https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Uyuyan din adamı ve zamanın ruhu

Uyuyan din adamı ve zamanın ruhu

Hayrettin Karaman
Hayrettin Karaman Gazete Yazarı

İslam’da din adamı yoktur, ben de din adamı değilim, İslam Hukuku hocasıyım.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Uyuyan din adamı ve zamanın ruhu
Haber Merkezi 10 Ağustos 2017, Perşembe Yeni Şafak
İslam'da din adamı yoktur, ben de din adamı değilim, İslam Hukuku hocasıyım.

En azından altmış yıldır uyanık olarak bu zamanın içinde yaşıyorum ve zamanın ruhunun şeytan kaçmış kısımları ile mücadele ediyor, onları değiştirmeye/ıslah etmeye çalışıyorum; çünkü bu bütün Müslümanların vazifesidir.

Değiştirmek, ıslah etmek için tutulacak yol, kullanılacak üslup ve dil konusu standart değildir, bu bir san’attır, değerlendirme esere, tesire, sonuca ve değerlendirmeyi yapanın ufkuna göre olur.

İşte bu yazdığım birkaç cümle için ve zamanın ruhuna karşı bazı açıklamalar:

İslâm’da lâiklik düşüncesi, kavramı ve uygulaması yoktur. Çünkü Batı'da bu düşünce ve hareketin doğmasına sebep kilise ve din adamlarıdır (ruhbanlar). Kelimenin lûgat mânâsında bile bu sebebin izleri vardır; çünkü lâik, clergé’nin karşıtı olarak ruhban olmayan, kiliseye, dîne ait bulunmayan, din-dışı mânasına gelmektedir. İslâm’da ise din adamları sınıfı mevcut değildir. Her Müslüman, din ve Allah ile ilişki bakımından eşit imkân ve seviyeye sahip bulunmaktadır. Müslümanın ibâdet etmek, tevbe etmek (günah çıkarmak), hâsılı dînî hayatını yaşamak için -din adamı vb.- bir aracıya ihtiyacı yoktur. Câmide namazı cemâatle kılmak için belli bir sınıfa imam olma imtiyazı verilmemiştir. Cemâat içinde en bilgili, ahlâklı ve okuması düzgün olanı öne geçer ve namazı kıldırır. İslâm’da lâiklik uygulaması da yoktur. Çünkü teorik olarak din ile devleti ve toplumu birbirinden ayırmak, birbirinin müdâhalesi dışında tutmak mümkün olmadığı gibi uygulamada da dîni temsil eden kilise gibi bir kurumun devlete karşı yetki mücadelesine giriştiği olmamıştır. İslâm’da devletin başkanı aynı zamanda cuma ve cemâat imamıdır; hem din, hem de devleti korumakla yükümlüdür. Devlet din için, toplum için vardır, bunlara hizmet için öngörülmüştür, bunlar arasında çatışma düşünülemez. Devlet dînin talimâtı dışına çıkamayacağı için -çünkü Müslüman toplumu temsil etmektedir ve Müslümanlar dînî talimâtın dışına çıkamazlar- İslâm’da siyasî, hukukî ve sosyal düzenleri dînin dışına çıkarmak ve etkisinden uzak tutmak da mümkün değildir, uygulama da buna göre olmuştur. 

REKLAM

Dr. Necdet Subaşı’nın, zamanın ruhu ile ilgili aydınlatıcı bir yazısından birkaç parça:

Zamanın ruhu, uzun bir aradan sonra gündelik popüler kavramlar arasındaki yerini almakta gecikmedi. Fransız Devrimi’nden beri kullanılıyor olsa da kavramın geniş bir skalada ele alınıp kabul görmesi modern zamanlara has bir durumdu. Öyle ki şimdi artık neredeyse herkes bu kavramın çekici ve büyülü dünyasına atıfta bulunuyor. Zamanın ruhu karşısında akan suların durması bekleniyor, bu ruha karşı gelmek akıldışı bir tutum olarak tasvir edilip reddediliyor. Kavram, hemen her türden beklentiyi karşılayacak bir çeşitlilik içinde yeniden kurgulanıyor, biçimlenip içeriklendiriliyor…

İlk kullanımı Herder’e kadar uzanan kavramın derinlikli anlamına ulaşması için Hegel’i beklemek gerekiyor. Bugün Hegel’in kavramsallaştırmasından bir hayli uzaklaşılmış hatta avamileşmiş yeni bir kullanımında karar kılınmış olsa da kavrama yapılan hemen her atıfta özellikle beklenilen, yerleşik bilgi ve düşünce atmosferini gayrı meşru ilan eden yeni bir ortamın varlığına duyulması gereken inanç ve bu teslimiyetin bizatihi meşru olduğudur…

REKLAM

Öte yandan bu trafiğin bir-iki temel istisnasından da söz etmek gerekir. Peygamberler, bu makuliyet düzeni karşısında vahiy temelli bir bakışın gereği olarak her zaman kritikçi, eleştirel ve ihtiyat sahibiydiler. Mevcut geleneğin önümüze getirdiği müktesebat, içinde zihniyet yapılarının, paradigmatik yönelimlerin, moda düşüncelerin temerküz ettiği bir sosyo-kültürel bağlama işaret eder. Peygamberler son tahlilde olağanlık kazanmış bu fikriyat karşısında teslimiyetçi değil yer yer sorgulayıcı yer yer de reddedici bir duruşla müdahaleci bir seçeneğe sahiptirler…

Önemli olan herhalde bizi karşılayanın ne olduğuna dikkat kesilmektir, ona uymak değil.