YazarlarSiyasi partiler ve İslamcılık

Siyasi partiler ve İslamcılık

Hayrettin Karaman
HayrettinKaramanGazete Yazarı
''Müslüman”, dini İslam olan kişi demektir.

“İslamcılık” hangi tarihte ve kimler için kullanılmış olursa olsun “bir kısım Müslümanın belli bir misyonu, ameli, hareketi, aksiyonu” demektir.

“Panislamizm” genellikle İslamcı diye nitelenen fikir ve hareket ricalinin ortaya atıp savundukları, gerçekleştirmek için çaba gösterdikleri, İslam topluluklarının bir şekilde birleşmelerini savunan tezin ve teorinin adıdır.

Bunlar tutunmuş, hakkında kütüphaneler dolusu kitaplar, makaleler, tezler yazılmış kavramlardır. Şunu alalım, bunu atalım demekle alınamaz ve atılamaz.

Hayatın bütününde İslam'ın egemen olduğu bir toplumda ve devlette bütünüyle veya bir kısım hayat düzeni için “İslam yerine şunu alalım” diye ortaya çıkan, İslam'a karşı onu savunan, bunun için örgütlenen, mücadele eden bir topluluk ve kuruluş bulunmaz. Bu olmayınca da “İslamcı olan Müslüman” ile mesela “Laik Müslüman”, “Sosyalist Müslüman”, “Irkçı”, “Turancı, “ Batıcı” olan ve olamayan Müslüman şeklinde terimlere ihtiyaç duyulmaz.

Tanzimat'tan itibaren daha açık ve kurumsal olarak hayat düzeninin bazı kısımlarında İslam yerine ötekini alma ve koyma hareketi başlamıştır. İkinci Meşrutiyet'ten sonra İslam toplumu (Müslümanlar) içinden mesela Turancılar ve Batıcılar ortaya çıkınca, kendi tezlerini hararetle savunmaya ve hayata geçirmek için olanca çabayı göstermeye başlayınca bunlara karşı “İslam'ın içinde kalarak, onu temel referans alarak krizlerimizi aşabileceğimizi, çağdaşlaşma ihtiyacımızı da karşılayabileceğimizi” savunan, bu uğurda mücadele eden bir kısım Müslümanlara “İslamcı” denmiştir.

Kaza kader diyelim, bir vakit İslamcılar yenilmiş, batıcılar galip gelmiş ve İslam'ın önemli bir kısmını genel hayat düzenimizin dışına atmışlardır. Bunlar olup biterken de İslam'ı savunan, yapılanlara itiraz eden, bu uğurda zindanlara düşen, darağaçlarında can veren Müslümanlar olmuştur, işte bunlar da İslamcıdır.

Kendini uygar, başkalarını ilkel ilan eden vahşi Batı, ahlak ve hukuk tanımadan gücünü yetirdiği ülkeleri işgal edip sömürge haline getirince dini korumak, bağımsızlığı kazanmak ve medeniyetimizi ihya ve inşa etmek için canla başla çalışanların önde gelenleri de İslamcılardır.

Tek parti iktidarı sona erince ve oy için de olsa siyaset halka yönelince, halkı hatırlayınca, dinin taleplerini asla unutmamış olan halk bunları barış içinde ve demokrasiden istifade ederek adım adım hayata geçirmenin yollarını aramıştır. İşte bunlar da İslamcılardır.

Siyasi partilerin içinde batıcılar da vardır, İslamcılar da vardır. Ülkenin resmi ve anayasal düzeni İslamcı bir partinin kurulmasına ve amacını gerçekleştirmek için çalışmasına izin vermiyor.

Peki bu durumda siyaseti ve partiyi amaçları için kullanmak isteyen İslamcılar ne yapacaklar?

Makul, zamanında, yerinde, usulüne uygun adımlar, söylem ve eylemlerle amaçlarına hizmet etmeye çalışacaklar.

Parti siyasetinin dışında kalan İslamcılar ise kutsal amaçlarına hizmet ettiklerine inandıkları siyasileri makul ölçülerde destekleyecekler.

Hasılı benim İslamcımı hiçbir parti davasından vazgeçirip teslim alamaz, aksine İslamcı, parti dahil bütün araçları ve imkanları dâvası için kullanır, kullanışsız olanlara da iltifat etmez.

Hasılı Müslümanlar var oldukça İslamcılık ölmez; boşuna nefes tüketmeyin ey ziyadan gözü kamaşan yarasalar!