Yazarlar Suriyede Rusyaya güvenebilir miyiz?

Suriye’de Rusya’ya güvenebilir miyiz?

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Cumhurbaşkanı Erdoğan 8-10 Eylül tarihlerinde Kazakistan’a resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. 14-15 Eylül’deyse Astana’da Türkiye, İran ve Rusya arasında gerçekleştirilen Suriye konulu görüşmelerin altıncısı düzenlenecek. 

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Suriye’de Rusya’ya güvenebilir miyiz?
Haber Merkezi 01 Eylül 2017, Cuma Yeni Şafak
Suriye’de Rusya’ya güvenebilir miyiz? yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, bu görüşmede Suriye’deki “çatışmasızlık bölgelerindeki kontrol güçlerinin” faaliyetleri, İdlib, Humus ve Doğu Guta’da tesis edilecek çatışmasızlık bölgeleri ve  “mahkûmların/esirlerin” takası değerlendirilecek.

Kuşkusuz, İdlib konusu bu toplantının en önemli gündem maddesi olacak ve Suriye’deki oyun kurucularla aktörler Astana sonrası yakın zaman içinde buranın kaderini belirleyecek bir hamleye girişecek. Mesele ilk kimin harekete geçeceği... 

Amerikan dış politika analistleri, Ahrar’la yaşanan çatışmalar sonrası kent merkezini ele geçiren Heyet Tahrir el Şam grubunun içindeki Nusra varlığı nedeniyle, gün geçmiyor ki yeni bir “İdlib Rakka olmasın”, “Çok geç olmadan İdlib’e müdahale edin” yazısı yazmasın. Zaten ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney ve Daeş’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett Mc Gurk’un daha evvelinde yaptığı açıklamalar da ABD yerleşik nizamının İdlib konusunda elini korkak alıştırmaya pek de niyetinin olmadığını gösteriyordu. İdlib üzerinde uçan savaş uçaklarından atılan “şehri terk edin” yazılı kağıtlara bakılırsa, ABD bulduğu ilk fırsat deliğinden içeri girecek. Malum, medyamızın ABD sevgisi ve PKK ilgisiyle tanınan isimleri bunun heyecanıyla bugünlerde bol bol kalem oynatıyor. Nitekim İdlib, PYD’nin domine ettiği ve sayıları sahada muhalifler aleyhine değişen koşullar nedeniyle sürekli artan SDG’nin eline geçtiğinde, Fırat Kalkanı Harekatı’yla darbe alan PKK’nın kantonları birleştirme düşüncesi yeniden yeşerecek.

ABD’nin İdlib’e girmeye hazırlandığı yönündeki iddialar kulislerde de yoğunlaşırken bir başka iddia da, Türkiye, Rusya ve İran’ın ‘buna izin vermeyecek’ şekilde ortak bir operasyon hazırlığı içinde olduğu. Denen o ki, Türkiye kuzeyden, Rusya ve desteklediği güçler, yani Şii milisler ve rejim güneyden İdlib’e girecek. Bu da savaşın başından beri Şam rejimine Ankara’dan daha yakın duranların hevesle beklediği bir olasılık, “eli kulağında” diyerek yaymaktan çekinmediği bir iddia. Oysa Rusya ve İran’ın İdlib’in rejim güçlerine bırakılmasını istediği herkes tarafından bilinen ama Rusya tarafından henüz yüksek sesle dile getirilmemiş bir gerçek; Türkiye ise buna karşı çıkıyor. İdlib’e Rusya ve rejimle ortak operasyon gibi iddialardan yola çıkarak “Türkiye Esad’la masaya oturmalı” diyenler de medyada bu tez için kalem sallıyor.

Sadece buradan yola çıksalar iyi. Mesela Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök dünkü köşesinde Dünya Kupası Asya elemelerinde İran’la 2-2 berabere kalan Suriye milli takımının play-off’lara kalmasından yola çıkarak Şam rejimine uluslararası bir meşruiyet atfetmiş. Keşke Özkök İran’ın Dünya Kupası’na doğrudan katılmaya hak kazandığı belli olarak çıktığı maçı izleseymiş de öyle yorum yapsaymış. Yedi yıldır Esad rejimi açıktan kollayan Tahran’ın Esad’ın elini nasıl tuttuğunun 90 dakikalık kısa bir özetiydi İran’ın Suriye milli takımına eliyle hediye ettiği maç.

“Keşke” dedim ama Özkök’ün oturup maçı izlese de gördüğü şeyi yazacağından çok da emin olamıyorum; zira BM’nin savaş suçları izleme heyetinin 2011’den bu yana Suriye konusunda 14.’sünü yayınladığı raporu da köşesine taşırken çok önemli bir detayı ya anlamamış ya da çarpıtmış. Özkök İdlib’de Han Şeyhun bölgesinde çoğu kadın ve çocuk düzinelerce insanın öldürüldüğü sarin gazı saldırısını Esad’ın gerçekleştirdiğinin belirtildiği raporda belirtilen, Suriye’deki iç savaşta bugüne kadar 33 kimyasal silah saldırısı yapıldığı, bunlardan 7’sinin 1 Mart-7 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştiği bilgisini alıp “Demek ki iç savaşta Esad karşıtı gruplardan da kimyasal silah kullananlar var,” diyerek kalan tüm kimyasal saldırıların Esad muhalifi güçler tarafından yapıldığını ima etmiş. Oysa söz konusu rapor, 33 kimyasal saldırının 27’sinin Esad rejimince yapıldığının kesin bilgisini verirken altı kimyasal saldırının faillerinin ise henüz tespit edilemediğini açıkça belirtiyor. 

İnsan tabii, böylesi çarpık iki veriden yola çıkarak bir insanın “Dünya barışı açısından en iyi çözümün, Suriye’de Esad rejiminin tekrar ülkenin kontrolünü ele alması” olduğu sonucuna fütursuzca varabilmesine hayret ediyor. Esad’ın Türkiye’de bile bu kadar çok günah aklayıcısı ve gönüllü avukatı olunca resmin tamamını hayal edip bu savaşın bu noktaya gelmesine şaşıramıyor.

İdlib meselesine geri dönersek, dün medyada fazlasıyla alan kaplayan Rusya tarafından Afrin’le ilgili yapılan bir açıklamayı da değerlendirmek gerek. Zira İdlib’de yaşanan son çatışmaların tam da Türkiye Afrin’e yönelik bir operasyon hazırlığında iken gerçekleşmiş olması, herkese ‘zamanlama manidar’ dedirterek Suriye’nin kuzeyindeki oyunun kirliliğini gösteren son perde olmuştu. Biraz daha somutlaştırırsak, Tel Rıfat’a yönelik bir operasyon için bölgeye Türk ordusu destekli ÖSO unsurlarının gönderilmesi ve İdlib’in Heyet Tahrir el Şam’ın eline geçmesi neredeyse birkaç saat arayla olmuştu ve dar alandaki dengeler aniden değişmişti. Şimdi Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekat Dairesi Başkanı Orgeneral Sergey Rudskoy diyor ki “PYD Tel Rıfat’tan çekildi, bölgeyi rejim güçlerine bıraktı”. Tabii dün gerçekleştirdiği basın toplantısında Rudskoy’un PKK/PYD’yi Tel Rıfat’ı terk etmeleri için “ikna ettiklerini” söylemesi hemen akıllara, yine kendisinin 3 Mart’ta Menbiç’le ilgili yaptığı açıklamayı getiriyor. El Bab operasyonu sona yaklaşırken Türkiye’nin bir sonraki hedefinin Menbiç olduğunu dile getirdiği günlerde Rudskoy çıkıp PYD’nin buradan çekildiğini, Menbiç’i rejim güçlerine bıraktığını söylemişti. Bu resmi açıklamanın ardından diyecek pek bir şey yoktu ancak herkes biliyor ki PKK/PYD Menbiç’ten çıkmadı; bu gerçek Türk resmi makamlarınca da aradan geçen zaman içinde birkaç kez dile getirildi.

Hal böyleyken, yani Rusya önceden Menbiç’e yönelik bir operasyonun önünü nasıl kestiyse bugün de öyle Afrin’e yönelik bir operasyonu engellerken, ABD’nin PKK/PYD’ye verdiği desteğe karşı Rusya’ya güvenmemizi söyleyenlere nasıl güveneceğiz? Ruslar zaten hepimizin bildiği gibi çok uzun süredir PKK/PYD’nin elindeki Afrin’de değil mi? Onları silahlandırıp koruyup kollamıyor mu?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.