Buhara’nın pirleri

Taha Kılınç
Taha KılınçYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 17/04/2024, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
Buhara’nın pirleri

Vaktiyle sıra sıra deve kervanlarının birkaç haftada ancak geçebildiği Kızılkum Çölü’nü otobüsle altı saatte kat ederek, Hîve’den Buhara’ya vasıl olduk. Klâsik dönemde “İslâm’ın Kubbesi” (Kubbetu’l-İslâm) adıyla anılan Buhara, bugün Özbekistan’ın Buhara vilayetinin merkezi ve 300 bine yaklaşan nüfusuyla ülkenin yedinci büyük şehri. Göz alabildiğince dümdüz ve geniş bir alana yayılan Buhara’yı eski zamanlardaki ihtişamıyla tasavvur edebilmek için epey tarih okuması yapmak gerekiyor, biraz da hayal gücüne sahip olmak.

Birkaç yıl evvel, Buhara’ya ilk seyahatim sırasında, Özbek dostlarımız şehre ayak basma âdâbını dikkatle ve hürmetli bir üslupla açıklamıştı. Önce Nakşî erkânındaki “Altın Silsile” içinde birbiri ardına gelen Yedi Pirler sırayla ziyaret edilecek hepsine Fâtiha okunacaktı. Diğer mekânlara, onlardan sonra geçilecekti. Biz de öyle yapmıştık:

Gucduvân’da Hâce Abdulhâlik Gucduvânî’nin (v. 1179) kabri ve etrafında zaman içinde oluşan külliyeyle başladık. Uluğ Bey’in de kabrin hemen yanı başında bir medrese inşa ettirdiği düşünüldüğünde, yüzyıllardır burasının manevî bir çekim merkezi olduğu anlaşılıyordu. İkinci durağımız Ârif Rivgerî’nin (v. 1237) mezarı oldu. Onun ardından sırasıyla Mahmud İncirfagnevî (v. 1315), Alî Râmîtenî (v. 1321), Muhammed Baba Semmâsî (v. 1336) ve Emir Külâl’in (v. 1370) makamlarına uğrayıp Hâce Muhammed Bahâuddîn Nakşibend’in (v. 1389) medfun bulunduğu Kasr-ı Ârifân’a ulaştık. Orada da -usul gereği- önce Hâce Muhammed Bahâuddîn’in annesi

Ârife Hanım’ın kabrini ziyaret ettik, ardından külliyeye geçtik. Kasr-ı Ârifân, insanı yüzyıllar öncesine götüren çok etkileyici bir atmosfere sahipti.

Buhara’ya sonraki seyahatlerimde, vakit ne kadar dar olursa olsun, Kasr-ı Ârifân’a mutlaka yolumu düşürdüm. Diğer kabir ve makamları da yine vakit ölçüsünce ziyaret etmeye çalıştım. Ve her seferinde, mekânların her anlamda imarına ne kadar büyük emeklerin sarf edildiğini bizzat gözlemledim. Özbekistan idaresi, bir devlet politikası halinde, elindeki bütün imkânları bunun için seferber etmişti. Her bir kabrin etrafı birer külliyeyle donatılmış, buralarda ahşap, çini ve tuğla işçiliğinin en seçkin örnekleri cömertçe sergilenmişti.

Tasavvuf kültürüne dışarıdan bakanlar ve eleştirel yaklaşanlar, Özbekistan’ın her karışında gözlemlenen tasavvufî tezahürlere çeşitli şerhler düşebilirler. Ancak Orta Asya’nın kalbinde bugün hâlâ güçlü bir İslâmî nabız atıyorsa, bunda baş etken kesinlikle tasavvuf kültürüdür. O kültürün meydana getirdiği insan modeli ve ufku, yüzyıllar içinde Anadolu’yu da mayalamış, koskoca bir Osmanlı medeniyeti buradan doğmuştur. Dolayısıyla, tasavvufa eleştiriler getirirken, tarihte ve günümüzde mutasavvıfların toplumları dönüştürmede oynadığı kritik rolü ıskalamaktan kaçınmak gerekiyor.

Sovyetler Birliği, çıldırmış bir buldozer gibi on yıllar boyunca dinî hayatı ezip geçerken, Özbekistan ve bütün Orta Asya, İslâmî kimliğini hâlâ yitirmemişse ve İslâm her ülkede gittikçe daha fazla dal-budak salıyorsa, bu, tasavvufun çok net bir başarısıdır. Soğukkanlılıkla meseleye bakan herkes, bunu görecek ve hakkı teslim edecektir.

Bugün bilhassa Orta Asya ve Balkanlar için “tehlike” boyutunda olduğunun altı çizilen Selefî yayılmacılık, tasavvufun bu dönüştürücü gücü karşısında tutunma ve kök salma şansına sahip görünmüyor. Zira bir “öfke ideolojisi” olarak özetleyebileceğimiz Selefîlik, kendisini “antitez” olarak konumlandıran ve yerleşik kültürle kavgayı önceleyen bir çizgi. Çatışma, cedel ve reaksiyon üzerine inşa edilen Selefî akıl, kendisini daha çok “savaş ve gerilim” atmosferinde gösterebiliyor. İslâm coğrafyasının birçok bölgesinde, savaş döneminde destanlar yazan ve düşmanlara diz çöktüren Selefî kadroların, sıra barışa geldiğinde, uyum içinde işleyen ve barışa doğru yürüyen bir toplumsal düzen kuramamalarının sebebini bu mantıkta aramak gerekir.

Selefîlik adına yıllar boyunca İslâm kültürünün çeşitli tezahürlerini ortadan kaldırmaya çalışan Suudi Arabistan’ın, bugün tam aksi istikamette bir savrulmaya doğru kayması da,

konuyla ilgilenenlerin mutlaka çalışması gereken örnek bir sosyal vakadır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026