Yazarlar Ali Beyin Mekke ziyareti

Ali Bey’in Mekke ziyareti

Taha Kılınç
Taha Kılınç Gazete Yazarı

“Hacılar Mekke’ye yaya olarak girmek zorundadırlar. Kâbe dört köşeli bir binadır ve siyah bir kumaş ile örtülüdür. Kâbe’de bulunan siyah taş, Kâbe’nin doğu kısmında bulunmaktadır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Taha Kılınç : Ali Bey’in Mekke ziyareti
Haber Merkezi 07 Ağustos 2019, Çarşamba Yeni Şafak
Ali Bey’in Mekke ziyareti yazısının sesli anlatımı ve tüm Taha Kılınç yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Cebrail tarafından Kâbe’ye getirilmiştir. Müslümanlar arasında Hacer-ül Esved olarak bilinmektedir. Siyah taş, Kâbe’yi kaplayan siyah örtünün bir aralığından görülebilir. Hacılar Kâbe etrafında yedi kez dönmekte ve bu dönme işlemine siyah taştan başlamaktadırlar. Bu dönme esnasında dualar edilir ve yedinci dönüşün sonunda siyah taşı öperler; oradan Kâbe ve Bâb es-Selam arasında bulunan İbrahim’in makamına giderler. Oradan da zemzem kuyusuna giderler ve kana kana suyu içerler. Kuyudan sonra hacılar Safa tepesine doğru ilerlerler. Buraya geldiklerinde yüzlerini Kâbe’ye dönerek ayakta dua ederler ve ana sokaktan geçerek Merve tepesine doğru ilerlerler. Sokağın sonunda Müslümanlar tekrar dua ederler. Merve ve Safa tepesi arasında yedi kez gidiş geliş yapılır. Merve ve Safa arasındaki turlar tamamlandığında hacıları birçok berber beklemektedir ve bu berberler hacıların saçlarını keserler.”

Bu iptidai gözlemler, 23 Ocak 1807 günü Mekke’ye gelen ve Müslümanların ibadetlerini günlerce izleyerek ayrıntılı biçimde kaleme alan Ali Bey bin Osman Abbâsî isimli bir ziyaretçiye ait. Şansı yaver giden Ali Bey, şehre ayak basmasından altı gün sonra Kâbe’nin yıkanma merasimine de şahit olmuş, üstelik kendisi de bizzat Kâbe’nin içine girerek bu şerefli vazifeye katılmıştır. Ali Bey’in anlattığına göre önce erkekler daha sonra da kadınlar, gün boyu Kâbe’nin içinde ibadet etmişler, ardından Kâbe yıkanıp temizlenmiştir. Ali Bey’in Kâbe’nin içine davet edilmesi, Mekke eşrafının kendisine duyduğu derin saygıdan ileri gelmektedir. Saygının kaynağı ise, Ali Bey’in Abbâsîlerin soyundan gelmesidir. Ya da en azından, herkesi buna inandırabilmesi…

Tumturaklı isminin ve çok hızlı yayılan şöhretinin etkisiyle Hicaz’da bütün kapıların açıldığı bu adam, aslında Müslüman bile değildir. Ali Bey bin Osman Abbâsî, gerçek adıyla Domingo Francisco Jorge Badia y Leblich aslında Barselona doğumlu Hıristiyan bir İspanyol’dur. Dinmek bilmeyen merakı, macerayı seven ruhu ve şansı, onu Ortadoğu’ya sürüklemiş ve ardında, çok çarpıcı gözlemler içeren kalın bir hatırat bırakmasına yardımcı olmuştur.

Domingo Leblich, 1 Nisan 1767’de, asker bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının görevi sebebiyle çocukluğunu geçirdiği İspanya’nın Almeria şehrinde Arapça öğrendi. Kısa süre içinde Arapça’yla birlikte Arap kültürüne de merak salan Leblich, gençlik çağlarında tıpkı bir Arap gibi yaşamaya başladı. 1803’te, 36 yaşındayken Fas’a yerleşen Leblich, ömrünün geri kalan kısmında sürdüreceği gizli kimliğine büründü: “Ali Bey bin Osman Abbâsî” ismiyle, Abbâsî halifelerinin soyundan gelen bir prens olduğunu iddia ediyordu. Kusursuz Arapçası ve Arap kültürüne derinlemesine vukûfiyeti sayesinde, Faslıları inandırması zor olmadı. Emrine verilen köleler ve dolgun harçlıklarla Kuzey Afrika’da sürekli yer değiştiren Ali Bey Abbâsî, coğrafyanın en karmaşık dönemlerinden birinde Mısır, Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve Kudüs’ü ziyaret edip, Mekke’de umre ve haccı gözlemledi.

1807’nin sonbaharında İstanbul’a gelip de Saray erkanıyla temas kurmaya kalkışıncaya kadar kimsenin kimliğinden ve dininden şüphelenmediği Ali Bey Abbâsî, Osmanlı bürokrasisinin dikkatli gözleri altında yakayı ele vereceğinden korkarak İstanbul’dan ayrıldı. Çarpıcı gözlemler ve paha biçilmez bilgilerle İspanya’ya geri dönen Domingo Leblich, o dönemde Fransız işgali altında bulunan ülkesinde işgalci güçleri desteklemeyi seçti. 1813’te Fransızların yenilmesi üzerine Fransa’ya sığınan Leblich, ertesi yıl, Müslüman Doğu’da gördüklerini üç cilt halinde Fransızca olarak neşretti. Hatıratının İngilizce versiyonu ise 1816’da yayımlandı.

1818’de, Fransızlar hesabına Ortadoğu’da casusluk yapmak için yeniden yola çıkan Domingo Leblich, bu kez “Ali Osman” adıyla hareket ediyordu. Yine Müslüman görüntüsü içindeydi ve laf arasında “Abbâsî soylusu” olmak iddiasını tekrarlıyordu. Suriye içlerinde ilerleyen Ali Osman, Halep’te birkaç ay yaşadı. Gördüğü ve şahit olduğu her şeyi titizlikle kaydediyordu. Bu arada, Lady Hester Stanhope isimli İngiliz bir kadınla tanışıp yakınlık kurdu. Lady Hester, yeni Müslüman olmuştu. Ülkesini terk etmiş, İslâm’ı yaşayabilmek adına Halep’e yerleşmişti. Ali Osman’ın hikâyesi, Lady Hester’ı derinden etkilemişti. Onun özellikle Abbâsî kökeni, hikâyeyi daha da etkileyici kılıyordu. Ancak Ali Osman’ın 30 Ağustos 1818 günü aniden ölümü her şeyin yarım kalmasına yol açacaktı. Bu gizemli seyyah ve casusun ölüm nedeni konusunda tarihçilerin ortaya attığı iki tez var: Bazıları dizanteri nedeniyle hayatını kaybettiğini düşünürken, bazıları ise Ali Osman’ın gerçek kimliğini öğrenen Lady Hester tarafından zehirlendiğini iddia ediyor. Domingo Leblich’in hayatındaki birçok nokta gibi, ölümü de sırlarla dolu. Geride bıraktığı heyecan dolu serüven ve ayrıntılı hatıratı ise, meraklıların ilgisini ve ihtimamını bekliyor.

İslâm dünyası haccı ve Kurban Bayramı’nı idrak ederken, kıymetli okurları farklı bir “hac hikâyesi” ile selamlamak istedim. Bize verilen sınırlı imkânlarla, elimizden gelen en güzel hikâyeleri yazma adına bir ilham olarak…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.