|
Quentin Tarantino'nun sekizinci filmi: The Hateful Eight

1992 yılında Rezervuar Köpekleri, 1994 yılında da Pulp Fiction filmleriyle sinemaya oldukça hızlı bir giriş yapan Quentin Tarantino, 90'lı yılların en tartışmalı yönetmenlerinden birisi oldu. Tarantino; doğrusal olmayan öykü akışı, uzun diyaloglar ve kanlı şiddet sahneleriyle kısa sürede kendisine özgü bir tarz yarattı. Her filmi eleştirmenlerin hedefi haline gelmekle beraber Soysuzlar Çetesi ile büyük tarihsel trajedilere farklı bir boyut kazandırdı. Burada Yahudi soykırımı ve Nazileri konu edinmiş; soykırıma uğrayan Yahudilerin Nazilerden intikamını sıradışı bir çete vasıtasıyla anlatmıştı.



Yedinci filmi, Django'da ise siyah-beyaz, tarla zencisi-ev zencisi gerilimini oldukça estetik bir şekilde yansıtıyordu. Köleliği ve ırkçılığı merkeze aldığı bu filminde, siyahların intikamını western fantezisi denilen bir tarzda anlatıyordu. Doğal olarak onun klasik klişeler üzerinden yükselen bir temayı merkeze alması da beklenmiyordu.



Tarantino'nun bu filminde siyahların, kölelerin intikamını almaya devam edeceğini umut ederek filmi izlemeye başlıyoruz. Sıcaktan yüzü kavrulmuş kovboylar ve güneşin boğucu etkisi yerine; soğuk, kar ve donmak üzere olan haydutlarla ödül avcılarının merkeze alındığını görüyoruz.



Django'nun ev zencisi Samuel Jackson, siyahi ödül avcısı olarak karşımıza çıkıyor. Uzun bir süredir piyasada görünmeyen ve Sergio Leone'nun yönettiği “İyi, Kötü ve Çirkin” ve “Bir Zamanlar Batı” gibi Spagetti Western türünün en önemli filmlerin müziğini de yapan İtalyan besteci Ennio Morricone görünce daha heyecanlanıyoruz. Kısa sürüyor heyecanımız. Zira filmin olay örgüsünün kurulması neredeyse bir buçuk saat sürüyor. Diyaloglar uzadıkça uzuyor, izleyici sıkıntıdan ne yapacağını bilemiyor. Nihayet bir buçuk saatten sonra olay çözülüyor.



Filmdeki bütün olaylar ise tek mekân kurgusu içine yerleştirilmiş durumda. Daha önce Django ve Soysuzlar Çetesi'nde Tarantino, bunun küçük bir provası yapılmıştı. Bu kez süre uzadıkça uzuyor filmin neredeyse tamamında bu kurgu devam ediyor. Tarantino, filmi kimsenin kimseye güvenmediği, herkesin birbirini öldürmek için tetikte bulunduğu tek bir mekânda ve tek bir sahnede olaylar tamamlıyor.



Tarantino'nun diyaloglara fazlasıyla kendisini kaptırdığı The Hateful Eight filminde neyin çözüm neyin düğüm noktası olduğu neredeyse muammaya dönüşüyor. Evet, filmin sürprizlerle ve Tarantinovari bir şekilde bittiğini de belirtmek gerekir. Fakat hepimiz biliyoruz ki mesele sadece beklenmedik bir sonlardan ibaret değil…



Bir Tarantino filmin ne kadar güzel olacağını belirleyen tek kıstas belki de beklenti. Ama ne yazık ki beklenti büyük olunca hayal kırıklığı da o denli artıyor.



Tarantino, Django filmindeki bir açıklamasında bir dönem, Amerikalı beyaz efendilerin siyahi kölelere uyguladığı şiddeti kast ederek: “Gerçekler, benim gösterdiğimden bin kere daha kötü ve Amerikalıların kölelere vahşice uyguladığı şiddeti tüm boyutlarıyla göstermem de mümkün değil” diyordu. Köleliği ve ırkçılığı kendine özgü anlatımıyla merkeze almasını beklediğimiz yönetmen; meğerse soğuğun ve karın bir başka ifadeyle görselliğin filmini yapmış.



Quentin Tarantino, bütün fragmanlarda ve tanıtımlarda The Hateful Eight'i, sekizinci filmi olarak vurguluyordu. Onun bu vurguyla beğeni sıralamasını kastettiğini film bitince anlıyoruz zaten. Dokuzuncu filmini korku, onuncu filmini ise Bonnie ve Clyde tarzında bir seri katil filmi olarak yapmayı düşünen yönetmen, umarım bu sıralamayı beğeni sıralamasıyla denk düşürmez.








#Quentin Tarantino
#The Hateful Eight
#film
8 yıl önce
Quentin Tarantino'nun sekizinci filmi: The Hateful Eight
Kara değirmen
Doktorların itibarından hepimize düşecek pay var
Vaka-i Hayriye
Bize ne kaldı size ne kaldı?
Doğu Türkistan’a da baksak, göreceğimiz şey