YazarlarBu din çok kolaydır, onu zorlaştıran mağlup olur

Bu din çok kolaydır, onu zorlaştıran mağlup olur

Faruk Beşer
FarukBeşerGazete Yazarı

Bu başlık Kuranıkerim’in açıklaması olan bir hadisi şerifin mealidir. ‘Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez (Bakara 185)’ anlamındaki ayeti açıklar.

Din çok kolaydır, Resulüllah Efendimiz (sa) meşhur Cibril Hadisinde onun iman, İslam ve ihsan boyutunu birkaç cümle ile açıklamıştır ki, dinin de zaten bu üç boyutu vardır. Müstesna bir akıl ve bilgiye sahip insanlar için tefekkür boyutu ise bu çerçevede gelişir.

Yani İslam’ın gizemli inanışları, esrarlı ritüelleri, kimsenin bilmediği makamları, babları, babaları yoktur. Dini sahih kaynaklarından öğrenemeyenler bu gizemli edebiyata meftun olur, inançsızlıkla Batınîlik arasında kaybolup giderler. Kişileri kutsarlar, onların her şeylerini mukaddes sayarlar. Ama bundan kurtulabilmek de çok kolay değildir, sağlam bilgi ister ve özellikle de ortak akıl ister.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Bu din çok kolaydır, onu zorlaştıran mağlup olur
Haber Merkezi24 Eylül 2017, PazarYeni Şafak
Bu din çok kolaydır, onu zorlaştıran mağlup olur yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Tarih boyunca İslam’la bağlantılı olarak ortaya çıkan gizemli/ezoterik oluşumlar hep Batınîliğe, zındıklığa ve dalalete götürmüştür. Bunun binlerce örneği vardır. Günümüzde de durum aynıdır. Bugünün farkı sadece, emperyal güçlerin Müslümanları bölmek için bu damarın önemli ve savaştan çok daha ucuz bir dinamik olduğunu keşfetmelerinden ibarettir. Bu manipülasyonlar konusunda en başarılı millet İngilizlerdir. Sör Ahmet Han’dan Lavrens’e, Kadiyanî’den Kıbrıs’a, Daiş’ten Boko-harama kadar kullanmadıkları hain ya da aptal yoktur. Gerçi bunlar hain ya da aptal ise, bunlara inanıp peşlerine takılan sözüm ona Müslümanlar nedir, onu da kendimize sormamız lazım.

Bir bakıyorsunuz sıradan bir memurken akli dengesini kaybedip malulen emekli olan birisi, emeklilik maaşıyla Amerika’da çiftlik alıyor, peygamberliğe yükseliyor, televizyon kuruyor ve kendine gelen vahileri bugün semalarımızdan bu müslüman halkın cahillerine empoze ediyor. Bir başkası, sıradan bir gazeteci, bir değer olduğu fark edilince o da önce İngiltere’ye, ardından ABD’ye götürülüyor. Uçsuz bucaksız Amerikanya’da ona da imkânlar veriliyor. Kozmik dindar oluyor, Allah hakkında sapık düşünceler yayıyor, amelsiz bir İslam kurup kişileri zevke eğlenceye, şehvete çağırıyor. Allah’ın bir enerjiden ibaret olduğunu, eşyanın bu enerji ile kaim bulunduğunu anlatıyor. İslam’ı bir nevi panteizme çeviriyor. Onun da tavşancıklarının olduğunu, onlarla sarmaş dolaş âlemler yaptığını şimdi öğreniyoruz. Yani bu adamlar cennetlerini daha burada iken yaşıyorlar. Saptırıcı kitaplarından yüz binlerce nüshayı, sırf burada gazetecilikten kazanıp götürdüğü mütevazi harçlıklarıyla insanlara bila bedel dağıtacak kadar da hasbî bir davetçi.

Tıpkı bizdeki diğer bir deli raporlu meslektaşları gibi, İsrail’in verdiği bol paralarla istediği kadar yahşi tavşancık bulup onlarla dişili erkekli âlemler yapıyor ve Müslümanların kafasına atabildiği şüpheler ölçüsünde de ödüllendiriliyor.

Bendenizin bugün Müslümanların akidesini bozma, kelimesini parçalama düzeyine ulaşmış aykırı düşüncelerin Batılılarca bulunup desteklendiği konusunda hiçbir şüphem yok. Bununla ilgi yeni duyumlar da alıyorum. İsterse bu insanlar iyi niyetli olsunlar.

Dikkat edilirse bunların bir kısmının ortak yönü mental problemlerinin yanında gizemli söylemlerle cahil insanları aldatmaları ve efendileri tarafından korkunç meblağlarla da desteklenmeleridir. Hemen hepsinin televizyon kanalı vardır ve hiç reklam almadan yayınlarını sürdürürler. Devletin, Diyanetin bunlara söyleyecek bir sözü yok mudur bilmiyorum.

Bunlara benzer, ancak karışımında İslam’ı biraz daha bol kullanan bir hareketin bu ümmetin başına ne belalar açtığını gördük. Bunlara, karışımda İslam’ı daha az kullandıkları için mi, yoksa henüz tehlike arz etmedikleri için mi ses çıkarılmıyor? Ya da kendilerine söz söyleyenleri avukat ordularıyla korkutup yıldırmaları mı etkili oluyor?

Şunu da söylemek zorundayız; bunların bir kısmı, ya da bizdeki diğer küçük ölçekli benzerleri bu ıdlallerini tasavvuf adı altında yapmaktadır. Tasavvuf eğer duygu ve ahlak eğitimi, tezkiye-i nefs, zühd ve takva ise bu tür patolojik vakalara öncelikle tasavvufun bizatihi kendisinin cevap vermesi gerekir. Aksi halde hepsi töhmet altında kalmak durumundadır. Ne var ki, bizdeki tasavvuf anlayışı; genellikle sahih ilme dayalı olmadığı için tasavvuf adına ortaya atılan her uygulamaya karşı, mevzi kaybetme korkusuyla savunma refleksi gösterir ve bir şekilde tevil etmeye çalışır. Mesela bu kadar kolay olan İslam’dan vahdeti vücut gibi bir muamma nasıl çıktı diye sorsanız bunu tasavvuf eleştirisi sayıp sizi manevi terakkisi olmayan nadanlar diye suçlarlar. Oysa bunun tasavvufla alakası yoktur, İslam kaynaklı, daha doğrusu bir Müslümandan sudur eden bir felsefeden ibarettir. Felsefe olarak takdir edilebilirsiniz, ama ne İslam’dır, ne de tasavvuftur. İstedikleri kadar bunun ve benzerlerinin üzerine hayalî İslam kuruversinler. Bu, hayal olmayı öte geçmez.