YazarlarReferandum, Türkiye mucizesi ve ABDnin Turuncu Devrimi

Referandum, Türkiye mucizesi ve ABD’nin Turuncu Devrim’i..

İbrahim Karagül
İbrahimKaragülGazete Yazarı
Anayasa referandumu Türkiye'nin sistemik dönüşümünün nihai noktasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tabiriyle “kritik eşiğin” aşılmasıdır. Ağırlıklı olarak son on yılda can yakıcı bir mücadele sonucu, ağır bedeller ödenerek gelinen bu nokta da aşılacak, Türkiye, yüzlerce yıldır sürdürdüğü büyük yürüyüşünü yeni bir tarihi dönüşe imza atarak devam ettirecektir.

Çünkü bu mücadele dar bir iç politik mücadele değil, bir tarih mücadelesidir, coğrafya mücadelesidir ve ülkemize yönelik yıkıcı dalgaları göğüsleme mücadelesidir. Ülkeyi ve devleti yeni küresel güç haritasına göre takviye etme, 20. yüzyılın bütün vesayet kalıntılarından kurtarma, dar bir çevre veya zümreye hasredilen devlet iktidarını meşru alana çekme, bir üst lige taşıma mücadelesidir.

Canımız ve kanımız pahasına savunacağız

Hem siyasi karar alıcılar hem de toplumsal ortak bilinç, bu dönüşümün, Türkiye'yi yeniden kurma mücadelesinin arkasındadır. Bugüne kadar hep arkasında olmuş, derin sezgisi ve aklı ile bu dönüşüme öncülük edenleri cesaretlendirmiş, zor dönemlerde ise canı ve kanı pahasına savunmaya girişmiştir. Bu karar verilmiştir, bu dönüşüm sahiplenilmiştir.

Çünkü milletimiz, ülkemiz ve siyasi aklımız, küresel ölçekte yıkıcı fırtınalara başka türlü direnilemeyeceğini, teslim olmanın yok olmak, parçalanmak olduğunu, tam aksine Türkiye'nin daha da güçlenerek, büyüyerek, kendini dönüştürüp savunma kalkanlarına güç vererek ayakta duracağını, başka da hiçbir seçeneğinin bulunmadığını bilmektedir.

Mücadeleyi sulandıran tarih dışına itilecektir..

Milletimiz, sınırlarımıza kadar taşınan savaşın ne anlama geldiğini, ülkemize dayatılan yeni harita planlarının nasıl bir gelecek karartması olduğunu fark etmiştir. Savunma psikolojisinin, yalvarma ve merhamet dilenme yönteminin esaret olduğunu, bu tarihi fırsatı ebediyyen kaçırmak olduğunu, büyük Türkiye hayalini toprağa gömmek olduğunu bilmiştir.

Hal böyle iken, içeride gündelik mahalle kavgalarıyla, dar/kişisel çıkar hesaplarıyla, çocukça çıkıntılıklarla bu büyük mücadelenin sulandırılması, kirletilmesi affedilir bir şey değildir.

Nasıl ki Türkiye'nin büyük yürüyüşünü durdurmaya çalışanlar, bu amaçla içeride ve dışarıda ortaklıklar kuranlar, hep birlikte ülkeye tuzak kuranlar kaybettilerse, tarih yapıcı ana omurganın kanaatlerini yöneteceklerini sandılarsa, her saldırı girişimi sonrası ağır hayal kırıklıkları yaşadılarsa, bu mücadeleyi kişisel çıkar hesaplarıyla, hırçınlıklarıyla, ergen reaksiyonlarla sulandırmak isteyenler de zamanı geldiğinde tarih dışına itilecektir.

Çok büyük adımlar,küçük tartışmalar..

Türkiye çok büyük adımlar atıyor ama çok küçük şeyleri tartışıyor. Bu anlamda, siyasetin öncü misyonu ve toplumsal coşku ile entelektüel derinlik arasında ciddi boşluk oluştu. Bu büyük adımların; hayatlarında bir tane güçlü cümle kurmamışların, kuramayacakların, tek bir söz üretememişlerin sığlığına, heva ve heveslerine kurban gitmesi elbette mümkün olmayacak. Ama yine de bu hazin görüntü endişe verici.

Oysa dünya siyasetine ders olacak bir dönüşüm yaşanıyor. Hem de ağır çokuluslu saldırılara göğüs geren, bunların üstesinden gelen, geri adım atmayan, bütün direnç noktalarını aşarak amacına ulaşan bir Türkiye var. Yeni bir güç küresel iktidar alanına giriyor. Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en ağır saldırılarla bile durdurulamayan bu gücün yarın Türkiye'ye, dünyaya söyleyeceği sözler bugünden üretilmeli.

“Türkiye mucizesi”, dünyaya anlatılmalı

Türkiye ölçeğinin bile dışına taşması gereken tartışmalar, bir “Türkiye mucizesi” dünya siyasi tarihi için doğru düzgün anlatılmalı, anlatılabilmeli. Yakın çevremize, coğrafyamıza bu “Türkiye mucizesi” bir rol/model olarak öne çıkarılmalı. Bazı tartışmalar gözlerimizi fena halde kör ediyor. O kadar önümüze bakmak zorunda kaldık ki, artık kafamızı biraz kaldırıp çevremize, dünyaya da bakmalıyız.

Çünkü bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanan, yaşanması beklenen bazı gelişmeler, Türkiye'nin son beş yılda yaşadıkları, yüzleştikleri ve üstesinden geldikleriyle hemen hemen aynı.

Bize ne yaptılarsa aynı şey başlarına geliyor..

Bize ne yaptılarsa aynı şey şimdi onların başına geliyor. Devlet içinde, sistem içinde, iktidar alanlarında tartışmalar, kavgalar başlıyor. Yıllarca bize model olarak önerilen, dayatılan ulus üstü yapılar çözülüyor, dağılıyor. Merkez güçler, ortak bir dünya düzeni şekillendirmek yerine çok tehlikeli bir çatışma alanına sürükleniyor.

Kaynaklar üzerindeki hesaplaşma sertleşiyor. Aç kalan ekonomileri doyurmak için merkez ülkeler, bırakın vesayet altında tuttukları ülkeleri, birbirlerini hedef almaya başladılar. Yakın gelecekte dünya, Doğu-
Batı diye iki büyük kampa
bölünebilir ve bu iki kamp arasındaki fay hatları harekete geçirilir. Suriye savaşı benzeri birçok kriz dünyanın başka bölgelerinde patlayabilir.

'Turuncu Devrim' ABD kapılarını mı zorluyor?

Bu yüzden ABD içindeki tartışmaları dikkatle izlemekte fayda var. CIA'nın FETÖ üzerinden Erdoğan'a karşı yürüttüğü operasyonların benzerini Trump'a yöneltmesi, ABD içindeki iktidar alanlarındaki çatışma, kitleselleştirilmeye çalışılan sokak tepkisi sadece Trump'ın kişiliği ile, antipatisiyle sınırlı bir durum değildir.

Bugüne kadar Ukrayna'da, Gürcistan'da denedikleri, birçok ülkeyi istikrarsızlığa sürükledikleri “Turuncu Devrim” furyası sanki ABD içine taşındı. Kendi başkanını hain, ajan ilan eden bu öfke, o başkanı evcilleştirebilir belki ama Trump'ın sıradışılığı hem ABD'de hem de dünya genelinde çok derin savrulmalara, çözülmelere, krizlere yol açabilir. Yeni bir faşizm dalgası Müslüman dünyanın sınırlarını zorlayabilir, Avrupa'yı paramparça edebilir.

'Rahatsız edici' ihtimalve 'Ortadoğu önceliği'

Zaten ortada bir Avrupa Birliği hayali kalmamışken, AB içinde yeni bloklar, ittifaklar, cepheler oluşabilir. Batı kendi içinde kamplara ayrılırken, Rusya'nın kaynaklarına yönelik yağma harekatı başlayabilir, Çin'i durdurmaya ve istikrarsızlaştırmaya dönük istilacı müdahaleler öne çıkabilir.

Trump sonrası Avrupa'da aşırı sağın yükselmesiyle Batı, küresel hakimiyetini Asyalı güçlere kaptırma paranoyasına tutulabilir, bu da çılgınca hareketlere yol açabilir. Ya da Trump, içerideki baskıyı dışarıya ihraç etmek için başka ülkelerde, bölgelerde, özellikle de Türkiye'nin yakın çevresinde travmatik, çok tehlikeli hareketlere girişebilir.

Obama dönemindeki terör ortaklığı daha tehlikeli harita dayatmalarıyla devam edebilir. Cumhurbaşkanı'nın Afrika ziyareti öncesi söylediği “rahatsız edici” ihtimal ve “Ortadoğu önceliği” işte böyle bir endişeyi artırıcı nitelikte.

O 'eşik' aşılır yeni bir masa kurulur

ABD içindeki tartışmalar işte bütün bu ihtimallerin ipuçlarını vermektedir. Dolayısıyla Türk siyaseti, entelektüel aklı bir taraftan içerideki dönüşüme yoğunlaşırken, diğer taraftan dünyadaki bu yeni eğilimleri dikkatle izlemek, sorgulamak, tanımlamak zorundadır. Tam bu sırada büyük laflar, güçlü ve cesur cümleler kurma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Bir ülkenin en büyük silahı kendi öz savunmasıdır. Gezi olaylarından bugüne, ardı ardına çokuluslu saldırılarla boğuşan Türkiye için, terör örgütleri dahil, içerideki bütün istihbarat uzantılarıyla birlikte yürütülen o saldırıların sona ermesi ancak kendi sistemik dönüşümünü tamamladığında mümkün olacaktır.

Artık o andan itibaren Türkiye de ellerindekileri masaya koyacak, içeriden çok dışarıya dönük bir ülke haline gelecektir. Bu yüzden o “kritik eşik” atlatılmalı, Türkiye'nin eli güçlendirilmelidir. Bu safhada her direnç bir şekilde yeni bir dış müdahale aracı olarak anlaşılacaktır.

Anayasa referandumu Türkiye mücadelesidir

FETÖ'yü çok ağır silah olarak ülkemize karşı kullananlar, bundan sonra daha farklı bir çevre ile çalışacak, onlar üzerinden operasyonlar servis edecektir. Şahsen, bütün fikir ve kanaatlerimizin, siyasi yaklaşımımızın Anadolu'nun ortak siyasi kimliği ile tartılmasının bir zorunluluk olduğunu, yerlilik testinin ancak böyle mümkün olacağını düşünüyorum.

Çünkü geçmişte birçoğu, kendi fikir ve düşünceleri sanarak bu ülkeyi dinamitleyecek operasyonların pazarlamasını yaptı maalesef. Artık öyle bir lüksümüz yok, artık böyle düşüncelere de Türkiye'de yer olmayacaktır.

Bu yüzden Anayasa referandumu için herkes üzerine düşeni yapmalı, yapacak da. Gerekirse kapı kapı gezerek, bunu bir Türkiye mücadelesi bilerek, yüz yıldır yaşanan hesaplaşmanın son aşaması görerek yapacaktır.

Yeni yükseliş tarihi ve dayanıklılık testi

Türkiye, küresel ölçekte parçalama, küçültme planlarına karşı yeni yükseliş tarihini başlatacaktır. Artık bu yoldan dönmek, geri adım atmak mümkün değildir. Böyle niyetleri olanların yine hayal kırıklıkları yaşayacağı artık bilinen bir şeydir.

Avrupa'daki duraklama ve gerileme, ABD içindeki iktidar çatışması, merkez güçler arasındaki restleşme ve kaynaklar savaşı Türkiye için bir güç aralığı oluşturdu. Biz buna tarihin sunduğu fırsat diyoruz ve bunu kullanacağız.

Üstelik Türkiye, yüzleştikleri ve üstesinden geldikleriyle kendini takviye etmiş bir ülke. Daha büyük krizlere hazırlığını yapmış bir ülke. Dünyanın içine sürükleneceği fırtınaya dayanıklılığını artırmış bir ülke.

Bu yol yürünecek, başka seçenek yok

Birçok ülkenin hatta Türkiye'ye operasyon çeken birçok ülkenin bu büyük fırtınada ayakta kalacak gücü olmadığını da bir yere not edelim. Milletlerin tarihi dönüşümü başladı mı durmaz. Ve bu yüzyıllar sürebilir. İşte Türkiye böyle bir mücadelenin içinde, bu kadar büyük bir davayı omuzlamış durumda. Öyleyse ayaklarınızı sabit tutun, dizleriniz titremesin ve asla umutsuzluğa düşmeyin.

Çünkü bu yol yürünecek..