|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hiçbir ekonomi, vergi gelirleri azalırken hükûmetin sürekli başarılı kalmasını sağlayamaz. Yalnız bu yargı, vergi oranlarının yüksek olmasını öngörmemektedir. Diğer bir ifadeyle, yüksek vergi oranlarını düzenleyen vergi mevzuatının çok ısrarla uygulanmaya devam edilmesi halinde artan vergi tahsilatı sağlanabileceği düşüncesi, piyasa ekonomisi içerisinde gerçekçi değildir. Vergi mükelleflerinin evrensel eğilimi, kazançlarında giderek daha az vergi ödemek olduğuna göre, vergi sisteminin bu meyle göre düzenlenebilmesi çabaları durdurulmamalıdır. Ama vergi sistemi, vergi gelirlerini artırmakla da ödevlidir. İşte vergi oranlarını azaltırken vergi gelirlerini artırma zorunluluğu bir çelişki gibi önümüze çıkmaktadır. İktisadî krizden etkilendiğimiz süreç içerisinde, vergi gelirlerindeki azalmayı engelleyebilmek mümkün olmamıştır. Zaten krizden çıkış gerçekleştirebilmek için, firmalar üzerindeki vergi yükünün düşürülebilmesinden de kaçınmamak gerekmiştir. Ama bu amaç doğrultusunda yapılması gereken mevzuat düzenlemeleri gerçekleştirilememiştir. O dönemde 2003 yılı içerisinde gerçekleştirilen vergi düzenlemeleri, dikkat çekici olmakla birlikte (vergi barışı vb), kalıcı ve kapsayıcı vergi düzenlemeleri henüz yapılamamıştır. En azından İbn-i Haldun'dan beri bildiğimiz bir vergileme prensibi olan vergilerin düşürülmesi halinde, iktisadî kalkınmanın gerçekleşebileceği ve bireylerin refah düzeylerinin yükseleceği kuralını dikkate almayan bir vergi sisteminin vergi gelirlerini arttırması imkânsız olduğuna göre; vergi mevzuatının bu mantığı da kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Yüksek vergi oranları, vergiden kaçınmayı artırmaktadır. Vergi incelemelerinde 2003 yılı içerisinde % 62,6 oranında vergi kaçağı tespit edilmiştir. Verginin yaygınlaştırılabilmesi yoluyla vergi gelirlerinin arttırılabilmesi için, vergi oranlarının düşürülmesi talep edilmektedir. Bu talep hem teorik hem de pratik açıdan destek görmektedir. Ancak kanun koyucu bu talebin temel esas alındığı vergi düzenlemelerini henüz gündemine alamamıştır. Hükümetin KDV oranlarını düşürme projesini bu kategoride değerlendirmek gerek.. Dünyadaki vergileme düşüncesi de bu doğrultuda gelişmektedir. Gelirden alınan vergilere direnç, bütün dünyada biliniyor. Kazancının önemli bir kısmını vergi olarak devlete vermek zorunda olmak, bireylerin yoğun tepkisini alıyor. Son beş yılda vergi mükellefleri, vergilendirdikleri her 1 liraya karşılık (100 liraya karşılık), 2.2 liranın (225 liranın) vergisini kaçırmışlardır: (Denetlenen firmalar itibariyle). Gelir Vergisi'nde beyan edilen 1 ise kaçırılan gelir 7.8; Kurumlar Vergisi'nde beyan edilen 1 ise kaçırılan gelir 2,3; KDV'de beyan edilen 1 ise kaçırılan gelir 0.1 olmuştur. (x) Bu rakamlardan da izlenebildiği üzere, kaçak oranı oldukça yüksektir. Bu süreci değiştirmeden vergi gelirlerini arttırmak mümkün değil.. Vatandaşın yüksek oranlı vergiye direncini kırabilmek için âdil vergileme prensiplerine uygun vergi mevzuatı inşaası şart. Kanun koyucunun gündemine sağlam bir vergi reformu paketi sunulması için gerek bürokraside gerekse Hükûmet'te yoğun çaba gösterilmesi gerekiyor. Vergi reformunu bu doğrultuda yapmadan ve çok etkili bir denetim yapısı kurmadan Gayrı Safi Milli Hasıla (GSMH) içerisinde vergi gelirleri oranının yükseltilmesi; yani yüksek vergi tahsilatı sağlanması mümkün olmayacaktır. Ve vergi gelirlerini yükseltemeyen kamu otoritesinin de başarılı olması beklenemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |