|
Güle güle operasyonlar, merhaba 2024

2023 Türkiye’nin en zor yıllarından birisi oldu. Asrın afeti ile yüzleşti. Küresel konjonktürün çok sıkıştığı zamanlar oldu. Ekonomisi her biçimde sınandı. Ve Batı medyasının deyimiyle yılın en önemli seçimini yaptı.

Geriye dönüp bakınca tüm badirelere rağmen yılı, olabileceği en iyi noktada bitirdiği söylenebilir.

Şimdi yeni bir yıl başlıyor. Hem fertler hem toplum hem de devlet olarak daha akıllı, daha sistematik, daha tutarlı, daha planlı ve daha stratejik başlamalı ve öyle gitmeli. Çünkü ilk defa sadece bir yıl değil, bir yüzyıl başlıyor. Ve gezegendeki herkesin Türk aklına ihtiyacı var.

Bu yılla beraber dünyadaki sıkıntıların biteceğini söylemek hayli iyimser olur. Her halükârda eski düzen yenisiyle değiştirilmek isteniyor. Fakat ortadaki aktörlerin düzeni yıktıktan sonra yeni bir dünya düzenini kuracak ne kabiliyeti ne iradesi ne sağlıklı bir mefkuresi var. Ne de yeterli kudreti...

Böyle zamanlarda içeride birlik olmak en doğrusudur.

Ve bu ülke, birlik olmak için cazip vizyonlar, yeterli hedefler, sürdürülebilir bir ortam sağlamak konusunda eksik değil.

Türkiye büyük çaplı karışıklıklar halinde dahi dünyada kalacak en güvenli coğrafya olmak nimetine kavuşmuştur. Bu nimeti zayi etmemek lazımdır.

Bu milletin dirliğini ve düzenini istemeyenler her zaman var olmuş ve bugün de var. Her tür operasyonla gelmeye, krizler ortaya çıkarmaya çalışsalar da bunları ayrışmanın değil, bir ve beraber olmanın aracına çevrilmelidir.

Bir de şu anlaşılmalıdır; Türkiye’ye çekilen operasyonlar sadece Türkiye’ye çekilmemektedir. Her seferinde Türkiye’nin bir bağı, bağlantısı operasyonun diğer kurbanı yapılmaktadır.

Tıpkı uçak düşürme krizindeki, büyükelçi suikastındaki
Rusya
gibi… Stad krizindeki
Suudi
Arabistan
gibi…

AMERİCAN STEAK

Bir ekonomi için refah göstergesi nedir diye sorulsa kahir ekseriyet 80’ler ve 90’larda televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, otomobil gibi varlıkların kolay edinimini ön plana çıkarırdı. Bugün de aynı soruya verilecek cevapta belli tüketim kalıpları ve yenilenen teknolojiler dikkat çekecektir.

Fakat burada bir yanılsama var diye düşünüyorum. Sanki
daha temel
ihtiyaçların bonkörce karşılanabiliyor olması asıl refah göstergesidir gibi geliyor.

Belki küresel konjonktürdeki sıkışmanın, artan çatışma riskinin, enflasyonist baskıların ve başka şeylerin neden olduğu davranışsal bir değerlendirme içindeyim, bilmiyorum. Ama genelin yanıldığı konusunda ısrarcı olmaktan da çekinmem.

Mesela evvelce en sevilen filmler ata binilen, Erol Taş’ın hakkını vererek et yediği filmler idi. Sonra Kurtlar Vadisi beğenildi. Dizinin ilk bölümlerinde ana karakterlere sınırsız otomobil erişimine sahip kimseler havasının katılmasının dizinin başarısında diğer her şeyle beraber etkili olduğunu düşünüyorum.

Tekneler, otomobiller, köşkler, konaklar sonrasında basbayağı sinema ve dizilerde idealize edilen yaşamın, yani refahın başrolleri haline geldi.

O yüzden ucuz sosyal medya fenomenleri varsıllıklarını bunlar üzerinden ifade ettiler.

Ama hipnotize edilmiş olsalar da asıl refah göstergesi, toplumun kalabalık kitleleri için hiçbir zaman bu varlıklar olmadı. Refah hep Erol Taş’ın filmlerinde gizliydi.

Sanırım sadece Amerikanlar bunun her zaman farkında oldu. Refahlarını ifade ederken dikkat çekecek biçimde hep 2 parmak kalınlığındaki biftekleri, büyük köfteleri kullandılar. Sinemalarında, çizgi filmlerinde, ihraç ettikleri mutfak kültüründe bunun izleri çokça bulunabilir.

Konuyu neden açtığıma geleyim; Türkiye haksız biçimde dünyanın en yüksek gıda enflasyonuyla yüzleşiyor. Haksız biçimde diyorum çünkü Türkiye, dünyanın en önemli tarım ekonomileri arasındadır. Buna karşın gıda enflasyonunun yüksek olması ihracatla döviz girişinin,
istihkak politikalarına
tercih edilmesi nedeniyledir. Bu hususa dikkat çekmek istiyorum.

Arjantin mesela dünyanın en önemli sığır üreticilerinden birisi olduğu halde ihracatın, iç piyasada et fiyatlarını yüksek bir ivmeyle yukarı çekmesine kayıtsız kaldı. Çünkü döviz girişi sağlamak durumundaydı.

Diğer taraftan zirai ürün üretiminde istisnai şekilde yılda üç hasat yapabilen bir muson coğrafyasına sahip Hindistan pandemiyle beraber gıda ürünlerinin ihracatını yasakladı.

Sadece Hindistan değil, birçok ekonomi aynı şeyi yaptı.

Evet, Türkiye’nin gıdada ihracatçı olacak özgüveni var. Bu başlıkta zaten net ihracatçı. Fakat istihkak politikalarından da zarar gelmez. Arz ettiğim konu sadece ihracat kısıtlamalarını da içermez. Tarımda alternatif politikalar geliştirilerek stratejik ürünlerin hem güvenlik hem ekonomik istikrar sağlayacak kadar üretilmesi mümkündür. Aslında gıda güvenliği, fiyat istikrarını da içerir.

Çiftçi zarar ettirilsin demiyorum. Gereksiz teşvikler verimsiz alanlara savurulacağına kesilip çiftçilere aktarılsın. Faizle değil, maliye politikalarıyla yönetilecek bir alan gıda enflasyonu. Faizle belki beyaz eşya, otomobil gibi varlıkların fiyatları yönetilebilir ama gıda fiyatları yönetilemez.

2024 yılını gıda enflasyonuna tam odaklanarak geçirmek en azından 2025’te dengelenmenin anahtarı olabilecektir.

Hem yukarıda arz ettiğim birlik ve beraberlik önümüzdeki yıllarda gıda güvenliğiyle çok defa sınanabilir.

#ekonomi
#Türkiye
#Batı
#politika
4 ay önce
Güle güle operasyonlar, merhaba 2024
Fiîlî işgal dönemi bitti, zihnî işgal çağındayız!
Evvelbahar
Siz hiç “ayben”e para gönderdiniz mi?
Irak: Kurtların sessizliği…
Direniş meşrudur, tükür kardeşim