|
Yazarlar

Sabiha Gökçen unutulsun

13:05 . 21/04/2015 Salı

Kevser Topkar

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Kuzguncuk İlkokulu ve Üsküdar Kız Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümüne girdi. 1987’de mezun olacakken başörtüsü yasağından dolayı üniversiteye ara verdi. Fakülteyi iki sene sonra bitirebildi. 1998-2000 tarihleri arasında Sudan’da bulundu. Bu esnada Afrika Üniversitesinde Arap dili eğitimi aldı. Türkiye’ye döndüğünde özel sağlık alanında yöneticilik yaptı. Fide Yayınlarının kuruluşundan itibaren editörlüğünü üstlendi. Öykü, çocuk hikayeleri ve derlemelerden oluşan kitapları yayınlandı. TC. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde özel araştırmacı olarak Filistin’e Yahudi göçlerini araştırdı. Başörtüsü yasağı kaldırıldığında Marmara Üniversitesi Yakınçağ Tarihinde yüksek lisansını tamamladı. Aynı üniversite halen doktora yapmaktadır. Üsküdar Belediyesi’nde 6 senedir sosyal projelerden sorumlu Başkan Danışmanı olarak çalışmaktadır. Almanca, Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve dört çocuk annesidir.

Kevser Topkar
Osmanlı bir imparatorluktu. Dünyayı yönetti. Irkçılık yapmadı. Her dilden ve dinden milleti çatısı altında toparladı. Gücünü Allah'tan aldı. O'nun yeryüzündeki temsilcisi olma misyonunu üstlendi. İnsanlığın muhtaç olduğu adaleti yeryüzünde tesis etmeye çalıştı. Günahları ve sevapları tartışılabilir. Lakin misyonu böyleydi.

Cumhuriyet milli bir devlet olma kimliği ile kuruldu. Yeryüzü işlerine Allah'ı karıştırmamayı ilke edindi. Devlet yönetimi akıllı insanların işiydi, bunu en güzel şekilde yapan Batılı devletlerden kopyalanabilirdi. Öyle de yapıldı. İmparatorluk parçalanırken dört kıtadan sürgün edilen Osmanlılar için sığınılacak son toprak parçası Türkiye idi. Anadolumuz üzerinde Kürdü, Türkü, Çerkezi, Lazı, Arabı, Ermenisi, Yahudisi, Alevisi, Sünnisi... Yetmiş iki milleti barındırıyordu. Yeni gelenlerle biraz daha renklendi. Lakin Cumhuriyet tek renkti. Farklılıklara, farklı söylemlere, dini taleplere tahammülü yoktu. Etki-tepki kuralı gereği genç Cumhuriyet kendi halkından birçok düşmanlar üretti. Kimsenin kimseye düşmanlığı yoktu aslında. Vatan ortaktı. Kurucu kadro parçalanan imparatorluğun elde kalan son parçasında tek hak sahibi olarak kendini gördü. Din adına yapılan yanlışları düzeltmek için devlet yönetiminden dini tamamen çıkarttı. “Türkiye Türklerindir, devlet laiktir.”

İdare yöntemleri, dini baskılar, dil dayatmaları, kılık-kıyafete açılan savaş karşı savaşları doğurdu. O kadar ki kendi halkını bombalamaktan başka bir uzlaşı metodu üretilemedi. Tunceli'de sivil halk savaş uçakları ile bombalanarak yok edildi. Bu vazifeyi ifa etmek Mustafa Kemal'in manevi evladı ilk kadın pilotumuz Sabiha Gökçen'e düştü. Sabiha Gökçen Dersim bombardımanını anlatırken şu ifadeleri kullanmıştır: “Canlı ne görürseniz ateş edin emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk.” Bu hava saldırısından sonra dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanını aldı.

Tarihte yaşanılan acılar toplumsal hafızada unutulmaz. Tekerrür etmesi muhtemel gözü ile bakılır. Bu duygunun izole edilmesi için zamana ve kararlı adımlara ihtiyaç vardır. Aynı vatanın evlatları olan insanlar arasında böylesi acı hatıraların muhafaza edilmesi kışkırtıcı, tahrik edici özelliktedir. Bugün Dersim'den bahsederken herkes hüzün hissediyor. En azından öldürülen kadın ve çocuklar için üzüntü duymayan bir yürek tahayyül edemiyorum. Keşke olmasaydı. Devlet vatandaşlarını farklılıklarıyla kucaklayabilecek bir yönetim şekli geliştirebilseydi. Yapılamadı. Akıtılan kanlar işlemediğimiz bir günahı omuzlarımıza yükledi.

Geçmişi değiştiremeyiz. Bugün ne yapabiliriz? En azından ne yapmamalıyız? Hiç birimizin devlet tarafından sivil halkın bombalanmasını kabul etmeyeceğine inanıyorum. Bu üzüntümüzü yakınlarını o katliamda kaybetmiş kişilere açıkça izhar etmeliyiz. Atalarını katleden pilotun adını bir havalimanına vererek sürekli o kara günlerin çağrısını yapmanın ne mantığı olabilir. Sabiha Gökçen adının havalimanımıza verilmesi büyük bir hatadır. Bugün birlik, beraberlik ve kardeşlik diye bir yola çıktık. Kardeşliğimizin üzerinde Sabiha Gökçen'in gölgesi var. Hepimiz tarihin o kara sayfasını unutmak ve unutturmak için elimizden geleni yapmalıyken acıları kaşımanın gereği yok.

Not: Sabiha Gökçen kim midir?

Sabiha Gökçen bir projedir. 12 yaşında anne ve babasını kaybetmiş küçük bir kız iken Atatürk tarafından himaye altına alınmış, özel olarak eğitilmiş, havacılık hususunda hamisi tarafından teşvik edilmiştir. Dönemin herhangi bir hanımının asla başaramayacağı bir hızla yükselmiştir. Atatürk'ün talimatı ile özel pilotluk eğitimi almış ve bütün dünyaya Türk kadın tipi örneği olarak lanse edilmiştir. Artık geleneklerimizden ne derece koptuğumuzun ve ne kadar modern(!) olduğumuzun nadide bir numunesi olmuştur. Pek çok erkeğin başaramayacağı yükleri Sabiha'nın omzuna yüklerken yeni misyonun kadın üzerinden işletileceğinin sinyali de verilmiştir.

O bir kurbandır. Oluşturulmak istenilen Türk kadını prototipidir. Kendi halkını bombalama yükü ile Allah'ın huzuruna çıkmıştır. Biz henüz yeryüzünde nefes alanlar vakit varken bu tarihi yanlışı düzeltme yolunda bir adım atabiliriz. Tuncelili kardeşlerimize acılarını hatırlatan Sabiha Gökçen adını Havalimanımızdan silebiliriz. Onun yerine kardeşliğimize vurgu yapacak güzel bir isim bulmak hiç zor olmasa gerek.
#Sabiha Gökçen
#Tunceli
#Dersim
#Mustafa Kemal Atatürk
8 yıl önce
default-profile-img
Sabiha Gökçen unutulsun
Batı’nın korkusu: Türkiye’nin ve İslâm’ın yükselişi (1)
Bir film, bir nesne ve “işin ciddiyeti”
Lâf mı hayat mı?
Seçimi bekleyen ülkeler
Batıcı Biraderler!