendi. İkincisinde de 21. yüzyılın dünya sistemi belirleniyor. Birincisinde Osmanlı İmparatorluğu dağıldı ve onun mirası üzerinde kurulan onlarca devlet bugüne kadar kendilerini küresel güçlerin hizmetine adadı. Müslüman coğrafyanın kaynakları süper güçlerin hizmetine verildi ve bu coğrafyadaki paylaşım dünya sisteminin temelini oluşturdu. Avrupa korkunç ikinci dünya savaşını yaşadı ama bu savaş dünya değiştirmedi ve Osmanlı mirası üzerindeki paylaşıma göre oluşturulan düzen Sovyetler yıkılana kadar devam etti. Batı bir imparatorluğun mirası ile yüz yıl beslendi.

Şimdi kalan son imparatorluk, Rus imparatorluğu parçalanıyor ve Batı Osmanlı mirası ile bu imparatorluğun mirasını birleştirerek bir kaç yüz yıl daha kendini sağlama almanın hesaplarını yapıyor. Her ne kadar parçalanan imparatorluk bizim ezeli düşmanımız ise de, yağmalan coğrafya yine bizim coğrafyamız. Dünyayı doyuracak olan zenginlikler yine bizim zenginliklerimiz.

İstanbul''a akın eden dünya liderleri ve Clinton''ın Türkiye''nin 21. yüzyılı belirleme potansiyeline işaret eden sözleri, bizim bu paylaşım savaşında bir anda öne çıkabileceğimize de işaret ediyor. Bütün toplumsal zindeliği ile yeni yüzyıla hazırlanan bizler, bu paylaşım savaşını kendi lehimize çevirebiliriz ve Türkiye, bir anda Avrasya''ya rengini veren ülke haline gelebilir. Bu gücü bize başkaları hatırlattı. Önemli ve değerli olduğumuzu bir anlamda onlar dikte etti.

Türkiye''yi AGİT sonrası yeniden karamsarlığa, yeniden bir Üçüncü Dünya ülkesi ölçeğine indirgemeye çalışanların hesapları boşa çıkarılmalı. Osmanlı''nın çöküşünün başladığı zamandan beri bu şansı ilk kez yakalıyoruz. Ve bu şans yeni bir dünyanın kurulmasından sonra bir daha elimize geçmeyecek.

Kafkasya''da açık savaş dönemi

İstanbul Zirvesi''nin ilk gününde ABD Başkanı Clinton ile Rusya lideri Yeltsin arasındaki söz düellosu, Doğu ile Batı arasındaki Avrasya savaşının ne derece tehlikeli bir hal aldığını gözler önüne serdi. Ermenistan''daki Meclis baskını ve Çeçenistan işgaliyle zirveye bir adım önde katılan Rusya, bir anda bütün dünyayı karşısında buldu. Çeçenistan''ın artık bir iç mesele olmadığını haykıran dünya, Moskova''nın boru hatlarına yönelik sabotajlarına ve Kafkaslar''a yeniden dönüşüne çok sert cevap verdi. ABD ve Rus liderleri kamuoyu önünde ilk kez böyle bir üslup kullanıyorlar. Bu durum iyi tahlil edilmeli. Rusya Kafkaslar ve Orta Asya konusunda Batı ile bir uzlaşmaya girmeyeceğini ortaya koyarken Batı, işbirliği yapmayan Rusya''nın cezalandırılacağını ilan etti. Bu olay bu güne kadar Rusya''yı kızdırmadan sonuca ulaşmayı amaçlayan ABD ile Rusya arasında açık bir savaş ilanı anlamı taşıyor. Yeltsin''in öfkeyle geldiği zirveyi öfkeyle terketmesi, Batı ile Rusya arasında yeniden bir soğuk savaşı başlatabilir. Bu gergin dönemde Rusya''da milliyetçi eğilimler tehlikeli bir boyut alabilir. Çeçenistan''a yönelik saldırılar şiddetlenebilir. Rusya''da sivillerle generaller arasında büyük bir kavganın başlangıcı olabilir ve Rusya derin bir sarsıntıya yakalanabilir. İmzalanan Bakü-Ceyhan anlaşması ile büyük oranda petrol hesaplarından dışlanan Rusya ile yine petrol pazarlıklarından dışlanan İran ve Çin arasındaki yakınlaşma daha da güçlenebilir. Bu durumda özellikle Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan''ın tavırları yakından izlenmeli. Bu ülkeler büyük ölçüde Rusya-Çin eksenine kayabilir. Moskova, zirvede sergilediği ''açık savaş'' tercihini değiştirmek ve yumuşamak zorunda kalacaktır. Bu da Kremlin ile generaller arasındaki uzlaşmaya bağlı. Moskova bunu sağlayamaz, Çeçenistan''dan çekilmez, Ermenistan''ın tercihlerine koyduğu ambargoyu kaldırmaz, Kafkasya ve Hazar bölgesine yönelik uzlaşmaz tutumunu yumuşatmazsa, Rusya Federasyonu büyük yara alacak. Önümüzdeki Duma seçimlerine kadar Moskova''da yer yerinden oynayacak.