YazarlarGeldik Sayılır

‘Geldik Sayılır’

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

Güzel zarfa, güzel bir isim: Geldik Sayılır.

İbrahim Tenekeci’nin, çoğunluğu Yeni Şafak’ta yayınlanmış tabiata, köye, kasabaya, şehre dair keşiflerini; bu esnada seçkinleşen şeylere, durumlara karşı tecessüsünü işlediği yazılarından oluşan kitap... (Profil Yayınları, İstanbul 2017)

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : ‘Geldik Sayılır’
Haber Merkezi07 Ocak 2018, PazarYeni Şafak
‘Geldik Sayılır’ yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Geldik sayılır, deyim derlemecilerimizin dikkatinden kaçmış olmalı. Gel gelelim’i, gelip çatma’yı, gel zaman git zaman’ı görmüşler ama geldik sayılır’ı görmemişler. Belki de Tenekeci’nin onu kitap adı olarak kullanışından sonra girer ilgili derlemelere. Zaten böyle olmaz mı bu işler. Dil canlıdır; kelimelerin hayatı, kamuya mal olan sözlerde, metinlerde  kullanıldıklarında başlar.

O halde, geldik sayılır’ı nasıl anlayacağız? Ana dilin varisleri olarak ondan ne anladığımız ve kullanış durumumuza göre onunla neyi kast ettiğimiz konusunda bir problemiz olamaz ama hadi bunu yazıya dökelim dediğimizde apışıp kalırız. Çünkü mana daima lafızdan geniştir. Öyle ki bir sözün söyleniş tonu, onu söylerken gözlerimizin hareketi bile manayı kısırlaştırıcı ya da doğurtucu bir işlev yüklenir.

Hadi sesli düşünelim: Geldik sayılır, sona ermeye, bitmeye ramak kalma durumudur. Son-uç değildir, ucun sonuna meylediştir; bitmişlik de değildir, bir bitişin eli kulağındalığıdır. 

Tenekeci’nin kitabında yer alan yazılarına bakarak, geldik sayılır için yaptığımız bu anlamlandırmadan mutmain olabiliriz. Çünkü, her şeyden önce bir gözlem kayıtçısı olarak, yazarı şeyleri keşfetme eylemine devam ediyor; bu manada elimizdeki kitabı, yukarıda da söylediğimiz gibi ona mahsus mevcudun bir zarfıdır ama son zarfı değildir.

Sonra, Yolda Olmak yazısında, “Bir kısmını yansıttığımız bu yolculuktan bize ne kaldı? Hangi notlar birikti?” diye sorduğuna göre yazar, elimizdeki metinlerin bilahare farklı değerlendirmelere konu olacağını da ihsas ettirmesi bakımından, sözün ucunu da kapatmıyor zaten.

Tenekeci için, her iki açıdan da, geldik sayılır’ın geniş yelpazeli anlam hinterlandında uzun soluklu bir yürüyüş temenni ederken, onun (şairliğinden de beslenen) ilgili keşif ve tespitlerindeki derinliğe ve rikkate dikkat çekmek istiyorum:

Mustafa Kutlu’nun Çiçekleri başlığını taşıyan yazısından, “Babam, odanın birini botanik bahçesine çevirmekle kalmamış, evin önündeki arsamıza bir de ahır yaptırmıştı. Trakya’dan Sakarya’ya kadar gezdi, birbirinden kıymetli sakız ve kıvırcık koyunlar ile maltız keçiler buldu. Koyunlar genellikle ikiz, keçiler ise üçüz doğuruyordu. Hatta keçilerden bir tanesi, ailemizin bir ferdi gibiydi. Bir keresinde, dördüncü kattaki ‘bostana’ bile girmişti.” şeklindeki cümlelerini okuduğumda, Tenekeci’yi öncelikle, Gülten Akın’ın “Ah, kimselerin vakti yok  / Durup ince şeyleri anlamaya” dizsinde dile getirdiği, kaybolmaya yüz tutmuş bir hasletin terbiyesine neyin yönelttiğini gördüm.

Mustafa Kutlu adı bu yazının başlığına durduk yerde çıkmamıştır elbette; o da belirttiğim bağlamda bir işaret fişeğidir gerçekte. Bu nedenle adını zikrettiğim yazısını şu cümlelerle tamamlamıştır Tenekeci:

“Mustafa Ağabey, sakasına bir çocuk gibi özen gösteriyor, neredeyse onu kendi elleriyle besliyordu. En iyisinden kuru incirler, yeşillikleri, ara sıra taze meyve. Hatta onunla sohbet etmeler...

Mustafa Kutlu, Uzun Hikaye’yi;

‘Kardeşim İbrahim’e,

Saka kuşu ile küpe çiçeğinin hikayesidir’ diye imzalamıştır (Şubat 2000).

Küpe çiçeği ile saka kuşunun bendeki hikayesi de bu.”

Ama anlattıkları bir hikayeden çok daha fazlasıdır Tenekeci’nin. En azından bir mürebbilik, yolcuya fener olma hikayesidir; kan bağından ve öğretmenlikten kaynaklanan iki ayrı babalık hakkının iç içe geçtiği, tekleştiği bir hikayedir bu...

Bunu unutmadığımızda, Tenekeci’nin diğer yazılarındaki mezkur derinliğe ve rikkate çok daha yakın dururuz. Dağ, zirve, kar, gökyüzü, kuşlar, ağaçlar, su, bahar, yol, yolculuk, kırsal, kalem, dua... ve daha nice kelimeler sanki anlam yüküyle tombullaşmış güvercinler gibi uçuşurlar önümüzde.

Tenekeci’nin yeni keşifleri anılarına, hükümleri temennilerine, yanlışlıklar karşısındaki üzüntüleri, iyiliklerden doğan sevinçlerine karışarak, bazen bir alıç ağacının dallarından, bazen bir çileğin renginden, bazen de bir derenin sesinden ulaşır bize.

İşte sözün tam burası hayattır!

Geldik sayılır!