Gidişâtın çok sıkıntılı olduğu ortada. Bir taraftan ağırlaşan ekonomik krizler, diğer tarafta yaşanan savaşlar ve tırmanan savaş riskleri tabloyu her geçen gün biraz daha karartıyor. Üniversitelerin bu süreçlere müdâhil olması gerekmez mi? Ama bakıyorsunuz, meselâ ekonomiyi ekonomi olarak, bütün gerçekleriyle ortaya koyan ekonomistler neredeyse yok denecek kadar az. Zâten onları dinleyen de yok. İşletmelerin hatırı sayılır kısmının zombileştiği bir dünyâda İşletme disiplini ne söylüyor? Siyâset Bilimi uzmanlarının dünyâdan , Uluslararası İlişkiler uzmanlarının ise toplumsal bağlamlardan kopuk konuşmaları hangi derde devâ olabilir acaba? Üniversiteler kekemeleşti, tutuklaştı . Gâliba
idrâk ediyoruz. Üç şeyden birisi yapılıyor. Güncel bir mesele gündeme geldiğinde , bâzı akademikler onu en basit seviyede,
giriş dersi seviyesinde hikâyeleştirmeye
başlıyorlar. Hikâye bitince herkes baygınlık geçiriyor. Arkası da gelmiyor. İkinci yaklaşım ise, çok defâ arkası doldurulmamış
komplo ve fesat teorileri üretmek
ve yine bir hikâye anlatmak. Bunun ilgi uyandırdığı ve kendisini dinlettiği muhakkak. Nihâyet , tıpkı kumarbazların iddialı bir şekilde yaptığı gibi
Şöyle olacak, böyle olacak demek.. Olmayınca da pişkin pişkin aynı işlemi başka bir masada tekrar etmek..Her alanda böyle bu. Diyeceğim o ki, bilimin târihi hiç bu kadar laçkalaşmamıştı..