Yazarlar Kızıldenizde psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar

Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Herkesin dikkatleri Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine çekilmişken Kızıldeniz’de gizli pazarlıklar başladı. Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyonun sürdürdüğü Yemen Savaşı’ndan sonuç alamaması, koalisyonda çatlaklar meydana getirdi. Ancak birileri devreye girip bu çatlağı örtmek için yeni bir plan yaptı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar
Haber Merkezi 08 Ağustos 2019, Perşembe Yeni Şafak
Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızıldeniz’deki askeri kuvvetlerini azaltıp, tamamıyla çekilmeye hazırlanması, nerdeyse savaşın seyrini değiştirecekti. Ancak BAE’nin bıraktığı boşluğu kim dolduracaktı?

Anlaşılan İngiltere devreye girip bu durumu yeni bir plana dönüştürdü. Mevcut şartlarda, Yemen’in tamamına “meşruiyeti iade iddiası”nın mümkün olmadığını anlaşıldı. Koalisyon güçlerinin, bütün ağırlıklarını Aden’de oluşacak yeni bir yapıya terk edecek yeni bir siyaset üretildi. Yemen Savaşı’nı fazla görünmeden destekleyen İngiltere, perde arkasından yeni bir pazarlık başlattı. Bu durum sadece bölgesel rekabetleri çağrıştırmadı. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge üzerindeki İngiltere-ABD hegemonik mücadelesini de depreştirdi. Nitekim gizli süren pazarlıklar sırasında, birden, Güney Kore’den Aden’e asker sevkiyatı gündeme geldi. Güney Kore’nin, eskiden beri ABD’nin jandarması olarak Aden’de sembolik asker bulundurmakla birlikte; birden 300 askerin daha göndereceğini ilan etmesi tesadüfi değildir. İran ile meşgul olan ABD’nin bu oyunda da olma isteğinin işaretidir.

Kısaca; Yemen Savaşı’na lojistik, istihbarat ve silah desteği veren ABD, İngiltere’nin BAE ve Suudi Arabistan ile birlikte başlattığı bu yeni projede de aktif olarak yer alacaktır. Bu projeye göre; bu güne kadar, Husilere askeri üstünlük sağlayıp başkent Sana üzerinden Yemen’in tamamında kurulmak istenen siyasi istikrar fikri, terkedilmiştir. Jeopolitik önemi yüksek Babulmendep Boğazı’nı kontrol etmeye uygun olan Aden’de, oluşturulması muhtemel yeni bir yapı ile uluslararası çıkarların sürdürülmesi planlanmaktadır.

Dört yıl sonunda hiç bir sonuç alamayan Koalisyon, bir taraftan Yemen’i yaptığı yıkımları ile baş başa bırakacak, diğer taraftan da Kızıldeniz’de İran’a karşı uluslararası bir güvenlik şemsiyesi oluşturacaktır. Koalisyon aynı zamanda on binlerce masum insanın ölümüne sebep olan savaş suçundan da sıyrılmış olacaktır.

Peki bu plan işletilebilir mi?

Evet, işin içinde İngilizler olduğu müddetçe işletilebilir görülmektedir. Zira İngilizlerde bitmez tükenmez bir Aden sevdası vardır. Hatta Ortadoğu’ya girişlerinin tarihi sembolüdür Aden. Bu yüzden burada yaşanan her türlü gelişmeye kayıtsız kalmaları imkansızdır. Yemen Savaşı’nı sürdüren Suudi Arabistan’ın arkasında ABD; BAE’nin arkasında da İngiltere’nin olduğu spekülasyonu rahatlıkla yapılabilir. Tabii olarak, son zamanlarda BAE’nin Kızıldeniz siyasetinin de İngilizlerden mülhem olduğu ileri sürülebilir.

Hürmüz Boğazı’nın kapanma tehlikesine karşı; Basra Körfezi petrolünün tek alternatif çıkış yolunun Kızıldeniz olduğu dikkate alındığında; bölgenin gelişmiş ülkeler için ne denli anlamlı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kızıldeniz’in daha doğrusu Aden’in İngiltere için anlamının bundan daha fazla olduğu bir gerçektir.

Hint Okyanusu’na açılan stratejik bir mevkide yer alan Aden, 1538’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde Hadım Süleyman Paşa’nın eliyle fethedildi. Hint Okyanusu’na yerleşip Kızıldeniz üzerinden İslâm dünyasını tehdit eden Portekizlilere karşı askeri bir üsse dönüştürüldü. Nitekim uzun süre Arap yarımadasının güvenliği de buradan sağlandı.

Hindistan’a on dokuzuncu yüzyılda yerleşen İngiltere, tıpkı Portekizliler gibi Aden ile ilgilenip müdahale için bahaneler aramaya başladı. Bu bahanelerin diplomatik yazışmalara yansıyan oldukça uzun bir hikayesi vardır. (Bu yazışmaları, Ali Akyıldız ile birlikte yayımladığımız Avrupa Emperyalizmi ve Arap Dünyası kitabında bulabilirsiniz.)

İngilizler, önce Aden üzerinde nüfuz sahibi olan Lahic Sultanıyla masum bir ticari anlaşma yaptılar. Ardından kendisi ile geleneksel ihtilâfları olan San’a Şeyhi’ne bazı hediyeler gönderip onu da elde ettiler. Bölgede psikolojik üstünlük sağlayan İngilizler, bundan sonra uygun bir fırsatı kollamaya başladılar. 1837’te Aden yakınlarında kaza yapan İngiliz bandıralı bir gemi onlara bekledikleri fırsatı verecektir. Batan gemi mürettebatı ve yolcularının, yerlilerin saldırısına uğradığı iddiasıyla İngiltere, Aden’e müdahaleye kalkışır. Bu maksatla Lahic Sultanı’na baskı yaparlar. O da, tazminat olarak, Aden şehri ve limanını gizli bir anlaşmayla İngilizlere satmaya rıza gösterir. Ancak Lahic Sultanı’nın oğlu duruma itiraz eder. Osmanlı durumdan haberdardır ama dikkatleri isyan halindeki Mısır valisindedir. Bunu fırsat bilen İngilizler, bir taraftan, Mısır meselesinde Osmanlı’ya yardım ederken; diğer taraftan da Aden’i işgal ederler.

Bu tarihi hatırlatmamızın sebebi şudur: Bölgede sürekli psiko-tarih atakları yaşanmaktadır. Nitekim şu anda Türkiye ABD ile pazarlıklar sürdürürken İngilizler de perde arkasından Aden’de devrededir. Bunun bir iyi; bir de kötü sonucu vardır. İyi tarafı, İran-ABD ve bölge ihtilafları yeni pazarlıklarla şimdilik sıcak bir çatışmaya dönüştürülmeden ertelenmesidir. Kötü tarafı ise, bunca olaylara ve insancıl hakların ihlallerine rağmen bölgede değişen bir şeyin olmamasıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.