|
Filistinliler ve toprağa bağlılık

Daha İsrail yeni bir soykırıma girişmeden Hamas aleyhine konuşulmuş ve tutum belirlenmişti. En çarpıcı olan ve yankı uyandıran görüşe göre Filistinliler topraklarını sattıkları için bugünkü hâle düşmüştü. İkinci ve belki de daha önemlisi ise Hamas ne yaparsa yapsın kaybetmeye mahkûmdu çünkü o bir terör örgütüydü. Bu iki görüş Siyonist propagandanın eseriydi fakat farklı mecralarda hararetli bir şekilde karşılık buldu. Çok meşhur kişiler dahi Filistinliler topraklarını sattığı için bugünkü hâle düştüler iftirasını dillendirmekte sakınca görmedi. Bu görüşlerin Siyonist bakış açısına göre şekillendiği ve propaganda amacıyla piyasaya sürüldüğü bilindiği hâlde açık alanda sahiplenildi. Hâlbuki daha ilk haftalardan itibaren emperyalist Batı ülkelerinin sokaklarında dahi hâkim Avrupamerkezci görüşler Filistin bağlamında açıkça terk edilmekteydi.

İsrail, fütursuzca elli gün boyunca soykırım suçu işlemesine rağmen kurbanlarla aynı cepheden çıkıp gelen Hamas temsilcileri yüzlerini göstermeseler de ekranlara yansıyan zarif tavırlarıyla İsrailli rehinelerin dahi gönlünde sıcak hisler uyandırdı. Bu sıcak duyguları uyandırabilmek için propaganda savaşının kurallarını iyi bilmek yeterli olmaz, bunu bu tür meselelere az çok aşina olan herkes bilir. Hadiselerin ilk bakışta bize gösterdiklerin yanında daha dikkatli bakmayı gerektiren zenginlikler barındırdığını da teslim etmek zorundayız. Hamas siyasî bir parti olmanın ilerisinde muhtemel bir devletin hangi niteliklere sahip olabileceğini gösterdi. Bütün dünyaya çok açık bir şekilde güven telkin ettiler. Buna mukabil İsrailli yöneticilerin özellikle esir takası dönemindeki açıklamaları savaşın yaşattığı acıları bile aşar nitelikte tehditler içerdi. Gelişmeler bütün dünyada Siyonist propagandanın gücünü kırdı fakat içeridekilerin Hamas hakkındaki düşüncelerinde bir değişim olmadı. Daha da vahimi sütre gerisine çekilmeyi tercih ettiler.

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sokaklara sirayet eden yeni düşünceler Türk solunu oldukça sınırlı düzeyde etkiledi. Bu sınırlı düzey elbette sadece Türk solunu içermemektedir. Birtakım sağ liberal muhafazakâr gruplar da benzer kapalılıkla maluldür. Onlar da Avrupamerkezci ideolojilerin eseridirler. Bağımlılık olarak adlandırılan durumun fikrî karşılığı üzerine daha fazla kafa yormamız gerekiyor. Toprağı sattılar iftirasını içselleştiren grupların çeşitliliği ideolojik belirsizlik ve muğlaklığın ne derecede yaygın olduğunu gösterir ve bu durum hakikaten kaygı vericidir. Hâlbuki elli günlük zaman zarfında direnen yalnızca Hamas değildi. Diğer gruplar da Gazze’de fiilî olarak savaşın içindeydi. Fakat asıl önemli olan bir halkın topyekûn direnişe katılmasıydı. Gazze’de bütün bir halk insanüstü gayret ile mücadele etti. Evet, Ebu Ubeyde gerçek manada bütün Gazzelilerin sesi oldu. “Karadan, denizden ve havadan” bir halkın üzerine günlerce ölüm yağdı fakat onlar topraklarını terk etmedi.

İnsanî ara adı verilen dönemde Gazzelileri bir daha tanıdık. İki anneyi yıkılmış evlerinin önünde çocuklarıyla birlikte gündelik hayatlarının sıradanlığı içinde gördük. Onlar çocuklarıyla birlikte zaman geçirirken hiç de mağlup olmuş ya da vatanını terke hazır insanlar değillerdi. Konuşmaları bize kadar ulaşan birçok kişi evlerini yeniden yapacaklarını söylüyor. Peki, Türkiye’de Filistinlilere atılan topraklarını sattılar iftirasının alıcısı niçin bu kadar çok olabildi?

Müteveffa Edward Said, “Filistin Sorunu” adıyla Alev Alatlı tarafından dilimize çevrilen eserde Filistinliler, toprağa bağlılık, Avrupa kolonyalizmi ve Siyonizm hakkında bugün de geçerliğini yitirmeyen çok önemli şeyler söylemiş. Said’e göre oryantalistler, Filistinlileri “gitmeleri gerekirken gitmemekte, kaderlerine başka mültecilerin razı oldukları gibi razı olmamakta, sorun yaratmakta” devam eden halk olarak görmektedir. “Bu halk kendi kimliğini hemen tümüyle Avrupalı bir karar sonucu dışardan bir yerlerden getirilen Yahudiler için yeniden iskân edilmesi, yeniden zapt edilmesinden sonra daha da kuvvetli bir biçimde ektiği ve üzerinde yaşadığı topraklarla saptamıştır.” Bunun karşısında ise “Siyonizm’i ve İsrail’i baştan beri biçimlendiren ise aksi yöndeki direniştir”. Onlar da “Filistinlilerin orada salt rahatsız edici bir bela olarak değil, toprakları ile koparılmaz bağları olan bir halk olarak bulunduklarını inkâr etmeye” devam etmektedir.

Edward Said’in cümlelerini geçiştirebilirler. Fakat Filistin’de bir asrı aşan bir dönemde bitmeyen direnişi toprağı sattılar iftirasıyla karalamanın başka bir anlamının olduğu çok açıktır. En azından bunu bilmek gerekir.

#İsrail
#Filistin
#Selçuk Türkyılmaz
3 ay önce
default-profile-img
Filistinliler ve toprağa bağlılık
Ne borçmuş arkadaş!
Kim daha çok biliyor?
Sözü senet kabul edilen âlim: İsmail Saib Sencer
Küresel Yahudi “beyin” network’ü
CHP ile DEM Parti şeffaflık sürecini yönetemedi