Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Tahkim edilmiş ve zayıflatılmış kimlikler
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Tahkim edilmiş ve zayıflatılmış kimlikler

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya örnek gösterilen demokrasilerden biri İsrail demokrasisidir. Elbette burada kastedilen demokratik teamüllerin bütünüyle yaşatılmasından ziyade demokrasi kurallarının işletilmesidir. Salı günü İsrail’de yapılan seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar bu bakışın yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Elbette İsrail halkının iradesini sorgulamak bize düşmüyor. Ancak örnek gösterilen bir demokrasinin işleyişi bizi yakından ilgilendiriyor. Çünkü mesele sadece İsrail’deki başbakanlık seçimi değildir. Mesele İsrail üzerinden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da meşrulaştırılan lider tipleridir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Tahkim edilmiş ve zayıflatılmış kimlikler
Haber Merkezi 04 Nisan 2019, Perşembe Yeni Şafak
Tahkim edilmiş ve zayıflatılmış kimlikler yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Seçimlerden önce yapılan değerlendirmelerde İsrail seçmenlerinin iki konuya önem verdikleri ileri sürülüyordu: Güvenlik ve yolsuzluk.

Oysa Netanyahu’nun son on yıldır idare ettiği İsrail, tarihinin en güvensiz dönemlerini yaşamıştır. Güvenlik endişesi ve yok edilme korkusu İsrail hükümetini ve hatta toplumunu daha saldırgan yapmıştır. Bir bakıma Netanyahu gücünü İsrail halkının güvenlik endişelerinden devşirmiştir. Bunu yaparken de barışa dayanan daha güvenli bir İsrail yerine daha saldırgan ve sürekli tehdide açık bir ülke yaratmıştır. Düşmanca söylemleri sadece masum Filistinlileri değil, Yahudi olmayan İsrail vatandaşlarını ve Siyonizm karşıtı Musevileri bile ürkütmüştür. Diğer taraftan uluslararası camiadan, özellikle Trump’tan aldığı destek ile İsrail’i Yahudi/ırkçı bir devlete dönüştürme ısrarı; Kudüs’ün başkent olarak ilanı ve Müslümanlarla Hristiyanların Doğu Kudüs’ten tahliye edilmesi için sürdürdüğü baskılar; son olarak da Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini –gerçekte Batı Şeria’nın- ilhak edeceğini ilan etmesi, bölge güvenliğinde en büyük tehdidin Netanyahu olduğunu ispatlamıştır.

Hatta, en kritik zamanlarda muhasara altındaki Gazze’den İsrail’e yöneltilen füzelerin arkasında bile Netanyahu’nun olabileceği akla gelmiyor değildir.

Son yıllarda hakkında pekçok yolsuzluk davası açılmış olmasına rağmen, -beklendiğinin aksine- bunun seçmen davranışına yansımaması da şaşırtıcı değil midir? İsrail’de 1000, 2000 ve 4000 numaralı davalar olarak adlandırılan ve hepsinde baş fail olarak Netanyahu’nun gösterildiği yolsuzluk davalarının seçmen üzerinde yeterli bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. Seçimlerde, Mavi-Beyaz ittifakının lideri eski asker Beny Gantz, seçim stratejisini daha güvenli ve daha temiz bir İsrail sloganı üzerine kurmuştu. Netanyahu karşısında eşit bir başarı elde etmesine rağmen başbakanlık şansının olmaması aslında İsrail kimliğinin oluşması ile ilgili ciddi bir probleme işaret etmektedir.

Bütün gelişmeler ve toplumsal endişelere hatta travmalara rağmen İsrail’de alınan sonuçlar 1896 yılından itibaren yaratılmaya başlanan tahkim edilmiş Yahudi kimliğinde de önemli sonuçların alındığı ortaya çıkarmaktadır. Son seçimler, İsrail’de ötekine karşı haksızlığı savunabilen, hata yok sayan; güvenliklerini tehdit etmesine rağmen saldırgan olan; hayatlarını tüketen yolsuzluğu makul gören, tahkim edilmiş bir Yahudi kimliğinin inşa edildiğini göstermektedir. Hem İsrail’de ve hem de dünyada farklı düşünen Musevilerin olduğu bir gerçektir. Ancak muhafazakar Musevilerin itirazlarına rağmen Siyonist aklın inşa ettiği kimliğin önde ve daha aktif olduğunda kuşku yoktur.

Tahkim edilmiş ırkçı/Yahudi kimliğinin oluşturduğu tehdit, sadece İsrail’de yaşayanlara veya Filistinlilere yöneltilmiş bir tehdit değildir. Bu algı ve anlayış bölge ve dünya barışını da tehdit etmektedir. Bunun tarihte tek bir örneği vardır. O da tam aksi bir anlayış ile yani Yahudi karşıtlığı üzerine kurulmuş olan Hitler Faşizmidir. Bugün hala dünya Hitler’in ve zihniyetinin meydana getirdiği felaketin esiridir. Tahkim edilmiş ırkçı bir Alman kimliği inşa etmek isteyen Hitler, dünyayı felakete sürüklemiş fakat projesi yarım kalmıştır. Oysa bu hadisenin mağduru olduğunu iddia eden İsrail’in bu tehlikeli yolda bir hayli mesafe aldığı ortadadır.

Dünya egemenlerinin de seyirci kaldığı hatta desteklediği bu durumun bölgeyi ilgilendiren başka bir boyutu daha vardır. İsrail’de tahkim edilmiş ırkçı kimlik inşa edilirken, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da zayıflatılmış kimliklerin inşası öne çıkartılmaktadır. Hak, adalet, özgürlük, iş, aş talepleri ile ortaya çıkan Arap Baharı ülkelerine bakıldığında bu durum açıkça görülecektir. Tunus, Suriye, Mısır, Yemen, Libya ve Sudan’a hatta Cezayir’e bakın. Bunca halk hareketliliği ve haklı taleplere rağmen, oralarda özgür vatandaşlık kimliği ve halkın iradesinin ikamesi yerine, halkın iradesini gasp eden diktatörlere destek verilmesi ne ile açıklanacaktır? Kısaca, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da zayıflatılmış kimlikleriyle halkların iradesi yok edilirken, Netanyahu tipi liderlik teşvik edilmektedir.

Kısaca, şimdilik dünya, İsrail’de tahkim edilmiş ırkçı Yahudi kimliğini ve bunun üzerine bina edilmiş liderliği; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise zayıflatılmış kimlikleri ile bunun üzerine bina edilmiş diktatörlükleri teşvik etmektedir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.