YazarlarDiplomasi mi satranç mı?

Diplomasi mi satranç mı?

Zekeriya Kurşun
ZekeriyaKurşunGazete Yazarı

Diplomasi bir oyun değil, bir sanattır. Bilgi, maharet, dikkat, süratle intikal, cesaret, ihtiyat biraz da kurnazlık ve mutlaka yetenek denilen mevhibeyi içerir. Satranç ise bir oyundur. Bunların tamamına sahip olmayı değil, önceden konulmuş oyunun kurallarını bilmeyi gerektirir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Diplomasi mi satranç mı?
Haber Merkezi01 Şubat 2018, PerşembeYeni Şafak
Diplomasi mi satranç mı? yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bunları niye mi söylüyorum? Bir önceki yazımda, II. Abdülhamid’in öncelikle insan olarak değerlendirilmesi gerekliliğine vurgu yaptıktan sonra sultanlığını da anlatacağımı yazdığımdan.

Bu sıralar II. Abdülhamid’i anlatanlar oynadığı bile meçhul bir satranç ustası olarak gösterme merakına düşmüşler. Modern iletişim dili ile büyük insanları anlatmak zordur. Bu yüzden senaristler, tarihin kurallarından uzaklaşarak, kurmaca dünyasından istifadeyle bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Oysa II. Abdülhamid gibi bir Sultanı, Azizî mi, Hamidî mi, alametli mi, alametsiz mi ne olduğunu dahi bilmedikleri püsküllü/pükülsüz fes takmış bir kaç kişinin karşısında satranç tahtasının başına oturtmak, onun diplomasi dehasını anlatamayacağı gibi kurmaca dünyasını da küçültür.

REKLAM

Sultan olarak II. Abdülhamid’i -hataları ve sevaplarıyla- bir sütunda anlatmak mümkün değildir. Bir cilde de sığmaz. Nitekim onu ve devrini yazan Osman Nuri de üç cilt yazmış ama Sultan’ı anlatamamıştı.

İNGİLİZLERE KARŞI ALMANLAR

II. Abdülhamid, ondokuzuncu yüzyılın başından itibaren Osmanlı siyasetine bir müttefik gibi giren ama her seferinde Osmanlı Devleti'ne zarar veren İngilizlere daima kuşku ile bakmıştır. Bu kuşkusu tahta geçmeden önce vardı, sonra da yaşadıkları ile devam ederek, pekişti. Onun bu kuşkusu kendisine atfedilen ‘kuşkuculuk’ ile hiç mi hiç ilgisi yoktur. Tamamen İngiliz siyasetinin ve siyasetçilerinin Osmanlı Devletine karşı takındıkları ikiyüzlü tavırları ve sonuçlarıyla alakalıdır.

REKLAM

Tahta geçtiği sıralarda, Balkanlarda yaşananlardan dolayı Osmanlı aleyhinde faaliyet gösteren, Osmanlı Rus Savaşı’na seyirci kalan, Kıbrıs’a konduğu halde Berlin Kongresi’nde sözünü tutmayan, hatta Paris Anlaşması ilkelerine aykırı olarak Osmanlı Devleti'ni taksime açan İngiltere’ye karşı kuşku duymamak mümkün müydü?

1881’de Tunus’un kapılarını Fransa’ya açtıktan sonra 1882 yılında bir bahane ile Mısır’a yerleşti İngiltere. İddiası, bugün DAEŞ bahanesi ile Suriye’ye ve Irak’a yeniden çöreklenen ve müttefiki Türkiye’ye karşı teröristleri destekleyen ABD’nin bahanesi gibiydi. Mısır’da Hıdivliğin bazı uygulamalarını beğenmeyip tepki koyan Urabî Paşa’nın hareketlerinin ‘İngiliz menfaatlerine zarar verdiği, emniyeti ihlal ettiği gerekçesi’ ve ‘güvenliği sağlamak’ bahanesiyle – sözde geçici olarak- Mısır’ı işgal etmişti.

REKLAM

İstanbul’da İngiltere ile yakın durmaktan beslenen bir kısım devlet ricali de yok değildi. Hatta güçlü bir lobileri vardı. Bunlara rağmen II. Abdülhamid, bir yandan İngiltere ile beş yıl sürecek bir tahliye oyununu sürdürecek, diğer yandan da İngiltere karşısına Almanya’yı çıkarma planları yapacaktı. Ama bir satranç tahtası başında değil, bilakis yazının başında saydığımız diplomasinin ince kuralları ile. Zira Mısır’a yerleşerek Hindistan’a giden yolu kontrol eden İngiltere’nin buradan kolay çıkmayacağını anlamıştı. İngiltere’ye gönderdiği Hasan Fehmi Paşa ile uzun müzakereler sürdürürken O, İstanbul’da Alman heyetlerini kabul ediyor ve Almanya ile işbirliğinin alt yapısını hazırlıyordu. Bu görüşmelerin bir soncu olarak silah, mühimmat alımı ve askeri modernizasyon konusunda ilk işbirliği hayata geçirilmiş ayrıca daha büyük projeler için Alman sermayesi kıvama getirilmişti. Alman sermayedarları Osmanlı topraklarına yönelmek istiyor, ancak dönemin büyük siyasilerinden, Almanya birliğini sağlamış olan Başbakan Bismark buna muhalefet ediyordu.

REKLAM

BİLGİYE DAYALI OYUN KURMAK

II. Abdülhamid, umudunu iyice tetkik ettiği genç, atak ve Almanya’yı Avrupa dışına çıkarmaya niyetli Kral II. Wilhelm’e bağladı. Ama bir şekilde ona gitmek değil, onun gelmesini sağlamak gerekiyordu. Hem gelecekti ve hem de Osmanlı’nın müttefiki olduğunu ilan edecekti. Nihayet II. Wilhelm’in 1898 yılında hac için Osmanlı Kudüs’ünü ziyarete niyetlenmesi bunun bir bahanesi oldu. Kayser Wilhelm’in seyahatı her ne kadar Kudüs ile sınırlı da olsa II. Abdülhamid onu ısrarla İstanbul’a davet etti. Nitekim bu davetin sonuçları bugüne kadar uzanan Türk-Alman ilişkilerinin de geleceğini belirledi.

Buraya kadar her şey normal gelişir ama Bismark devreye girerek bu daveti önlemeye çalışır. Başarılı olamayınca II. Wilhelm’in Sultan’a bir taahhütte bulunmasını engellemek için en güvendiği isimleri ve Hariciye bakanının heyette yer almasını sağlar. Onlara verdiği sıkı talimatta, II. Wilhem’in asla II. Abdülhamid’in muhtemel taleplerine, özellikle müşterek demir yolu inşa talebine olumlu cevap vermesini engellemeleri istenir.

REKLAM

Hikayenin gerisi tamamen diplomasi oyunu üzerine kurulu: İstanbul’a gelen Wilhelm Sultan ile Yıldız Köşkü’nde görüşürken, Sultan sözü demir yoluna getirerek der ki: “Ankara-İstanbul ve İzmir-Aydın arasında iki demir yolumuz var. Birincisini Almanlar, ikincisini İngilizler işletiyor. Almanların işlettiği demir yolunda trenler bir dakika gecikmiyor, hepsi saatinde kalkıp, saatinde geliyor. İngilizlerin demir yolları ise tam tersi, ne kalkış saatleri ne varış saatleri belli. Bu yüzden biz Almanlarla yeni projeler yapmayı çok istiyoruz.”

Alman İmparatoru bu sözlerden hoşlanır, Almanların dakikliğinden, bilime düşkünlüğünden, zamana riayet etmelerinden ve milletiyle gurur duyduğundan söz eder. II. Abdülhamid de “biz de bunun için tekrar sizin ile proje yapmak istiyoruz” diye araya girer. Lafın kısası bu gayr-i resmi ama düşünülmüş sohbet, Alman imparatorunu ikna ederek Berlin-Bağdat projesi taahhüdünü vermesine vesile olur. II. Abdülhamid’in hazır olan projesi derhal II. Wilhelm’e sunulur. Proje, İstanbul’dan Basra’ya kadar uzanacak ve Almanlar’ı İngilizler’in önüne çıkaracak vazgeçilmez bir projedir.

REKLAM

Bu konuşma biter bitmez Osmanlı tarafı derhal bu işi gazetelerde duyurma emrini alırken, Alman heyeti ise II. Wilhelm’i sözünden caydırmaya çalışıyordu. Ama o öyle etkilenmişti ki; bu projenin Almanya’yı dünya çapında bir güç yapacağından, böylece İngiltere’nin Hindistan’daki varlığını sorgulayacağından söz ediyordu.

Bu seyahatin devamında II. Abdülhamid’in ince diplomasisi ile ortaya çıkan her bir sahne, hele Sultan’ın Şam’daki adamı Şeyh Abdullah’ın tahriki ile II. Wilhelm’in kendisini bütün Müslümanların kardeşi ilan etmesi bambaşka bir hikayedir.

Peki satranç oyunu bunun neresinde?