Memleket sevgisi

04:008/07/2015, Çarşamba
G: 13/09/2019, Cuma
İbrahim Tenekeci

Bir gazete kupürü altı gündür masamın üstünde duruyor: Soydaşlar Kayseri'de. (Yeni Şafak, 2 Temmuz Perşembe) Özetle: Çin'e iade edilmek üzere Tayland'da tutuklu bulunan yüz yetmiş üç Uygur Türkü, Kayseri'ye yerleştirildi.Bu haber eşliğinde, Ebubekir Kurban'ın Türkiye Sevgisi İmandandır kitabını yeniden okudum. Kurban, Türkiye'yi Müslüman olduğumuz için seviyoruz diyor. Devamında şunu soralım:Vatanını sevmeyen kişi, insanını niye sevsin? Sever mi?Bizim için Türkiye, Edirne'den başlayıp Kars'ta biten

Bir gazete kupürü altı gündür masamın üstünde duruyor: Soydaşlar Kayseri'de. (Yeni Şafak, 2 Temmuz Perşembe) Özetle: Çin'e iade edilmek üzere Tayland'da tutuklu bulunan yüz yetmiş üç Uygur Türkü, Kayseri'ye yerleştirildi.

Bu haber eşliğinde, Ebubekir Kurban'ın Türkiye Sevgisi İmandandır kitabını yeniden okudum. Kurban, Türkiye'yi Müslüman olduğumuz için seviyoruz diyor. Devamında şunu soralım:
Vatanını sevmeyen kişi, insanını niye sevsin? Sever mi?

Bizim için Türkiye, Edirne'den başlayıp Kars'ta biten bir ülkenin, bölgenin, coğrafyanın adı değildir. Bosna'dan, Üsküp'ten, Kırım'dan, Kudüs'ten, Halep'ten, Buhara'dan başlar ve bitmez. Umut gibi.

Türkiye'nin bir ucunda Pomak köyü olan Sislioba vardır. Kırklareli iline bağlı. Gittim, gördüm. Diğer ucunda, yani Van'da, Ulupamir köyü. Bu köyde, Pamir Yaylası'ndan gelen Kırgız Türkleri yaşıyor. İşte bu iki köyün arasını dolduralım: Boşnak, Gürcü, Arnavut, Çerkes, Arap, Tatar, Kazak ve daha niceleri.

Sıkıştırılmış dosyaya 'zip' mi deniliyordu?
Ülkemiz de işte böyledir. Mazlumların, İslâm kalmak isteyenlerin sığınağı. Musibet anında ilk akla gelen.

***

Türkiye İslâm'la hayat bulmuş bir ülkedir. Bu topraklar, namaz kılar gibi vatan kılınmıştır
. İslâm'sız bir Türkiye düşünülemez. Başka bir şey olur o.

Buralarda İslâm'sız bir hayatın hayalini kuranlar, milletin gözünden ve gönlünden düşmeye mahkûmdurlar. Daima hüsrandadırlar.

Türkiye, bizim ömür kitabımızdır. Biz bu memleketin hem ustası, hem acemisiyiz
. Yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken bile koşma ihtiyacı hissederiz. Devlet dairelerinde panikleriz. Resmi plakalı araçlardan çekiniriz. Buna karşılık, başımıza ne gelirse gelsin, 'vatan sağolsun' deriz. Şikâyetsiz, çok güzel ölürüz. Her daim bu toprakların değerlerini referans / ölçü alırız.


Biz, din ile milliyete aynı gözle bakıyoruz. İman ve irfan diyoruz
. (Mehmet Akif'ten ilhamla.)

Tek Türkiye diye film çevirenlerin onlarca Türkiye varmış gibi davranmasını anlamakta zorlanıyoruz.

Şu mübarek günlerde türlü biçimsizliklere girişenlerin yanlış yolda olduklarına inanıyoruz. Öte yandan, bu ülkede maneviyatın hasımları her zaman olmuştur ve maalesef olacaktır. 'İmtihan' diyelim.

***

Ahmet Muhip'in 1949 tarihli bir yazısı var: Memleket Cahilliği. “Beden ile ruh gibi, münevver ile memleket de ancak birbirini tamamlayan, manasını birbirinde bulan bir bütün olabilirse vardırlar.” (Yazılar, Adam Yayınları, Haziran 1994, sayfa 109) Aynı hakikat, siyasetçiler, edebiyatçılar için de geçerli. İnsanımızı, toprağımızı, memleketimizi ruhuyla birlikte tanımak mecburiyetindeyiz. Tanımadan attığımız her adım, yazdığımız her yazı, sadece bilgisizliğe değil, sevgisizliğe de neden olur.

“Tanımak, sevmek demektir.”


Tanımak, memleket gerçekleri ile kendi düşüncelerimiz arasında bağ kurmamıza yardımcı olur.

Yeri gelmişken, konumuzla ilgisiz gibi görünen bir ayrıntıya değinmek isterim: Ağaçlarla, çiçeklerle, kuşlarla ilgili bir yazı yazdığımız vakit, hemen 'çiçek - böcek edebiyatı' denilerek meselenin ciddiyeti kundaklanıyor. Dıranas, tespit edebildiğim kadarıyla, sadece ormanlarla ilgili on iki müstakil yazı kaleme almış. Evet, memleket sevgisi!

Hem kalem, hem ağaç demişken, defterimde duran bir cümleyi de sizlerle paylaşayım: “Kaleminden başka dikili bir ağacı bulunmayanlar…”

***

Önyargılarımızı, siyasi tavırlarımızı, düşmanlıklarımızı bir kenara bırakarak başımızı bir kaldıralım. Etrafımıza bir bakalım. Ne görüyoruz?

Bir cinnetin, cenderenin içindeyiz. Yangının ortasında. İslâm mahallesi yanıyor. Evimiz şimdilik sağlam. Hâlâ darda kalanların umuduyuz. Peki, sonrası için kesin bir şey söyleyebiliyor muyuz? Allah bilir.


Hem evimizi ateşten korumak, hem mahallemizdeki yangını söndürmek zorundayız. Bu bizim kaderimiz.

'Ne yapılabilir' sorusunun birçok cevabı var. Çünkü bu soru iki yüz yıldır hiç durmadan soruluyor. Cevap olarak aklıma ilk gelen, millî şairimizin şu sözleri: “Görüyorsunuz ya arkadaşlar, çalışmaya ne kadar çok ihtiyaç var. Ah ne olurdu, bütün eli kalem tutanlar, âlimler, şairler, muharrirler, siyaset dedikodularını bıraksalar da milleti irşad edecek faideli şeyler yazsalar… Millet böyle siyasi kavgalardan hiçbir faide görmez, daha ziyade karışıklık ve parçalanmaya uğrar.” (Ahmet Kabaklı'nın Mehmet Akif kitabından, sayfa 12) Aynı eserden, Namık Kemal'in çok önemsediğim ve tembih olarak gördüğüm bir cümlesi: “
Zaten İslamiyet birliğe gelmeyi emretmektedir.”

Daha ne yazalım?
#Memleket sevgisi
#Soydaşlar Kayseri
#önyargılar
#İslamiyet