|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tartışmayı başlatan yazı, Radikal yazarı Nuray Mert'in 24 Şubat'ta kaleme aldığı "Davet" başlıklı yazı oldu. Yazının "davet" bölümünde şöyle deniyordu: "Yükselen anti-Amerikancılık bahane edilerek Türkiye kamuoyu susturulmaya çalışılıyor. Bu çabanın, bu sefer de Suriye'nin hedef ilan edildiği bugünlerde yoğunlaşması son derece anlamlı. (...) Dünyanın hiçbir yerinde ve şu anda en çok tehdit altında olan bölgemizde, yeni bir işgal istemiyoruz. Yeni bir işgalin hazırlığı içinde olanların çabalarına karşı elimizden ne geliyorsa yapmak zorundayız. Bu düşünce ve inançla, biz Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) ve Doğu Konferansı (DK) olarak, 1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümünde, Suriye'ye yönelik işgal tehdidini protesto etmek amacıyla, otobüsle Şam'a gitmek üzere yola çıkacağız. Sivil girişimler olarak, hiçbir şekilde Suriye'deki mevcut yönetime destek vermek türünden bir amacımız olamaz. Oradaki ve kendi ülkemizdeki tüm otoriter siyasetlere ilişkin eleştirel görüşlerimizi saklı tutuyoruz. Tüm dünyada ve özellikle bölgemizde demokrasiye ilişkin sorunları sonuna kadar önemsiyoruz. Diğer taraftan, kimsenin, 'otoriter rejim' bahanesi ile bölgeyi işgal etme girişimine tahammülümüz yok. Suriye veya bölgenin başka bir yerinin Irak'a döndürülmesine karşı bir şeyler yapmak isteyen herkesi/tüm kuruluşları bize katılmaya davet ediyoruz." Mert'in çağrısına basında ilk tepki Hadi Uluengin'den geldi (Hürriyet, 26 Şubat). Uluengin, Mert'in daha sonra "sululuk" diye niteleyeceği "Şam'ın telvesi" başlıklı yazısının girişinde Cumhurbaşkanı Sezer'in önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği Şam ziyaretini eleştirdikten sonra lafı "çağrı"ya getirip şöyle yazdı: 'LÜBNAN'A NİÇİN GİTMEDİNİZ?' "Bunlar, 'kahrolası ABD emperyalizmi' şimdi de güney komşumuzu işgale yeltenmesin diye otobüse doluştukları gibi, Suriye'de nöbet tutmaya gidiyorlarmış. (...) Aman efendim, vallahi arkalarından bir maşrapa taşdelen suyu dökeceğim! (...) HADİ, 'bre barışçılar, Şuriye'nin 30 yıldır zulumle işgal ettiği Lübnan'a niçin 'dayanışma'ya gitmediniz' deyip, yolcuların hurmalı ağız tadını bozmayayım. Peki ama bu ne cehalettir ki 'Şam işgal edilebilir' mavalını uyduruyorsunuz. Dünyayı izleyin ve öğrenin yahu, böyle bir ihtimal yok! Mavra atmayın! Sonracığıma, sizin o 'Doğu' sıfatlı politikanızın ilkellik kökeni, Lenin'in emriyle Zinoviev'in manipüle ettiği 1920 Bakü 'Doğu Halkları Kurultayı'na uzanır. 'Şark despotizmi falan ama, eh işte emperyalizm onları da eziyor' diyen bu şarlatanlık Suriye'deki Baas diktatoryasına 'ağa baba' rejimleri doğurmuştur. (...) Gerisini küláhıma anlatın ama, işte yine de Şam 'desteği'ne gidiyorsunuz. O halde tenezzül buyurup ve 'muhaberat'ı atlatıp, Lübnan işgalini kınayan Suriyeli muhaliflere ve Lazkiye'de on binlercesi katledilmiş mazlumlara da uğrayın." 'SULU ADAM' Nuray Mert'e göre yazının üslubu "sulu", sahibi de "iç huzurunu yitirmiş, aklı da kalbi de dumura uğramışlardan biri"ydi... Mert, 1 Mart tarihli yazısında "despot bir liderliği destekleme" eleştirilerine karşı da şöyle yazdı: "Bizim duyurumuz son derece net ve açık, birlikte olduğumuz arkadaşlarımız, değil Suriye veya başka bir yer, kendi ülkemizdeki tüm antidemokratik politikalara karşı duyarlılıklarını bugüne kadar söyledikleri ve yaptıklarıyla ispatlamış insanlar. Bu konuda hiçbir kompleksimiz yok, olamaz. (...) Lübnan'ı hatırlatmaya hiç gerek yok, işgale toptan karşı olanlara, ben de en başta Irak işgalini, Golan'ı ve Gaza'yı hemen sormak isterim. Benim, hiçbir ülkenin veya rejimin sorunlarını örtbas etmek gibi bir derdim yok, üst tarafını Irak işgalini örtbas etmeye çalışmak için türlü hokkabazlıklara baş vuranlar düşünsün." 'REJİME KARŞIYIZ' DENMEMELİ Tartışmaya 2 Mart'ta Yeni Şafak yazarı Hüsnü Mahalli de katıldı. Mahalli'nin yazısının en önemli kısmı, bütün kalbiyle desteklediğini söylediği Suriye gezisine çıkanların dile getirdiği "Gezimiz rejimi desteklemek anlamına gelmez" argümanına getirdiği eleştiriydi. İşte Mahalli'nin bu çerçevedeki satırları: "Bir kez daha söylüyorum: Şam'a giden Türk aydınlarının bu çabası çok önemli. Amerika, İsrail ve yandaşları doğal olarak bu girişimlerden hoşlanmayacak ve anlamsızlaştırmak için ellerinden gelen herşeyi yapacak. 'Bu ziyaret Suriye rejimi ile dayanışma' anlamı taşımıyor gibilerinden söylemler de bence onların bu uğraşlarına katkıda bulunacak. (...) Suriye bugün direkt olarak Amerika, İsrail, Fransa, İngiltere ve yandaşlarının tehditleri ile karşı karşıya. Eğer birileri çıkıp 'biz Suriye rejimini desteklemek için gitmiyoruz' derse o zaman da adı geçen ülkeler ve güçler 'zaten biz de o rejimi değiştirmek için Suriye'ye saldırmak istiyoruz' der ve bu ülkeyi işgal eder." Dünden Bugüne Tercüman gazetesi yazarı Cengiz Çandar, geziye katılanları "Türk solcularının avanak olanları" diye niteledi ve onların "Ortadoğu'daki Berlin Duvarı'nın yıkılmakta olduğunu" göremediğini yazdı. Çandar'a göre, bu yanlarıyla Türk solcuları, Berlin Duvarı'nın bütün haşmetiyle yükseldiği dönemde, onun alternatifinin olamayacağını düşünen Avrupalı statükoculara benziyorlardı: "Geçen hafta, itibarlı Alman dergisi Der Spiegel'de Claus Christian Malzahh adlı yazar, Alman politikacıların, Ronald Reagan'ın 1987'de yaptığı 'Berlin Duvarını yıkın' konuşmasıyla alay etmiş olduklarını hatırlatıyor ve ekliyordu: 'Bölünmüş bir Almanya'nın alternatifi olabileceğini tasavvur dahi edemiyorlardı.'" KATEGORİ DIŞI BİR YAZI Siz de fark etmişsinizdir, Suriye gezisine çıkanlar ya da onları destekleyenler "ABD'nin Irak'ı işgali"nde de tam karşıt konumlarda yer almışlardı. Yani, "Suriye gezisine evet" diyenler "Irak'ın işgaline hayır" diyenlerden oluşuyor; bunun tersi de doğru... Takdir edersiniz ki, bu özetlemede konu üzerine yazan herkesin yazılarını aktaramıyoruz size, ama bilin ki, görüşlerini size aktarmadıklarımız da bu iki kategoriden birinde yer alıyor. Son olarak bu tartışmada "kategori dışı" sayabileceğimiz bir yazıdan pasajlar aktaracağız size... Gazetem.net'ten Alev Er, dün "Irak Savaşı"na karşı çıktığı halde, bugün "Hepimiz Suriyeliyiz" diyenler arasında saymıyor kendisini... Özetlememizi Er'in "Şimdi de 'Herkes Suriyeli' mi?" başlıklı yazısından bölümlerle bitiriyoruz: "(...) Ben ise dün Irak'ın ABD tarafından işgaline karşıydım; bugün de 'Felluce direnişi'ne direniş demeye. Iraklılar'ın geri kalanını ezme hakkı elinden alınmış bir azınlığın, o hakkı yeniden elde etmek için kendi insanlarını bire kadar kırmasına, daha dün olduğu gibi sokak ortasında iş bekleyen yüzü aşkın yoksul insanı bombayla havaya uçurmaya neden 'direniş' deneceğini anlamaya da niyetim yok. Sünniler'in boykot kampanyasına, başka bir ülkede olsa kimsenin değil oy kullanmak, sokağa kafasını bile uzatamayacağı bir bombalı dehşet ortamının varlığına rağmen yarısından çoğu sandığa gitme cesaretini göstermiş Iraklılar'ı, Kürt ve Şiiler'i 'Amerikan işbirlikçisi' saymaya da... Bu direniş adı verilen ve hâlâ güçlü olduğu anlaşılan iktidardan düşmüş Sünni cinnetinin arkasında komşu bir devlet desteği olmadan öyle kolay kolay sürdürülebileceğine de inanmıyorum. Bu yüzden, o devlet ya da devletlerin yüzü açığa çıkmadan da gözümü karartıp kimseye 'canlı kalkan' olmayacağım. Hele yıllarca Ortadoğu'nun en kanlı polis ve istihbarat örgütüne sahip olmakla övünen, sülale boyu iktidarını el Muhaberat'ın işkence ve infaz terörüyle sürdüregelmiş Esad'ların Suriye'sine hiç... 'Herkes Felluceli,' şimdi de 'Suriyeli' olabilir. Ben değilim." (A.G.)
Bu hatalar ancak 'lanet olsun' diye diye çalışırken yapılır...
Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan'ın, "Editoryal hatalarımızı tespit ve ilan etmekle yetinemeyiz, asıl amaç hataların tekrarını önlemektir" diye özetleyebileceğimiz çıkışının ardından başlattığımız tartışmayı, bu kez Akşam'ın 2 Mart tarihli sayısından seçtiğimiz iki haberle sürdürüyoruz... Önceki hafta Kronik Medya'da, Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan'ın "bundan böyle hatalı haberlerin sahipleri uyarılacak" şeklindeki çıkışının yerinde olduğunu ama bu yolla elde edilecek başarının sınırlı kalacağını yazmış, nedenini de şöyle açıklamaya çalışmıştık: "Biz, muhabirlik ve editörlük aşamalarını ilgilendiren bu inanılması zor hatalarda bu kurumların itilmişliğinden, ücret yetersizliğinden, itibarsızlığından (öyle maalesef) kaynaklanan bir ruh hali görüyoruz... Öyle bir ruh hali ki, bu ruha sahip bedenler sürekli oflaya puflaya çalışıyor; giderek mesleklerine ve kendilerine saygılarını kaybediyorlar... Siz onları, o da bir süreliğine 'uyarı'larla yola getirebilirsiniz, ama onun da bir sınırı var: Yetenek ve tecrübe... Üç yıl muhabirlik, iki yıl da editörlük yapan biri aklına 'bir an önce bir köşe kapayım'ı yerleştirdiği sürece eski kılı kırk yaran editörleri boşuna ararız... Tekrar edelim: Asıl yatırımı köşe yazarlarına değil de habere (muhabirlere, editörlere) yapmaya karar vermeden mesleğin bu asıl kademelerinde anlamlı düzelmeler kaydetmek mümkün değil. Bu radikal çözüme yönelen gazete de Türk basın tarihine geçer." Burada sözü edilen "inanılması zor hatalar"ın Sabah gazetesinde aynı güne sığan iki gasp haberiyle ilgili olduğunu da hatırlatalım. İsteyen okurlarımız 25 Şubat tarihli Kronik Medya'ya dönerek bu haberleri ele alan değerlendirmemize bakabilir... Bugün de Akşam gazetesinden iki olmayacak örnekle, problemin ne kadar yakıcı olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz... RİMİ RİMİ LEY'İN ŞANSI NASIL ARTTI? 2 Mart tarihli Akşam gazetesinin birinci sayfasında, "Rimi Rimi Ley'in şansı arttı" başlıklı bir haber vardı. Başlığın altındaki beş satırlık anons, okurları 11. sayfaya davet ediyordu... Şimdi gelin başlıkla anonsu, yani haberin birinci sayfa bölümünü birlikte okuyalım: "RİMİ RİMİ LEY'İN ŞANSI ARTTI... Ukrayna'yı Eurovision'da Turuncu Devrim'in marşı temsil edecek. 'Together we are many' (Birlikte çok kalabalığız) parçası, Rimi Rimi Ley'in şansını artıracak." İşte bu kadar... Büyük bir merakla 11. sayfaya ulaşıp, birinci sayfada cevabı verilmeyen, Ukrayna'yı "Devrim'in marşı"nın temsil etmesinin Türk şarkısının şansını nasıl ve neden artırdığını öğrenmeye çalışan okurlar, 11. sayfada tam bir hayal kırıklığıyla karşılaşıyorlar: Çünkü "Turuncu Devrim'in marşı Eurovision'da yarışacak" başlıklı haberin içinde bir kez bile "Rimi Rimi Ley" ya da "Türkiye" ya da Türkiye'ye ve Türkçeye ait bir şey geçmiyor. Hayır, bu, sadece "Ukrayna'nın şarkısı"yla ilgili bir haberdir... Şimdi söyleyin, bir birinci sayfa editörü, magazin servisinden kendisine ulaşan "Turuncu Devrim'in marşı Eurovision'da yarışacak" haberinden nasıl "Rimi Rimi Ley'in şansı arttı" başlıklı bir birinci sayfa haberi çıkartır? Ne kadar spekülasyon yaparsak yapalım, bu işin nasıl becerilmiş olabileceğine dair aklımıza hiçbir şey gelmiyor. Son çare olarak şu soruya sığınıyoruz: Acaba "Haberi anlatan değil; okutan, çarpıcı başlık" anlayışı bu noktalara mı vardı? 'SAHTE RAKI'DA UYARILAR! Aynı gün Akşam gazetesinin manşet haberinin ("1248 şişe ölüm rakısı piyasada") çerçeve unsurlarından biri, çok sayıda insanın ölümüne yol açan sahte rakıların "nasıl anlaşılacağı"na ayrılmıştı... 5 maddelik çerçevenin ilk üç maddesinde gerçekten de piyasadan rakı satan alacak tüketicilerin işine yarayacak pratik bilgiler vardı. Ama son iki madde için aynı şeyleri söyleyemeyeceğiz: 1. "Sahte rakı, sarhoş etmez gibi görünürken şiddetli başağrısı ve çarpma yapar." (Gördüğünüz gibi bu maddedeki bilgiyi işlevsel biçimde kullanabilmeniz için önce sahte rakıdan birkaç kadeh içmeniz gerekiyor.) 2. "Gerçek rakı etil alkoldan yapılırken, sahte rakı metil alkolden yapılır." (Gördüğünüz gibi buradaki bilgiyi işlevsel bir biçimde kullanmanız için de şişeyi bayiden alıp eve yollanmadan önce bir kimya laboratuvarına uğramanız gerekiyor.) Söylemeye gerek yok: Her iki maddenin de "editoryal gadr"a uğraması, haberden çıkarılması gerekiyordu, ama olmamış, olamamış... Biz iddiamızda ısrarcıyız: Bu tür hatalar hayatından bezmiş, bezdirilmiş muhabirler ve editörler olmaksızın ortaya çıkmaz. Ve bu tür hatalar "uyarı"yla önlenemez. Çare, çok daha radikal düşünmekte... (A.G.)
Cumhuriyet de 'Güney Afrika' gezisine taktı... Geçtiğimiz hafta bir bakıma "tartışmalı gezi"ler haftasıydı... Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) ve Doğu Konferansı'nın (DK), "Suriye'ye yönelik işgal tehdidini protesto etmek amacıyla" düzenlediği Suriye gezisini konu alan geniş tartışmayı bugün sayfamızda özetledik sizin için... Ama bir "tartışmalı gezi" daha var, daha doğrusu basında sadece bir gazetenin öyle yorumladığı ve kendi yorumunu haber başlığı haline getirdiği bir gezi... Biliyorsunuz, Başbakan Erdoğan 5 günlük bir Afrika gezisi gerçekleştirdi geçtiğimiz hafta ve bütün gazeteler bunu "Başbakan'ın Afrika gezisi" vb. "nötr" başlıklarla duyurdu. Oysa Cumhuriyet'e göre bu gezi tartışmalıydı, çünkü Başbakan'ın ziyaret edeceği ülkelerden biri Güney Afrika'ydı ve bu ülkenin ilk siyah devlet başkanı Nelson Mandela yıllar önce kendisine verilen "Atatürk Ödülü"nü reddetmişti... Kimsenin, hatta Ortadoğu ve Yeniçağ gibi "milliyetçi" gazetelerin dahi dert etmediği bu "tarih" (düşünsenize, "tarih" esas alındığında Türk başbakanlarının "meşru" bir biçimde ziyaret edebileceği kaç ülke kalır), Cumhuriyet'in "aktüel" haberine şu tarzda sızmış: "Atatürk Ödülü'nü reddeden Nelson Mandela'nın ülkesi Güney Afrika'ya gidiyor... ERDOĞAN'DAN TARTIŞMALI GEZİ..." Cumhuriyet'in kısa haberinde başka "sakınca"lara da dikkat çekiliyor... Mesela: "Erdoğan'ın ziyareti öncesinde Fethullah Gülen'in fahri başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Güney Afrika Cumhuriyeti'ne içinde gazetecilerin de yer aldığı 15 kişiyi götürmesi dikkat çekti..." Haberde üçüncü bir "sakınca"ya (o da "tarih"le ilgili) daha dikkat çekilmeye çalışılmış... "Çalışılmış" diyoruz, çünkü gazetenin ne demek istediği tam anlaşılmıyor. Biz aktaralım, belki siz anlayabilirsiniz: "Siyasi yasaklı Necmettin Erbakan, başbakan olduktan sonra 1996 yılında Mısır, Libya, Nijerya ve Güney Afrika'yı kapsayan bir Afrika gezisi planlamıştı. Başbakanlığı devralmasından hemen sonra Libya Büyükelçisi'ni Başbakanlık'a çağıran Erbakan, büyükelçiye gezi planını anlatmıştı..." Acaba sayfanın editörü, hiçbir şey söylemiyor olsa da, içinde "Erbakan, Güney Afrika ve Libya"nın geçtiği bir paragrafın okurun zihninde "anti-Güney Afrika" bir tortu bırakacağını mı düşündü, olabilir mi? Valla bizim aklımıza başka hiçbir şey gelmiyor. Eğer öyleyse, editöre, gazetesinin başyazılarını daha dikkatli bir şekilde okumasını tavsiye edeceğiz. Malum, başyazılar artık "Milli Görüşçüler"le "Kemalistler"in ittifakından söz ediyor... (A.G.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |