Yazarlar Enflasyonu etkileyen temel unsurlar

Enflasyonu etkileyen temel unsurlar

Şahap Kavcıoğlu
Şahap Kavcıoğlu Gazete Yazarı

TCMB’sının enflasyon raporundaki hedeflerini gerçekleştirmek ve enflasyonla mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürebilmek için hükümetin ekonomi politikalarıyla uyumlu ve istişareli gitmek önemli.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Şahap Kavcıoğlu : Enflasyonu etkileyen temel unsurlar
Haber Merkezi 03 Temmuz 2018, Salı Yeni Şafak
Enflasyonu etkileyen temel unsurlar yazısının sesli anlatımı ve tüm Şahap Kavcıoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Çünkü TCMB’nin en temel görevi Türkiye’de fiyat istikrarını sağlamaktır.

2017 yılının Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Programda (OVP) 2017 yıl sonu enflasyon rakamı yüzde 9,5 olarak öngörülmüştü. Ama yıl sonu enflasyon rakamı yüzde 11,92 olarak gerçekleşmişti.

Yine aynı OVP’da 2018 yılı enflasyon hedefi yüzde 7,0 ve 2019 yılı için ise yüzde 5,0 olarak belirlenmişti. Ancak geçen hafta açıklanan 2018 yılı Haziran ayı enflasyonu ile yıllık fiyat artışları yüzde 15,4’e çıktı.

Aylık bazda artış ise 2,61 olarak gerçekleşti. Bahse konu oranlar 2003 bazlı endeks tarihinin de en yüksek seviyeleri.

Son zamanlarda enflasyonumuzda süregelen bir artış söz konusu. Haziran ayı TÜFE’nin geldiği noktadaki detaya inildiğinde, % 5,98’lik gıda enflasyonundaki artışın başı çektiği görülüyor. Döviz kuru gelişmelerine bağlı olarak başta beyaz eşya ve otomobil olmak üzere, dayanıklı tüketim malları da yüksek oranlı fiyat artışlarının görüldüğü diğer gruplar.

Enflasyonun artışını tetikleyen önemli kalemlere baktığımızda, yapısal reform yapılması gereken kalemler olarak dikkat çektiklerimizden daha fazla etkilendiğini görüyoruz.

Bunların en önemlisi tarım ürünlerinden kaynaklanan artış. Türkiye gibi tarım ülkesi sayılan, sözüm ona dünyadaki kendi kendine yeten 3-5 ülkeden biri olduğumuzu iddia ettiğimiz bir ülkede, bu kaleme dayalı kronik enflasyonla yaşamamızın izahı maalesef yok.

Haziran ayında manşet enflasyondaki 2,61 puanlık yükselişin, 1,39 puanı gıda enflasyonundaki sert bozulma ve maliyet yönlü gelişmelerden dolayı kaynaklanmış durumda. Yaz aylarında olmamıza rağmen yaşanan bu artış, son 15 yıl ortalamasının çok üzerinde gerçekleşti.

Bilindiği üzere Haziran ayı genel seçim telaşıyla geçirildi ve seçim dönemlerinde enflasyonda genellikle artış olması beklenir. Fakat bu seçimlerde özellikle bazı fiyat artışları var ki, bunların doğal seyirle gerçekleştiğini iddia etmek pek mümkün değil. Bu ayrı konu. Öyle ki, kuru soğan yıllık bazda yüzde 185 seviyesinde bir artış göstermiş. Yine patates yüzde 109, domates yüzde 63’lük bir artış göstermiş. Bunların seçim döneminde bu denli yükselip, hemen seçim ertesinde azalış ivmesi kaydetmeye başlaması akıllara farklı sorular getiriyor. Hükümet karşıtı politikalara önemli katkısı olabileceği düşüncesiyle, patates ve kuru soğan fiyatlarında gerçekleşen artışı körüklemek oldukça stratejik bir hamle.

Ancak, kastettiğimiz durum dışında ülkemizde genel anlamda bir gıda enflasyonu olduğu da yadsınamaz bir realitedir. Öyle ki, çoğunlukla enflasyonun ağırlıklı kısmını gıda fiyatları oluşturmaktadır. Bu da göstermektedir ki, Türkiye’de enflasyonun indirilmesi için ilk olarak gıda enflasyonuna odaklanılmalıdır.

Gıda sektöründe kısa vadeli mevsimsel etkilerden çok daha ziyade, uzun vadeli yapısal bir sorun olduğunu görüyoruz. Ülke genelinde yaklaşık son on yıla baktığımızda, gıda fiyatlarının genel fiyat düzeyinden belirgin bir şekilde daha çok yükseldiğini görmekteyiz.

Gıda fiyatları bu kadar yükselirken bu artışın çiftçinin gelirine yansımaması ayrıca bakılması gereken bir durum. 2002 yılından bu güne OECD ülkeleri içerisinde tarıma en fazla sübvansiyon sağlayan ülke olmamıza rağmen, hem tarıma bağlı gıda fiyatlarının bu kadar yükselmesi hem de bu fiyat artışından çiftçinin faydalanamaması önemli bir yapısal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fiyat artışları bahane edilerek ithalat yoluna gidilmesi ise, hem başka bir yapısal sorun olan cari açığın artmasına sebep olmakta hem de yerli üreticiyi yani çiftçiyi cezalandırmaktır.

Bunun yanında enflasyonun çözümüyle, diğer birçok sorunun da çözüme kavuşabileceğini düşünüyoruz. Mesela faiz. Reel getirileri sınırlandırması sebebiyle, Türkiye’de faizlerin yüksek olmasının nedenlerden biri ve belki de ana nedeni yüksek enflasyondur. Enflasyona ilişkin beklentilerde iyileşme olmasıyla, gelecek öngörüleri ve risk primleri olumlu yönde etkilenecektir. TL talebi artacak, faizler üzerindeki baskı da azalabilecektir.

Yine, Türkiye’de bankaların fonlama maliyetini esas olarak mevduat faizi oluşturmaktadır. Mevduat faizinin enflasyon oranının üzerinde olması, tasarruf sahibini teşvik edici bir durumdur. Düşük enflasyon mevduat sahibinin nominal faiz beklentisini azaltırken, bankaların fonlama maliyetinin azalması sebebiyle düşük kredi faiz olanağı da doğmaktadır. Sonuç olarak, faiz gibi birçok problemin çözüme direkt etkisi vardır enflasyonun. Ancak burada ki önemli soru, yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir?

Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak açıklayabilmek için ne tür bir enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu tespit etmemiz gerekir. Yani Talep enflasyonu mu? Maliyet enflasyonu mu? Tabi bu konuda ayrıca başlı başına farklı incelenmesi gereken bir durum ancak, bu dönemde Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet enflasyonlu kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin yıllardır kronikleşen ve temel sorunları haline gelen yüksek enflasyon, faiz, döviz kuru, cari açık, ülke risk primi (CDS) gibi konuların artık çözümü için uzun vadeli yapısal çözümlerin ortaya konulması şarttır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.