|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Merak etmeyin, ben de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın son çıkışlarını olağanüstü yürekli buluyorum. Hiddeti, öfkesi benim de hiddetimi ve öfkemi yansıtıyor. Bu kavgadan muzaffer çıkması için sağ kolumu vermeye hazırım. Türkiye epeydir zihinlerin kuşkuyla işgal edildiği bir ülke görünümünde. Sabahın köründe katıldığım bir televizyon programında, Ankara'daki gelişmeleri konuşurken, programı sunan Erkan Tan kendisine gelen bir mesajı yorumlamamı da istedi. İzleyici, "Kavga Ak Parti tarafından kasıtlı çıkarıldı" diyordu; kuşkusunun gerekçesi, YÖK yasa tasarısı gündeme girmeden önce ekonomik göstergelerde bozulma alâmetleri belirmesiydi. İzleyicinin kuşkusu yersiz; hiçbir hükümet sonuçta ekonomiyi daha da kötü etkileyeceği belli suni kavgalar çıkarmaz. Bu akıl alır bir şey değil. Yalnız o soruyu soran izleyicinin haklı olduğu bir nokta var: Bizim ülkemizde kavgalar, gerilimler ve hatta krizler kasıtlı çıkartılır; sebepleri de, genellikle, tıpkı izleyicinin kuşku duyduğu gibi, daha büyük bir rezaleti örtmektir... "Cambaza bak, cambaza" oyunu oynamaktan hoşlanır politikacı... Bizde o tür politikacının tipik örnekleri vardır. Bazısı çok uzun yıllar boyu bulunduğu politik hayatta hep gerilimden beslenmiş, hatta rahat ve huzur kendi işine yarayacağı zaman bile gerilim çıkartmaktan geri durmamıştır. Ne yapsın adam, başka türlü yaşıyamıyor ki? Güzelim ülkede olağanüstülüklerle boşuna karşılaşılmıyor. Krizden beslenen politikacıların hiç ihmal etmedikleri temel kurallardan ilkini buraya yazayım: "Sonucuna hâkim olamayacağın bir gerilimi asla başlatma..." Gerilimden medet uman politikacılar sürecin bütün merhalelerini baştan sona önceden planlar, atılacak her adımın o plana uygun olması için gerekeni yaparlar. Süreç içerisinde kimin nasıl davranacağı, hangi grubun ne tepki vereceği, hangi tepkinin ne tür bir karşı-tepkiye yol açacağı... Bütün bunlar hesaplıdır. Hatta, bazı kriz merkezleri, süreci projelendirir ve her adımda kimlerin görev alacağını bile önceden saptar... Krizli politik ortamlarda hiç akıldan çıkartılmaması gereken temel kurallardan biri de çok önemli: "Eğer gerilimi sen çıkartmadıysan endişe duy; kendi çıkartmadığın krizden uzak dur..." Krizli ortamlar girdap gibidir çünkü; önüne kattığı her şeyi, çer-çöp veya kocaman kütük ayırmaksızın önüne katıp içine çeker. Ortalık durulur, etraf dingin hale gelince de hasar muhasebesinin altından kalkmak zor olur... Siz ne düşünürseniz düşünün, televizyon ekranları ve gazete manşetlerinden düşmeyen son kavgayı Ak Parti'nin veya Tayyip Erdoğan'ın bilerek isteyerek çıkardığı kanaatinde değilim ben. İşler düzgün giderken neden rahatı kaçan ağaca dönsünler ki? Başbakan, seçim kampanyası sırasında verdiği bir sözü yerine getirme ihtiyacı duydu; bunun için fazla bir düzeltme sayılmayacak formülü uzlaşarak bulduğuna inanınca yasa değişikliği cihatine gitti. Hepsi bu kadar. Vatandaş olarak, millete verdiği sözde duran bir politikacı iktidarda olduğu için sevinmeliyiz... Uzlaşma aradığı için de... Uzlaşmaya fedakârlığa katlanarak varmayı amaçladığı için de... Ak Parti ve Tayyip Bey'in kavga çıkartan taraf olmadığından ne kadar eminsem, kavganın diğer tarafının aylardan beri hazırlandığından da o kadar eminim... Hatta, bir kurmay titizliğiyle, kimin, ne zaman, hangi söylemle ortaya atılacağını, hangi örgütün üyelerinin sürecin neresinde nereye yürüyeceğini bile hesaba katmışlardır. Gazete manşetlerinin hepsine kolları uzanmaz, ancak bir-iki çok satan gazeteyi de önceden kafa-kola almış olmalılar... Yukarıda aktardığım ilk temel kuralı burada hatırlamanızı isterim: "Sonucuna hâkim olamayacağın bir gerilimi asla başlatma..." Kavgayı çıkartan hangi sonucu alacağını da biliyor ve kavgayı ısrarla o noktaya doğru sürüklüyor... O planı yapanlar, hiç kuşkunuz olmasın, hangi tür tepkiler alacaklarını ve ona karşı neler yapacaklarını da hesaplamışlardır. Oyunu boşa çıkartacak tek şey ezber bozmak olabilir; görüyorsunuz, ezber bozucular dikkate alınmayacak kadar az sayıda bu defa da... Bu noktada geçmiş gerilimli ortamları ve yazdıklarımı hatırlamamam elde değil. En son, 28 Şubat'a doğru hızla yol alınırken, bir yandan tahminlerim boş çıksın diye en keskin dualar edip bir yandan da uyarılar kaleme alıyordum. Eskiler "Öfke baldan tatlıdır" demişler ya, bizim kültürün insanları için kavga da baldan tatlı... Hele, doğru bir amaçla ediliyorsa... Yanlış zamanda başlasa bile... Zaten, gerilim ve krizden beslenenler de, bizim kültürümüzün bu zaafından yararlanıyorlar... İki enstantane gözümün önünde. Birinde, dönemin başbakanı, o sıralarda yazdıklarımdan canı sıkılmış, diğer meslektaşların önünde beni haşlıyor; bir süre sonra kendisine haşlama yetkisi veren koltuğun altından çekileceğini düşünmeksizin... Bir diğerinde ise, seçimlerden gâlip çıkacak siyaset adamına, "Şimdi aleyhinizde olmasına aldırmayın, medyanın halkın desteklediği bir partinin iktidara yürüyüşünü engelleyecek gücü yoktur; medyanın esas gücü iktidarları ateşten gömleğe çevirebilmektir" diyorum... Benim bütün dualarım Tayyip Erdoğan'la birlikte... O mâlum şansı bu kavgadan da muzaffer çıkmasını sağlarsa en çok ben sevineceğim...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |