Shems Friedlander"in "Toynak Sesini Duyunca Zebra Gelsin Aklına" (Sufi Kitap) isimli kitabından minik bir alıntı:

"Bir anda geçip giden bu hayat nedir? Medine"de yaşlı bir derviş bana, "Hayat üç günlük bir hediyedir ve iki günü geçti bile" demişti."

...

Yol kenarında bir yeşillikte bir sürü pisi pisi otu var. Ara sıra onları gözlüyorum. Ben onları izlemediğimde ne yapıyorlar bilmiyorum ama gözüm üzerlerinde olduğunda sadece iki şey yapıyorlar; günler günler boyunca, görünmeyecek kadar minik adımlarla, yani çok görünür biçimde sabırla, güneşe doğru yükseliyorlar ve kendilerini küçük esintilerin kollarına bırakarak hafifçe iki yana sallanıyorlar. Bundan sıkılmıyor, usanmıyorlar. Kendimizi bir süreliğine de olsa onların ritmine bırakabilirsek, küçüle boşala bir garip koşuşturmacadan ibaret kalan hayatımız içinde neden hiç "huzur" kalmadığını da bir parça idrak edebiliriz. Bizim sabrımız ve sükunetimiz yok. Güneşe doğru yükselebilmek için içimizde küçüğü, yalını, hafifi, yavaşı, sessizi, iddiasızı iyice bir hazmetmiş olmamız gerekiyor. Toplamı sabır demek bunun... Ve sükunet... Kendimizi, kendi telaş, heves ve helecanımızdan, yani günlerin hoyrat, zorlayıcı ve önüne gelen her şeyi süpürüp akıntıya boğan o çılgınca ritminden bir parça da olsa kurtararak kollarına bırakacağımız o tatlı esinti... Alemdeki her şeyin doğal bir parçası olduğu ahenge bırakıvermek kendimizi. Alemdeki her şeyin toplanıp tek bir kelime ve hatta tek bir harf, tek bir nefes ettiği o yer... Huzur onun içinde... Sadece...

...

"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah"ı tesbih ederler. O"nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır (İsrâ/44)."

...

İnsan için bu zamanın en büyük sıkıntısı baktığı yeri sürekli kaybediyor olmasıdır. Sadece gözleriyle değil, aklı ve kalbiyle de... "Gözümü alamadım" diye bir laf ediyoruz ya hani sık sık... Tam öyle... Sanki gözlerimiz alındı bizden ve biz onları bir türlü geri alamıyoruz. Kapılıyor, sürükleniyor, savruluyor, gözlerimizi bu esaretten kurtarıp idrakimizin avuçlarına geri bırakamıyoruz.

İnsan kayboluyor dünyanın içinde.

Kaybolunca kendi içinde...

...

"Hayat kaç gün sürer?" diye sormuş ve "Sonsuzluk ve bir gün kadar" diye cevaplamıştı bu soruyu Angeloupulos.

Medineli derviş, "hepsi üç gündü ve ikisi geçti bile" diyor.

Yani elde kalan sadece bir gün...

İçinde sonsuzluk saklayan bir tek nefes...

İçinde hakikat gizleyen bir tek harf...

...

Pisi pisi otlarının üstünde beyaz bir kelebek uçuşuyor.

"Kelebeğin ömrü sadece bir gündür" diyor işin erbabı.

İnsanların da öyle...

Yan yana uzatıp ölçebilsek göreceğiz: Ömür deyince, ha kelebek, ha insan... Ha sonsuzluk, ha tek bir an...

    +

    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
    Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.