Yazarlar Yeni gerçek Rusya"nın demir yumruğu

Yeni gerçek: Rusya"nın demir yumruğu

Sernur Yassıkaya
Sernur Yassıkaya Gazete Yazarı

Suriye''de iç savaş 3. yılını doldurdu. Her yönüyle yıkıma uğramış bir ülke tablosu var karşımızda. Suriye''deki tarafların son durumu ile ilgili yayınlanan haritalar, ülkenin çok parçalı bir yapıya ayrıldığını gözler önüne seriyor. Ne yazık ki artık karşımızda 2011 yılındaki Suriye yok ve bundan sonra da olacak gibi gözükmüyor. Suriye ekonomisinin kalbi Halep''in uğradığı yıkım, kültürel mirasın yerle bir olması acı gerçeği gözler önüne seriyor. Suriye ile medeniyet havzamızın önemli belleklerinden birini de ne yazık ki kaybetmiş durumdayız. Yersiz yurtsuz Suriyeliler, komşu ülkelerde yeni bir hayat kurmanın savaşını veriyorlar. Ülkelerine dönüp dönmeyecekleri ise cevabı meçhul bir soru.

Tüm bu çizdiğim acı tablo, aslında küresel sistemde kaymanın bölgemizde yaşattığı bir travma. Ve aslında daha önemli etkileri içinde barındırıyor. Bu etkinin adı ise Rusya!

Son bir ay içinde Ukrayna''da, Batı ve Rusya arasında yaşanan restleşme bizi bir gerçekle yüzleştirdi: Rusya, çevre bölgemizde her geçen gün artan bir etkiye sahip ve etkiyi karşılayabilecek bir Batı dengesinden bahsetmek her geçen gün zorlaşıyor. Kafkaslardan, Balkanlara, oradan İsrail ve Mısır hattına uzanan Doğu Akdeniz hattında Rusya her geçen gün etkisini artırıyor. Tamamen realist bir saikle dış politikasını yürüten Rusya, Türkiye çevresinde etkinliğini artırdığı gibi müdahaleci politika izliyor. Rusya, Kırım ile ilgili son gelişmelerde görüldüğü gibi, askeri gücünü hiç çekinmeden, ''çıkarları'' çerçevesinde kullanmakta bir beis görmüyor. Ve her denemesinde sonuç aldığını gördükçe, sahip olduğu enerji kaynaklarının verdiği özgüvenle silah gücüne daha çok sarılıyor.

Putin de bu kendi gerçeğini geçtiğimiz haftalarda basın mensupları ile yaptığı toplantıda kendinden gayet emin şekilde dünya aleme ilan etti. Neredeyse kırmızı çizgilerini Rus''un ''R''sinin geçtiği her noktaya müdahale edecek kadar genişletti Putin. Rusya''nın tüm bu realist söylemi karşısında ise Batı, hala Rusya''ya karşı nasıl bir tepki koyacağını tartışmakta. Avrupa finansal olarak çöktüğü ve sosyal krizlerle uğraştığı bir dönemde, etkin bir karşılık vermekten oldukça uzak. Öyle ki Polonya ve Litvanya, Rusya''nın üzerlerinde artan baskısı sonucunda ABD şemsiyesine sığınma ihtiyacı hissetti.

Tabii bu şemsiyenin ne kadar güvenilir olduğu da muğlak bir konu. David Brooks New York Times için kaleme aldığı yazısında ABD kamuoyunun dünyadaki gidişatın siyasi ve askeri müdahaleler ile değişebileceğine dönük inanışının değiştiğine vurgu yapıyor. Bu inancın, ABD dış politika yapım ve yürütülme sürecine yansımasının işaretlerini önce Suriye''de şimdi ise Ukrayna/Kırım''da görüyoruz. ABD çıkarlarını direkt ilgilendirmeyen noktalarda, ''lip service'' yani laf kalabalığından başka bir şey yapmıyor. Kısacası, icraat gereken yerde lafla problem çözmeye çalışıyor ve elbette başaramıyor.

Buna karşın Rusya, diplomasisinin altın anahtarı ordusunu sahaya sürmekten bir an bile tereddüt etmiyor, kararlılık gösteriyor. Bu da elbette, Rusya ile karşı karşıya kalan her ülkeyi ikilemde bırakıyor. Rusya ile ikili ilişkileri hangi zeminde ve hangi sınırda geliştirmeli? Rusya ile karşılıklı atılacak her adım, söz konusu ülkenin, sert gücünün gölgesini üzerinizde hissetmek manasına da geliyor.

Bu büyük resimde, elbette en çok etkilenecek ülkelerin başında Türkiye geliyor. Rusya''nın sıcak nefesini ensemizde hissediyoruz. AK Parti döneminde özellikle 2005 yılından itibaren hızla gelişen ve derinleşen Türk-Rus ilişkilerinde, başta ekonomik olmak üzere, siyasi ve sosyal alanlarda önemli atılımlar gerçekleşti. Ne var ki, Türkiye ve Rusya''nın geniş Ortadoğu ve Avrasya ile ilgili önceliklerinin aynı olmadığı son birkaç senede teyit edildi. Rusya, Türkiye''nin etkin siyaset yürütmek istediği tüm bölgelerde adeta gölge güç olarak önünde durmakta. Son olarak Mısır''ın darbeci rejimi ile Rusya arasındaki yakınlaşma da dikkatlerden kaçmıyor. İsrail''de artan Rus nüfuzu da diğer dikkat çeken bir nokta. Ayrıca buna Kırım''ın Rusya sınırlarına dahil edilmesi eklenirse, iki ülke arasında 19. yüzyıldakine benzer bir rekabet ikliminin oluşması kaçınılmaz gibi duruyor.

Avrasya ve Geniş Ortadoğu''da Rusya''nın yükselişi ile karşımızda yepyeni bir jeopolitik ve ekopolitik gerçeklik meydana çıkıyor. Çıkarlarını tavizsiz savunmaya hazır, diplomaside demir yumruğunu masanın üzerinde gezindiren, sahip olduğu enerji kaynaklarını bir mızrak gibi kullanan kuzeyin soğuk ülkesi, dünya siyasetine geri döndü. Ve kaybettiği yılların acısını çıkartmak için her fırsatı değerlendiremeye kararlı. Buz dağı tüm heybetiyle artık karşımızda.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.