Yazarlar Kuzey Kore saldırır mı?

Kuzey Kore saldırır mı?

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Siyâsetin küresel düzlemde seviyesinin hızla düştüğünü gözlüyoruz. Bu düşme, sâdece dil, üslûp, tavır îtibârıyla yaşanmıyor. Siyâsal liderlerin kalitesizleşmesi de bununla paralel gidiyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Kuzey Kore saldırır mı?
Haber Merkezi 31 Ağustos 2017, Perşembe Yeni Şafak
Kuzey Kore saldırır mı? yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Gârip olan husus, bahse konu olan düşüklüğün, ağırlıklı olarak “Merkez Dünyâda” daha belirgin bir şekilde hissediliyor olması. Bu neyi ifâde ediyor? Siyâsetteki kalitesizlik temelde, “Merkez Dünyâ”nın, “hegemonik” yapıların normlarını kurma ve onları denetleme mekanizmalarını işletme kapasitesinde yaşanan ciddî kayıplara işâret ediyor. Buna göre, ilk belirtilerini 1870’lerde veren ve aşama aşama gelişen Britanya odaklı hegemonik yapıların çözülmesini ve 1945’de yerini ABD hegemonyasına teslim eden bir yeni yapılanmanın zuhûrunu esas almak gerekiyor. Tekrar pahasına söyleyelim ki bu asla çift başlı (kapitalist-sosyalist) bir kutup doğurmadı. Bu sanal bir ayırımdı. Daha derinde dünyâ kapitalist sisteminin işbölümüydü. Nixon’ın dediği gibi ekonomipolitik düzeyde herkes Keynesçiydi. Fark, kimilerinin yeniden bölüşümcü, kimilerinin ise bu damarı by pass eden eksik Keynesçi olmasıydı. Hepsi bu kadar…

ABD, 1970’lere kadar dünya hegemonyasını taşıdı. Yani 1945’te başlayan 20.Asır- Hobsbawn’a göre kısa yüzyıl- bu târihten itibâren alârm vermeye başladı. Kestirmeden söyleyecek olursak; masraflar arttı ve ABD bunu taşıyamaz hâle geldi. 1989, yâni Duvar’ın yıkılması ve Sovyet Bloku’nun çökmesi aslında çoğunlukla zannedildiği gibi ABD’nin zaferi değil, bizzât krizlerin ağırlaşmasını ifâde eder.

Mustafa Özel’in yerinde vurguladığı üzere bu, ABD Yüzyılı’nın sonu manâsına geliyor. Bu da gösteriyor ki, 21.Asır, 20.Asır'dan da kısa sürmüş ve sönümlenmeye doğru evrilmektedir. ABD’nin bütün çabası, yeni kurulacak olan hegemonik yapılanmada mevziini kaybetmemektir. Ezcümle; ABD sönümlenen üstünlüğünü evvel emirde askerî düzlemde kesinleştirmeyi gerekli görüyor. Buradan hareketle savaş ihtimâlinin her zaman olduğundan daha fazla vârit olduğuna hükmedebiliriz.

İyi de , nasıl bir savaş olacak bu? Bir kere savaş iklimi, çılgın bir iklim olduğuna göre, bunu yürütecek olan kadroların da çılgın savaşçıl projeleri, akılcı bir perspektife oturtacak kadrolar olması beklenmelidir. Çılgınlık şurada: Artık siyâsetçiler, bir evvelki asrın normlarına dayanmayacaklardır. Çılgın, kural tanımaz çıkışlarda bulunacaklardır. Bu çılgınlığı meşrûlaştıracak olan da popüler düzlemde ırkçı, yabancı düşmanı hissiyatlara yaslanmalarıdır. Nitekim bunu yapıyorlar. Onlara, eski normları hatırlatmak ve bunlara uymaya icbâr etmek bîhudedir.

Ama bütün bu çılgınlıkları yürütecek olan akılcı bir perspektif de yok değil. Akılcı perspektif de facto olarak, seçmeci yakınlıklar üzerinden, yâni ilkesiz bir düzlemde düşmanlıklar ihdâs etmek ve bunları çıkar üzerinden yönetmektir. Hiper reelpolitk dediğim de budur. Bu açıdan bakıldığında karşımıza merkezde İslâmî kılıktaki bir terörün tercih edildiğini görüyoruz. Kimi defâlar bu düşmanın; katı formda müesses (İran)veyâ yarı katı yarı müesses (Saddam Irak’ı) olabileceği gibi; ama daha çok uçucu ve gaz formunda bir terör (IŞID) olduğunun farkındayız. Üçüncüsünün çok daha işlevsel olduğunu da ilâve edebiliriz.

Merkez düşmanların dışında bir başka dâire daha var. Bu da Soğuk Savaş kalıntısı bir düşmanlığın konusu olan otokratik Rusya ve komünist kalıntıları ifâde eden Küba ve Kuzey Kore gibi güçlerdir. Zaman zaman bunlarla olan husûmet de önplâna çıkarılıyor ve keskinleştirmek isteniyor. Küba meselesi zamana bırakıldı. Lâtin Amerika sosyalizmleriyle olan mücâdele ise sürdürülüyor. Venezuela ve Brezilya bunun tipik misâlidir. Rusya ise son derecede temkinli ve îtidâlli bir şekilde saldırıları karşılıyor.

Kuzey Kore ise kelimenin tam manâsı ile zıvanadan çıkmış vaziyette. Şimdilerde belli kesimler bunun büyük bir savaşın fitili olacağını iddia etmeye başladı. Ben pek de o kanâatte değilim. Çünkü savaş orada patlarsa bunun yaratacağı yıkım ABD’yi de derinden etkileyecektir. Kuzey Kore’ye müdahale Suriye’ye füze atmaya benzemez. Bu savaşın en kesin neticesi Güney Kore ve Japonya’nın telef olmasıdır. Bu da ABD’nin isteyeceği bir şey olmaktan uzaktır. Bahse konu olan coğrafyada doğacak bir savaşın, şu ana kadar Kuzey Kore’yi tedip etme rolünü oynayan Çin’in ve bu savaşa açıkça karşı çıkan Rusya’nın tavır koymasına yol açabilir ki; bu d a ABD’nin göze alacağı bir durum değildir.

Önümüzdeki zamanlar, bölgesel savaşların konvansiyonel düzeyde yoğunlaşmasına sahne olacak. Büyük hesaplaşma için vakit henüz erken…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.