|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kendi türünün başarılı örnekleri arasında gösterilebilecek kali-tedeki roman, Osman Koca'nın ilk romanı. Yazar, Kral Suban'da, kutsal kitaplarda değişik isimlerle yer alan mitolojik unsurlara göndermelerde bulunan bir konuyu ele alıyor. Yüzyıllar önce dünyadan dışlanarak sürgüne gönderilmiş yılan-insanların, kralları Suban öncülüğünde yeryüzünü tekrar ele geçirme mücadelesinin anlatıldığı roman, fantastik bir boyut taşımasına rağmen içinde Ye'cüc ve Me'cüc'den Şahmaran'a kadar aşina olduğumuz birçok mitolojik unsur da içeriyor. Bu açıdan Kral Suban, bir ilk roman olmasına rağmen gerek üslubu, gerekse konusu itibariyle usta işi roman kanaati uyandırıyor. Edebiyat dünyamızın içinde bulunduğu bu kısır ve verimsiz ortamda Osman Koca gibi genç ve yetenekli kalemlerin varlığı, doğrusu romancılığımızın geleceği konusunda ümitvar olmamıza olanak sağlıyor. 1975 İstanbul doğumlu olan Osman Koca, Cumhuriyet Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Şiir ve öyküleri, Oğuz Kalamış müstear adıyla Hasbihal, Martı, Gün, Kırklar gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı.
AHMET S. YASİN
Her yazar gibi ben de yazı hayatıma şiirle başladım. Sonra hikaye türünü seçtim. Ancak hikaye yazarken bile klasik öykü ritimlerinin dışına çıkıyordum. Roman, doğrusu bir türlü frenleyemediğim, tutturamadığım bu uzun soluklu tempoya daha yakındı. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti" diye başlar usta romancı Orhan Pamuk Yeni Hayat'a. Aslında benimkisi de işte böylesine bir şey oldu. Tabiî ki tek nüansla. Bir gün gazete okudum, aradığımı buldum. Beyan Yayınları'nın bir yarışması çekmişti dikkatimi: "İlk Romancılar". Sekiz yıldır yazıyordum. Ancak ondan sonra yazdığım uzun soluklu ürünleri daha bir disiplinize etme yoluna girdim. Zamanını ve mekanını ürünlerimi okumaya ayırmaktan hiçbir vakit çekinmediği için... Kral Suban nasıl çıktı meydana? Yazdıklarımın tematik tecrübesiyle çıktı Suban. Fakat itiraf etmem gerekiyorsa düşünsel formuyla fantezi yoktu aklımda. Bir aşk olsun istedim. Ama öyle bir aşk ki; klasik formatların dışına çıksın. Söylenmeyenleri söylesin daha çok. Hatta olayların merkezine bu yönüyle 'trajı-platonik' ve 'karşılıklı' iki aşk kurgusu da hazırlamıştım. Sonra düşündüm ve kendi kendime. "Çok daha mükemmel bir aşk romanı ortaya koyabilecek misin?" diye sordum. En azından şimdilik koyamazdım. İşte bu hercâi takıntıların gölgesinde doğdu Suban. Neyi anlatıyor Suban? Soranlara neyi anlatmıyor ki diye karşılık veriyorum ben. Romanı bir aynaya benzetmiş Aristo. Bakmasını değil görmesini bilmek gerekir diye katkıda bulunmuş İbn Haldun. Ne var bu aynada? Tarih, felsefe, psikoloji, dilbilim, matematik, gizem, gerilim, heyecan, gölgesel aşklar, modern bireyin açmazları ve daha neler neler... Hal böyle olunca Suban'ı tek kanala sokmakta zorlanıyorsunuz. Fakat bir gerçek var ki; pozitivizmin kıskaçları altında maddeye küskünlüğünü bahane edip kıvranan, ufalan insanoğlunu tekrar düşünmeye, düşsel iklimlerin el değmemiş hayallerine davet ediyor Suban. Niçin fantastik türü seçtiniz? Doğu'dan geliyoruz biz. Haliyle metafiziğe, mistisizme dolayısıyla fanteziye daha yatkın bir medeniyetiz. Deli Dumrullar, Oğuz Kağanlar kimin? Muhayyelat-ı Aziz Efendi, Gürpınar'ın Gulyabani'si, Peyami Safa'nın Matmazel Noralya'sı.. Sonrasında Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Nazlı Eray... Post-modernizmin sanki olmazsa olmazlarından biri olmuş hem fantezi. Ancak gelin görün ki; Batı bu alanda da bizi geçmiş. Damarlarını bizden aldığı halde. Frankeştayn, Doktor Jekyll, Drakula, Hyde gibi ürünler gotik türün fanteziyle yoğrulması sonucu ortaya çıkmış. Guliver, Alice ise daha masumca olanları. Kafka'yla yeniden başlıyor bu yarı gotik yarı fantastik arayış. James Joyce, Amin Maalouf, Umberto Eco -ve bu arada bizde de hiç kuşkusuz Orhan Pamuk- hakkını fazlasıyla veriyor bu yeni arayışın. Ne ki; beyaz perde de bu serüvenden nasibini alıyor artık. Modern birey realiteden hoşlanmıyor kısacası. Konformizmin ağır bedelini ödemekten bıkmış doğal olarak. Ahmet Mithat'ın deyimiyle kurtuluşu dekadanca kaçışlarda arıyor. Bu bağlamda Kral Suban, tarihin fantastik çizgiyle buluşan -belki çok iddialı bir ifade olacak ama- Türk Edebiyatı'ndaki ilk örneği... Diliniz oldukça ağır. Daha doğrusu eski dile kaçan ağdalı bir söyleyişiniz var. Neden? Bunun nedeni oldukça çetrefil. Bir medeniyetin ören bahçesindeki yitik tohumlarız biz. Ümmetçilikten ulusalcılığa geçiş yapmışız hazımsızca. Hengameler, kargaşalar yaşanmış. Tanzimatçılar; kullanılan dili 'lisan-ı müsta'meli' tanımlarken Namık Kemal'den esinle galat-ı meşhuru kelam-ı fasîhe tercih etmişler. Yani yanlış da olsa sözcüklerin kullanıldığı anlama itibar etmişler. Doğrusu ben bunu sindiremiyorum bir türlü. Bir şey yanlışsa yanlış, doğruysa doğrudur. Hem daha sonra yozlaşan anlamlara, anlam kaybına uğrayan kelimelere nasıl dur diyeceksiniz? İşte yakın tarih... Cumhuriyetin ilk kuşağı belki iyi niyetle yola çıktı. Peki ya sonra? Bir zamanlar mal bulmuş mağribiler gibi yere göğe sığdıramadıkları Güneş-Dil Teorisi'nden vazgeçmek zorunda kalmadılar mı!.. İkinci jenerasyon ise sözde dili düzeltme adına ne uydurma varyantlara girdi. Öyle bir an geldi ki ne Türkçe, ne Türkçe değil her sözcük ve kavram birbirine girdi. Üçüncü kuşak dili tamamen politize etti. Dördüncü kuşak yani bizler artık biraz daha bilinçli ve geçmişe özlem doluyuz. Bu yönüyle Suban, belki de ahde vefanın bir numunesi... 'Yeni romancılara yol vermek istiyoruz'
Beyan Yayınları Yayın Yönetmeni Ali Kemal Temizer, İlk Romanlar Yarışması ve Romancı için şunları söylüyor: "Roman geleneğimizin çok iyi örneklere sahip olduğunu söylemek zor. Biz, bu konunun öncülüğünü yapmak istiyoruz. Yayınladığımız romanları dikkatle seçiyor ve yayınına özen gösteriyoruz. Gözettiğimiz iki husus var: Kaliteli romanlar yayınlamak ve yayın dünyasına yeni romancılar kazandırmak. Önceki yıl, roman yayınlarımıza verdiğimiz isim olan Romancı kimliği ve İlk Romanlar adıyla bir yarışma düzenleyerek hedefimizi gerçekleştirmek istedik. Yarışmanın kültür dünyamıza yeni romanlar ve romancılar kazandıracağına inanıyoruz."
|
|
|
|
|
|
|
|