Yazarlar Tarihî bir dönemeçten geçiyoruz; herkes dikkatli olmalı

Tarihî bir dönemeçten geçiyoruz; herkes dikkatli olmalı!

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Önce şu: Bu toplum ayağa kalkamadı henüz. Osmanlı"nın çökmesiyle yere düştü, Menderes"le rotasını buldu. Özal, Erbakan ve Erdoğan"la rotanın yerini ve yönünü muhkemleştirmeye çalıştı.

Sonuçta, bu toplum rotasını buldu ama istikametini yitirmek üzere...

ERDOĞAN, TÜRKİYE"NİN VE BÖLGENİN SON ŞANSI"DIR

Gezi operasyonu"ndan itibaren, küresel güçlerin "Erdoğan"sız bir Türkiye" için dört bir koldan çalıştığı gözlemleniyor. Erdoğan, Türkiye"nin "son şansı" çünkü.

Daha önce de yazmıştım: Srilanka"nın bir dağ köyündeki 12 yaşındaki bir çocuk, Erdoğan"ın sağlık durumunu merak ediyorsa; Tanzanya Cumhurbaşkanı, "neredesiniz?" diye soruyorsa; Güney Afrika"da bir medresenin / üniversitenin başkanı "gece gündüz Erdoğan için dua ediyoruz" diyorsa; Yemen"li bir yaşlı, İstanbul"un yeniden doğması için dua ediyorsa, Erdoğan, sadece Türkiye için değil, bölge için de "son şans"tır.

Bu yakıcı gerçekleri bir yere kaydedelim öncelikle.

Burada soru şu: Türkiye"de yaşanan "dershane gerilimi", "Erdoğan"sız bir Türkiye" operasyonuysa, dahası dershaneleri ve cemaati bitirme planıysa, o zaman işimiz bitmiş, Müslümanlar, kıyametlerine hazırlansın, demektir.

Öte yandan cemaatin bu konudaki soru işaretlerini giderebilmek için hem net bir açıklama yapması, hem de cemaati, hükümeti yıpratmak için yayın yapan Sözcü, Yurt ve Hürriyet"le aynı "sevimsiz" yere yerleştiren "kışkırtıcı" gazete, televizyon ve sosyal medya yayınlarına son vermesi şart.

MÜSLÜMANLARIN MESELESİ, "İKTİDAR" MESELESİ OLAMAZ!

Meselenin, ıskaladığımız, püf noktası şu aslında: Türkiye"deki İslâmî kesimler, fazlasıyla siyasîleşmiş, her şeyi "iktidar" meselesine indirgemiş durumdalar!

Oysa bu, bu ülkedeki İslâmî kesimlerin ne kadar sekülerleştiklerini gösteren ürpertici bir nokta ve tam bir çıkmaz sokaktır.

Zira Müslümanların meselesi, "iktidar" meselesi olamaz. Çünkü Müslümanlar, meselelerini "iktidar" meselesi olarak algıladıkları ve her şeyi "siyasete" kilitledikleri zaman, belki rotalarını bulmuş, hatta konumlarını güçlendirmiş olabilirler ama sonuçta istikametlerini, samimiyetlerini ve masumiyetlerini yitirmekten kurtulamazlar.

Bu tespite özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: Yaşadığımız bütün gerilimlerin, tıkanmaların, yalpalamaların ve savrulmaların temel nedeni bu; burada gizli çünkü.

Müslümanların meselesi, iktidar ve siyaset değil, hakikatin izini sürmek, adaletin, hakkaniyetin, kardeşliğin hâkim olabileceği bir dünya inşa edebilmektir.

Eğer Müslümanlar, meselelerini, iktidar ve siyaset meselesi olarak görme aymazlığına sürüklenirlerse, yaptıkları iş, hakikatin izini silmekle ve ülkenin geleceğini tehlikeye atmakla sonuçlanır.

Unutmayalım: İktidar, bozan; siyaset, ayartan bir "tuzak"tır. Her tür iktidar biçimi, "ben"i / "biz"i merkeze alır; "ben"i / "biz"i ayartır ve azmanlaştırır.

Sözün özü, iktidar da, siyaset de (ya da cemaat de, parti de) yegâne amaç hâline getirildiği zaman, bu durum, insanları, "iktidar"ın ve "siyaset"in kölesi hâline getirir ve herkesi çıkmaz sokağın eşiğine sürükler.

Başka bir ifadeyle, her tür iktidar biçimi de, siyasîleşme eğilimi de, ayartır ve her tür ayartı, sekülerdir, insanın nefsini, benini azmanlaştırır.

Özetle: "İktidar" da, siyaset de insanı paganlaştıran baştan çıkarıcı, "pornografik" araçlardır.

ERBAKAN: "İSLÂM"IN BAYRAĞI YERE DÜŞMESİN DİYE..."

Bediüzzaman Hazretleri"nin, neden "siyasetin şerrinden Allah"a sığınırım" dediğini de; rahmetli Erbakan Hoca"nın neden partisine diğer cemaatleri organik olarak dâhil etmeme konusunda özen gösterdiğini de şimdi daha iyi anlıyor olmalıyız.

Rahmetli Erbakan"la başbaşa kaldığımız bir gün bu meseleyi Hoca"ya sormuştum.

Hoca"nın soruma verdiği cevap, hem bir deha ile, hem de tastamam Müslüman bir liderle karşı karşıya olduğumu gözler önüne sermeye yetmişti.

Hoca, şöyle cevap vermişti soruma: "Yusuf Bey Kardeşim! Müslümanlar, yüzyıldır bir çöküş yaşıyorlar. Batılılar, Osmanlı"yı bitirerek İslâm"ın yürüyüşünü durdurdular. Eğer biz, tıpkı Mısır"da olduğu gibi, tek bir hareket olarak, tek bir çatı altında toplanmaya kalkışırsak, yarın büyük bir darbe vurduklarında İslâm binası çöker, bir daha toparlanamayız. Ama şimdi, bize bir darbe vurulduğunda, diğer kardeşlerimiz bayrağı devralır, İslâm"ın bayrağı yere düşmemiş olur."

Budur!

Özetle: Erbakan, bu ülke için, bu ülkede İslâm"ın geleceğinin teminat altına alınabilmesi için kendisini "feda etmiş" "yakmış"; "çocuğu", "talebesi" Tayyip Erdoğan"ın önünü açmıştır. Tayyip Erdoğan, Erbakan"ın "küllerinden doğmuş" son şansıdır bu ülkenin ve bölgenin.

SELEFİLİĞE KARŞI YEGÂNE KALKAN: TASAVVUFÎ CEMAATLER VE HİZMET HAREKETİ

Öte yandan, cemaatler, özellikle tasavvuf eksenli cemaatler bu toplumun sigortası; Fethullah Gülen Hocaefendi ve (samîmî, ihlaslı, dur durak demeden ülke ülke dolaşan) talebeleri ise bu ülkenin emniyet sübabıdır.

Unutmayalım: İngilizler, bu topraklardan çekildiler ama bu topraklara derinlemesine nüfuz ettiler: Ve Afrika"da, Asya"da ve Ortadoğu"da önceden sömürgesi olan ülkelerin kremasını, devlet aygıtını ele geçirdiler bütünüyle.

İngilizlerin, bu postkolonyal süreçte yaptığı en iğrenç işlerden biri, Suudları kullanarak vehhabiliği ve selefiliği bütün dünyada yaygınlaştırmak oldu.

Selefilik, İslâm dünyasının önündeki en büyük "bela"dır. İslâm dünyasındaki bütün büyük ölçekli silkinme, diriliş hareketlerini içeriden çökertecek büyük bir bela.

Bunun en somut örneğini Mısır"da gördük. Mısır, tam toparlanacakken, özgürlüğüne kavuşacakken, selefiler, Mısır"da çok büyük bir ihanete ortaklık ettiler.

İşte gerek tasavvufî cemaatler, gerekse Hizmet hareketi, Türkiye"de selefiliğin önündeki en büyük iki kalkandır. Bunu da bir kenara özenle not edelim lütfen.

"''ERDOĞAN"SIZ TÜRKİYE" OPERASYONUNUN ARKASINDA CEMAAT YOK, OLAMAZ DA"

Bu arada, yazı bittiğinde, Hizmet hareketinin yöneticisi arkadaşlarla verimli, bereketli bir görüşme yaptık. Görüştüğümüz arkadaşlara, "''Erdoğan"sız bir Türkiye" tasavvurları olup olmadığını ve dershaneler tartışması üzerinden Erdoğan"a karşı yapılan küresel operasyonda cemaat"in doğrudan rol aldığı imajı oluştuğunu, böyle bir şeyin sözkonusu olup olmadığını" sordum.

Açıkçası arkadaşlar, şok oldular. Ve "böyle bir şeyi tahayyül etmekten bile, Allah"a sığınırız" dediler. Bu önemli, hayatî görüşmeyi daha sonra yazacağım.

Sözün özü: Türkiye"de Erdoğan"ın önü tıkanmaya; cemaat"le Ak Parti, "iktidar kavgası"na tutuşturulmaya çalışılıyor.

O yüzden bu yıkıcı gerilime son verilmesi, yaşananların iki taraf için de "şefkat tokadı" olarak görülmesi, krizin, sadece bir imtihan değil aynı zamanda -ders alınabildiği ölçüde- bir imkân olarak değerlendirilmesi, tarafların hatalarını tamir edebilmeleri için birbirlerine kucak açmaları, her türlü "iktidar" tuzağını ayaklarının altına alabilmeleri gerekiyor.

Özetle: Büyük bir imtihanla karşı karşıyayız. Bendeniz, Türkiye"nin İslâmî kesimlerinin bu imtihanı muvaffakiyetle ve yeniden kardeş olmanın imkânlarını keşfederek aşabileceklerine yürekten inanıyorum.

İSTİŞARE EMRİ YERİNE GETİRİLİRSE, BÜTÜN KAPILAR AÇILIR..

Bunun öncelikli yolu, tarafların birbirlerinin önünü kestikleri izlenimini yıkmaları, gerilimi düşürmeleri, birbirleriyle istişareyi aslâ ihmal etmemeleri ve dershane meselesi de dâhil, bütün hayatî meseleleri istişare emri çerçevesinde halletme iyi niyeti ve çabası ile hareket etmelerinden geçiyor.

Tayyip Bey, vicdansız biri değil. Yüreği, bu ülkenin mazlum insanının önünü açmak ve bölgenin makus talihini yenmek için atan Tayyip Bey"in yeni bir dünyanın kurulmasında Türkiye"nin kilit rol oynayabilmesi için üzerine düşeni yapmaktan geri durmayan, bunun için her türlü zorluğu göze alarak dünyanın dört bir köşesinde canla başla çalışan hizmet erlerine, gönül insanlarının onca çileyle, samimiyetle ortaya koydukları çalışmalara, zarar verecek en küçük adımı bile atmayacağından eminim.

Dershane meselesi, basit bir dershane meselesi değildir; Türkiye"nin geleceğiyle, gelecek kuşaklarıyla ilgili önemli ve hayatî bir meseledir. Bendeniz, Tayyip Bey"in bu meseleyi de, diğer meseleleri de istişare ile hal yoluna koyacağından kuşku bile duymak istemiyorum.

Son söz: İstişare emri yerine getirilirse, açılmaz sanılan kapılar sonuna kadar açılacak, Allah Tealâ (cc) da rahmetiyle ve bereketiyle muamele edecektir biiznillah...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.