Yazarlar Sebastian Kurz Hammerin kemiklerini sızlattı

Sebastian Kurz Hammer’in kemiklerini sızlattı

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Türkiye-Avusturya ilişkileri oldukça eskiye dayanır. Tarih iki taraf arasında yaşanan savaşlara ve uzun süreli barışlara sahne olmuştur. Avusturya hem Doğu ve hem de İslam hakkında bilgilerinin büyük bir bölümünü Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerinden öğrendi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Sebastian Kurz Hammer’in kemiklerini sızlattı
Haber Merkezi 07 Haziran 2018, Perşembe Yeni Şafak
Sebastian Kurz Hammer’in kemiklerini sızlattı yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Avusturya’da İslam araştırmaları 16. yüzyılda başlayarak, 18. Yüzyılda Maria Theresa’nın gayretleriyle kurulan Şarkiyat Akademisi ile zirve yaptı. Bir bakıma Avusturya Şarkiyatçılığın öncüsü oldu. Üstelik Avusturya Osmanlı toprağı olan Bosna’yı ilhakından sonra Avrupa kıtasında Müslüman bir nüfusa egemen olan tek ülke özelliğini kazandı.

Bu yüzden Avusturya’da son yıllarda gelişen İslam karşıtı söylemin sosyolojik izahı oldukça güç iken; son günlerde cami kapatma ve din adamlarını sınır dışı etme noktasına varan siyaseti anlamak daha da güç bir hal aldı. Avusturya başbakanı Kurz’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği gibi siyasi toyluğundan mıdır, yoksa genç bir siyasetçinin Türkiye karşısında sürekli patinaj yapan AB’nin şövalyeliğine soyunarak sivrilme çabası mıdır? Cevap ne olursa olsun, Başbakan Kurz bu tavrıyla, ünlü Şarkiyatçı Hammer’in kemiklerini sızlatmıştır. Şayet ülkesinin en önemli kültür mirası sayılan Hammer’in eserlerinin sadece ismine bakmış olsaydı bile bu kadar cüretkâr olamazdı.

HAMMER VE İSTANBUL

Alman-Avusturya oryantalizmini temsil eden Joseph von Hammer (1774-1856) daha erken yaşlarda Avusturya’da şarkiyat eğitimi almış ancak İstanbul’da uzun yıllar bir zımmî olarak yaşadıktan sonra ilminin zirvesine ulaşmıştır. Onun İstanbul’da gördüğü kabul, Osmanlı yönetici, ulema ve mütefekkirlerinin kütüphane ve zengin kitap koleksiyonlarından kolayca istifade etmesini mümkün kılmıştır. Daha da ötesi her din mensubuna cömertçe açık olan Müslüman toplum üzerinde özgür bir şekilde, düşüncelerini olgunlaştıran gözlemler yapma imkanı bulmuştur. İstanbul’da yaşarken alabildiğine özgürlüğü tadan Hammer, Müslüman toplum ile o kadar bağ kurdu ki kendi ismi yerine doğrudan Yusuf ismini kullanır olmuştu. Bu konuda samimiyetini İstanbul’un ünlü hakkakları Rahmi ve Azmi’ye bu isimle mühür kazdırarak gösterdiği gibi, mezar taşına da bu ismin yazılmasını istemiştir.

Hammer İstanbul’a ve seyahat ettiği diğer Müslüman bölgelerdeki hayata meftun olmuş ve ülkesine geri çağrıldığında büyük bir üzüntü duyarak, bir gün geri gelmek üzere İstanbul’dan ayrılmıştır. Yazdığı eserini ise nimetlerini gördüğü dönemin padişahı Sultan II. Mahmud’a ithaf etmiştir. Çok sevdiği İstanbul’a bir daha dönemeyen Hammer, kalan hayatını buradan topladığı eserler arasında geçirerek doğu ile bağını hiç koparmamıştır. Doğuya duyduğu özleminden dolayı mezarının, Müslüman kabirlerine benzer bir şekilde yapılmasını vasiyet etmiştir. Nitekim mezar taşında Yunanca, İtalyanca, Latinceden başka Türkçe, Arapça ve Farsça yazılar ile Kur’an’dan ayetler yer almaktadır. En ilginci ise onun mezar taşında bir Müslüman Osmanlı mezarı gibi “Huve’l Bâki” ifadesinin yer almasıdır.

Kurz, bırakın ünlü oryantalistin eserlerini okumak, mezarını bir kere ziyaret etmiş olsaydı, Avusturya’nın İslam kültürü ile olan bağ ve ilişkisini anlayabilecek ve cehlinden doğan cür’etini gösteremeyecekti.

Hammer’in döneminin en iyi şarkiyatçısı olup olmadığı tartışılabilir. Fakat “fikri vatanım” dediği Osmanlı tarihine iki büyük hizmet sunmuştur. Birincisi Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’na kadar (kendi doğduğu yıla kadar) kaleme aldığı on ciltlik Osmanlı Tarihidir. Batı arşiv ve kaynakları yanı sıra Türkçe, Arapça ve Farsça kaynakları da geniş bir şekilde kullanan Hammer, o güne kadar hiçbir Avrupalının cesaret edemediği bir işi başarmıştır. İkinci hizmeti ise büyük Osmanlı müellifi Katip Çelebi’nin eseri ile dünyanın en önemli seyyahlarından olan Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesini ve daha pek çok Müslüman kaynağını batılılara tanıtmasıdır.

OSMANLIDA HRİSTİYAN MABETLER

Avrupa’da suni olarak başlatılan İslam korkusu esasında Avrupa’nın neoskolastizme dönüş, yeniden karanlığa gömülme işaretidir. Zira Avrupa’da İslam’ı bilen eski tarzda şarkiyatçılar kalmadığı gibi İslam dünyasını anlayabilecek yetenekte siyasetçiler de bulunmamaktadır. Bugün tamamen kulaklarından idare edilen ve yapay bir Müslüman imajıyla oluşturulan kamuoyu ile yeni bir Haçlı zihniyeti hortlatılmak istenmektedir.

Arşivlerde, Osmanlı Devletinin pek çok vilayetinde yaşayan Avusturyalı tüccar, araştırmacı, konsolos ve onların himayesindeki Hristiyan unsurlara karşı devletin müsamahakar siyasetini gösteren binlerce belge mevcuttur. Bu unsurlar Müslüman toplum içinde tam bir bireysel ve dini özgürlük ile yaşadıklarını Hammer gibi pek çok Avrupa kaynağı da itiraf etmektedir. Diğer taraftan, Osmanlı’da yaşayan yerli veya yabancı Hristiyanların mabet imar ve inşa imkânlarına bakıldığında bile bugün özgür Avrupa’nın önünde olduğunu söylemek mümkündür.

Bu işin hikayesi uzundur. Pek çok akademik çalışmaya da konu olmuştur. Ancak eski öğrencilerimden Erdem Demirkol’un Osmanlı arşivlerine istinaden kaleme aldığı II. Abdülhamid ve Kudüs (2017) adlı eserinden burada yapacağım bir alıntı yeterli olacaktır.

Demirkol’un tespitlerine göre; Osmanlı topraklarının pek çok yerinde ama özellikle Kudüs’te Hristiyanlar, mabet inşa konusunda devletten her türlü yardımı görmekteydiler. Devlet, belirli kurallar dâhilinde, kilise, manastır ve diğer dini yapıların inşa ve imarına ruhsat vermekteydi. Sadece;

* Yapılacak kiliseye ihtiyaç olduğunun anlaşılması,

* Binanın yapılacağı arazinin mülk olması ya da satın alınarak mülk araziye çevrilmesi,

* Başka din ya da mezheplere ait kutsal mekânlara yakın olmaması ve sakınca doğurmayacak bir konumda bulunması,

* Binanın yapılmasının daha sonra bir sakınca doğurmayacağının araştırılarak onaylanması,

* Yapılması planlanan binaların bildirilen boyut ve niteliklerin dışına çıkmadan inşa edilmesi,

* İnşa ya da onarım için halktan zorla para alınmaması, şartlarının yerine getirilmesi yeterliydi,

Sözün özü şudur: Kendine güvenen, dininden ve toplumundan emin olanlar başka dinlerden ve mabetlerden korkmazlar. Kurz’a mesajımız, atası Hammer’i okuması ve yukarıda sıraladığımız Osmanlı uygulamasından ders almasıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.