“
M
ekke savaşları başlamadan” “Tanklar Kabe'ye dayanmadan”
başlıklı yazılarla önümüzdeki yıllarda
coğrafyayı bekleyen tehditleri sıraladığımda yadırganmıştım
. Özellikle İran
ve ona yakın çevrelerin hışmıyla
karşılanmıştım. İran'ın jeopolitik haritası
, yeni Fars emperyalizmi
, Basra Körfezi
ülkelerini tehdit etme, Suudi Arabistan'ı çevreleme
hatta Türkiye'yi güneyden kuşatarak
Arap-İslam dünyasıyla bağını koparma
girişimleri maalesef hakkıyla tartışılmadı. Bu, yeni tür bir meydan okumaydı,
İran devrimiyle hiç alakası yoktu
. Tahran,
Şii kimliği üzerinden bir yayılma haritası
uyguluyordu ve İslam dünyasını derinden sarsıyordu.
“İslam İç Savaşı”
projesi ve
“Savaş İslam'ın kalbine yerleşecek”
tezi, İran'ın bu yayılma haritasıyla birebir
örtüşmeye
başlamıştı.
Erdoğan'ın ziyareti öncesi füze saldırısı
Tehdit sanıldığından çok büyüktü. Coğrafyayı yakından izleyen
muhafazakar çevreler
bile,
ezberlerin dışına taşıp, bu ölümcül gerçeği görmekten uzaktı
.
Şii-Sünni
ya da
İran-S. Arabistan
restleşmesine göre
pozisyon
belirlemek de vahim gerçeği görmemizi engelliyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan
'ın, 12 Şubat'ta başlayacağı
Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar
ziyaretleri öncesi
bu konuya bir kez dikkat çekmek istedim. Tam da ziyaret öncesi
Yemen
'den ateşlenen bir
balistik füze
nin, S. Arabistan'ın Başkenti
Riyad
yakınlarındaki bir askeri üsse ulaşması, Suriye savaşı sonrası coğrafyayı bekleyen
daha büyük tehlike
konusunda bizi uyarmaya yetmeli. Geçtiğimiz Kasım ayında da yine Yemen'den bir balistik füze ateşlenmiş,
Cidde'yi hedef almış, Mekke semalarına 65 kilometre kala düşürülmüştü
.
İran, savaşı sınırından çok uzaklarda çıkarır..
Yemen'deki iç savaş bir
İran-Suudi savaşı
dır.
Husiler
sadece örgüt olarak hareket etmiyorlar,
bin kilometre menzilli ve İran tarafından geliştirilip kendilerine verilen
balistik füzelerle S. Arabistan'ı vuruyorlar. Husi açıklamalarına bakılırsa bunlar sadece
deneme
ve çok daha büyük füze saldırıları başlayacak.
Saldırı sonrası
tekbir
getirilmesi,
“Amerika'ya ölüm
” sloganları atılması kimseyi yanıltmasın.
Husiler'in ve İran'ın hedefinde ABD yok, sadece Suudi Arabistan ve onunla beraber hareket eden Körfez ülkeleri var
. Tahran ABD'yi hedef alacaksa bunu Husiler üzerinden ve
Kızıldeniz
kenarından yapmaz,
Basra Körfezi'ndeki ABD askeri gücünü
hedef alırdı.
Çünkü İran, krizleri hep sınırlarından uzağa taşımış, savaşları kendi topraklarının uzaklarında çıkarmış
, İran sınırında hesaplaşmaya girmemeyi tercih etmiştir. Bu doğru ve
akıllıca bir strateji
dir.
Hizbullah
üzerinden
İsrail
'le çatışma, Husiler üzerinden Kızıldeniz kenarında üslenip S. Arabistan'ı güneyden kuşatma,
Suriye
'deki Esad ve Nusayri'ler üzerinden bu ülkede hesaplaşma,
Afganistan
ve
Pakistan
'daki Şii gruplar üzerinden bu ülkelerde
nüfuz gücü
oluşturma,
Irak
'taki Şiiler üzerinden de bu ülkeyi
kontrol altına
alma projeleri uygulamıştır.
Hala 'devrim' pazarlıyor!
Eğer S. Arabistan'ı Basra Körfezi'nden vurursa savaşın kendi topraklarına sıçrama ihtimali vardır
. Bu yüzden hep
başkalarının topraklarında
savaş çıkarmış, kendi geleceği için
bu ülkeleri ve toplumları kurban etmiştir
.
Maalesef coğrafyadaki bütün çatışmalar
dini kimlik, mezhep kimliği
ve o çerçevede biçimlendirilen siyasi söylemler üzerinden pazarlanıyor. Bu saatten sonra
Tahran'ın hala “Devrim” pazarlaması
nın abesliği ortada iken,
bölgesel savaşının dini hiçbir boyutu yokken
bu projeyi bile din ve mezhep kimliği üzerinden pazarlayabilmesi
, İran siyasetine özgü bir maharettir.
Basra Körfezi'ni ve S. Arabistan'ı vuracak..
“Suriye savaşı biter bitmez Basra Körfezi karışacak”
dedim ve hala öyle inanıyorum.
S. Arabistan ve Körfez ülkeleri doğrudan İran'ın hedefi olacaktır
. Çünkü Tahran, bugüne kadar
“ana hedef”
inin çevrelerinde dolaşıyordu. Suriye şu an için en büyük çatışma alanıydı çünkü Akdeniz kıyılarına buradan ulaşıyordu.
Hizbullah
tek başına yeterli değildi ancak yine de Tahran'ın
Akdeniz'e açılan kapısı
ydı. Suriye'de iktidarın değişmesi Tahran'ın Akdeniz'e uzanan
elinin kesilmesi
demekti.
Hatırlayalım:
1991 Körfez Savaşı'na kadar Arap-Fars sınırı Irak-İran sınırıydı.
2003 işgalinden sonra Irak, İran denetimine geçti. Arap-Fars sınırı Suriye'ye kaydı
. Suriye de Tahran'ın tam kontrolüne geçerse Akdeniz'e kadar
Arap etkisi yok olacak
, Arap dünyası ağır kuşatma altına alınacaktır.
İran ve Irak, Kuveyt'i yeniden işgal edebilir
Bu durumda İran;
hem Kuzey'den, hem Batı'dan, hem Doğu'dan hem de Güney'den (Yemen'den) S. Arabistan'ı kuşatma altına almış olacaktır
. İşte bu,
Arap-Fars savaşının nihai cephesi
ni oluşturacaktır.
Kuveyt'ten Katar'a, Bahreyn'den S. Arabistan'a
kadar bütün ülkeler tehdit altındadır.
Saddam Hüseyin
dönemindeki
Kuveyt işgali
Irak'ın sonunu hazırlamıştı. Tahran denetimindeki Irak'ın böyle bir dönemde
yeniden Kuveyt'i işgale
girişebileceği dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.
İslam coğrafyası, Soğuk Savaş'tan sonra çok büyük bir
dış
istila
projesinin hedefi olmuştur ve bu süreç devam etmektedir. Ülkeler işgal edilmiş, iç savaşlar çıkarılmış,
yeni haritalar
çizilmiştir. Her birkaç yılda bir, bir ülke de benzer bir
akıbete
zorlanmaktadır.
Nükleer pazarlık: Tahran kazık attı
Son dört yılda
Türkiye'nin yaşadığı travmaları biraz da bu çerçevede değerlendirmek
gerekmektedir.
PKK ya da FETÖ
, örgütlerin kimliği ve niteliğinin önemi kalmamış, hepsi
bir büyük proje
çerçevesinde Türkiye'ye karşı harekete geçirilmiştir. Amaç, Türkiye'nin son on yıldır devam ettirdiği
büyük yürüyüşü durdurmak, onu teslim alıp yeni harita projelerine mahkum etmek
tir. Türkiye bu anlamda Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük mücadelesini vermektedir.
İşte böyle bir dönemde, Türkiye için de bölgeye daha farklı yaklaşmak, bakmak zorundayız.
Ortadoğu'da bugün yaşananlar, Birinci Dünya Savaşı döneminden çok daha karmaşık, çok daha zord
ur. Suriye savaşı, bu açıdan
Türkiye'nin gözlerini açmıştır
.
Brezilya
ile birlikte dünyanın merkez güçlerine rağmen,
İran'ın nükleer tezlerini savunan Türkiye, bunun ağır faturasını hem Batı'dan gelen saldırılarla ödemiş hem İran'dan gelen ihanetle tatmıştır
.
Türkiye “süper güç olmasın” savaşı bu
Tahran, Suriye'de aynı zamanda
Türkiye'nin süper güç olma hesaplarına karşı savaşmış, PKK/PYD ile bile ortaklık kurarak güneyden çevrelemeye girişmiş
, Türkiye'nin güneye açılan kapılarını kapatmaya, Arap dünyasıyla ilişkilerini bitirmeye çalışmıştır.
Türkiye ile
Orta Asya
arasındaki geçişleri kapatanlar;
Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sınırları da, duvarlar örerek, oraları cepheye dönüştürerek kesmeye çalışmıştır
. Ama İran Türkiye'yi doğrudan vurmamıştır,
vuramayacaktır
. Yine aynı yöntemlerle,
vekalet
savaşlarıyla Ankara'yı sıkıştırmaya çalışmakta, S. Arabistan benzeri bir
çevreleme planı
uygulamaktadır.
İsrail'i değil, S. Arabistan'ı haritadan silmek planı…
Küresel istila dışında bölgeyi hedef alan
ikinci istila ve kaos fırtınası İran'ın bu jeopolitik hesapları, emperyal hırslarıdır
. Bu da
içeriden vurulmaktı
r. S. Arabistan her şartta savunmada, İran saldırgan durumdadır.
Bu saldırganlığın İsrail karşıtlığı ile, Amerika düşmanlığı ile pazarlanma dönemi bitmiştir
.
“İsrail'i haritadan silme” söylemi açık ve propagandadır, “S. Arabistan'ı haritadan silme” planı gizli ve gerçektir
. Kitleler bu konuda uyarılmalı, bütün coğrafyayı hedef alan bu tehdit önlenmelidir.
Bunu söylerken bir
Şii-Sünni
gerilimine,
İran'la savaşa
işaret etmiyoruz. Çünkü bu
yıkım
olacaktır. Halklar, kitleler Tahran'ın bu yıkıcı planlarının sadece kurbanlarıdır. Onları düşmanlaştırmak yerine daha da
kaynaştırmanın
yollarını aramak zorundayız. Ama
Fars istila haritası
nı durdurmak için İran'ın
zaaf alanlarının
zorlanması zamanı gelmiştir. Tahran'ın siyasi
elitleri
bu çılgınlığı durdurmazsa,
İran'ın en zayıf yanının kendi içinde olduğu
geçeği ortaya çıkacaktır. Bunu bildikleri için de savaşları ısrarla sınırlarının çok ötelerine taşımakta, içeriye yansımasını engellemektedirler.
Trump İran'ı hedef alır mı?
Donald
Trump
'ın gelişi ABD'nin bölge politikalarında
değişim
işaretleri verdi.
Obama'nın İran yanlısı, Türkiye karşıtı, terör sevdalısı politikaları
ndan sonra
Cumhuriyetçiler
yeniden
“İran düşman”
tezine dönüş işaretleri veriyor. Bu politika nereye varır,
ABD-İran ilişkileri ne olur
, göreceğiz.
İlk hesaplaşma alanı Yemen
olacak gibi. Belki de bu yüzden İran, füze saldırıları ile
gözdağı
vermeye çalışıyor.
Ama ne olursa olsun, 1991'den bu yana ABD'nin bütün müdahalelerinden İran kazançlı çıkmıştır.
Tahran'ın bölge dışı bir güçle hesaplaşma diye bir planı hiç olmamıştır
. Onun bütün savaşları,
saldırıları bölge içine yöneliktir
ve öyle de devam edecektir.
Yolunu kaybetmiş bir füze Mekke'ye düşerse!
Basra Körfezi ve S. Arabistan'ı hedef alan kuşatma ve saldırıların, birkaç yıl içinde büyük bir ateş topuna dönmesinden
, bütün coğrafyayı alevlerin sarmasından, işin
“Mekke Savaşları”
na dayanmasından ciddi endişe duyuyorum. Ve bunun bir
“endişe”den çok öte
bir şey olduğunu da not etmiş olayım.
Mekke üzerinden Cidde'ye giden füze, havada vuruldu. Son olarak da aynı füzelerden biri Suudi başkenti
Riyad
'ı hedef aldı. Yani istedikleri zaman her yeri vurabileceklerini gösterdiler.
O füzelerden biri Mekke'ye düşerse ne olacak?
Yolunu kaybetmiş bir füze
ne tür felaketlere neden olur? Ya da birileri bu arada bir
korsan
füze ile Mekke'yi vurursa, birileri bir tezgah kurarsa, nasıl bir kıyamet kopar?
Bu olur mu, olur!


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.