
Bu raporun medyaya düştüğü sıralarda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin ABD Senatosu Dışişleri Komitesinde yaptığı Suriye açıklaması da hayli ilginçti. Eğer diyordu Kerry, Suriye'de ateşkes tutmazsa B planı olarak mezhep eksenli bölünme kaçınılmaz olabilir... Aslında B planı ile A planını açıklayan bir duruşu var Amerika'nın. Neden böyle düşündüğümüzü son gelişmeler ışığında bile kanıtlayabiliriz.
IŞİD ve Nusra'nın ateşkes dışında kaldığını, Rusya'nın ÖSO gibi muhalifleri de terörist sayarak ateşkesin dışında tutmayı önerdiğini, ABD ve Rusya'nın uzlaşarak Türkiye'nin terörist saydığı PYD'nin önünü açtığını, üstüne üstlük ateşkesin hemen ardından Esad'ın seçim takvimi açıkladığını düşünecek olursak bu durumun B planının olmadığı ortaya çıkar.
Peki, Amerika ne yapmak istiyor? Amerika aslında ne yapmak istediğini çok önceden net biçimde söyledi. Ortadoğu'da, hele Suriye'de doğrudan elini taşın altına sokmayacak; kendine göre ikinci dereceden stratejik önemi olan bölgeleri, mümkünse müttefiklerine, olmazsa Rusya gibi potansiyel rakiplerine bile terk edebilir.
Bunun anlamı şudur; Amerika petrol havzalarını, jeo-stratejik bölgeleri bırakmazken ikincil bölgeler için güç harcamak niyetinde değil.
Suriye de Rusya'ya alan açması mikro soğuk savaş denemesi olarak okunabilir ki doğrudur. Ancak ideolojik bir rakibine değil küresel kapitalizme entegre olmuş sistem içi bir rakibine adeta alan açtı. Sistem içi rakibi olmak sadece askeri anlamda değil daha çok ekonomik argümanlarla ehlileştirilebilecek rakip demektir ya da partner.
ne demek istediğimizi net olarak açıklar durumda.
Amerika'nın İslamofobik kodları bu stratejik oyunda Rusya ile uzlaşarak devreye giriyor.
Bunun Ortadoğu özelinde Suriye ekseninde yansıması ise mikro soğuk savaşın şifrelerini çizmek için yeterli ipucu veriyor.
Kapitalist sistem içinde yer alan Rusya, Amerika ve AB'nin çıkar örtüşmeleri kadar rekabetleri de sistem içi ilişkiler bağlamında değerlendirilmelidir. Her iki tarafın da ötekisi ise sisteme temelden meydan okuyan, İslam radikalizmi adıyla terörize edilen, marjinalleştirilen
dir. Müslümanların bugünkü haline bakılıp afaki olduğu düşünülmeye müsait gibi algılanan bu 'değerler sistemi', yükselen dini duyarlılık ve jeo-stratejik avantajla tehdit olmaya yetiyor.
Geçmiş dönemde İslam ve küresel sistem bağlamında yapılan tespit ve uyarıları dikkate alarak yeniden bir okumaya tabi tutulduğunda jeo-kültürel denklem yerine oturuyor. 90'larda NATO konseptinde tehdit algısı olarak dini radikalizm gösterilmişti. Bundan maksadın İslam dünyası olduğu açıktı. İlan edilen bu stratejiden sonra NATO operasyonlarının hemen hemen tamamı Müslüman topraklarda gerçekleşti. İkinci önemli adım olarak, 11 Eylül sonrası daha net biçimde “terörle küresel savaş” adı altında başlatılan Ortadoğu'ya hegemonik saldırı geldi. Bu arada
'ın tespiti ise mikro soğuk savaşın kodlarını içeriyordu:
Küresel sistemin ötekisi olarak terörize edilmeye çalışılan İslam'a karşı, şiddet ve terör uygulayan örgütler, medya algı operasyonunun malzemesi olarak bu stratejiye yeterince hizmet ettiler. Yeni soğuk savaş dengeleri eskisi gibi ideolojik iki farklı sistem içinde kurulmuyor. Doğu-Batı, Kuzey-Güney kamplaşması yerine sekter özelliklerle İslam içi kamplaşma ortaya konuyor. Şii Yemen-Sünni Yemen, Şii Irak-Sünni Irak, Nusayri Suriye-Sünni Suriye gibi fiilen bu kamplaşma gerçekleşmiş gibi duruyor.
Suriye özelinde tanık olduklarımız; küresel sistemik dönüşümlerin jeo-stratejik yansımaları iken, hegemonik medeniyet açısından da İslam'ın vaat ettiklerine karşı stratejik hamlelerinden başka bir şey değildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.