YazarlarVe Türkiye sahne alır, kavga burada başlar

Ve Türkiye sahne alır, kavga burada başlar..

İbrahim Karagül
İbrahimKaragülGazete Yazarı
Uluslararası sistemde yeni bir masa kuruluyor. Artık kartlar çok daha açık olacak, restleşmeler çok daha sertleşecek, ittifaklar belirsizleşecek, dostluklar ve düşmanlıklar konjonktürel olarak değişecek.

Demokrasi, özgürlük, ulusüstü yapılar, ulusları ve devletleri sınırlayan sözleşmeler, ilkeler değersizleşirken, ekonomik hesaplaşma ve güvenlik eksenli restleşme, buna bağlı olarak da geçici ortaklıklar öne çıkıyor.

Acımasız bir dünya: Güç haritası değişti

Acımasız bir dünya şekilleniyor. Merkez güçler olarak gördüğümüz ülkeler, uluslararası sistem dediğimiz dengeyi, uyumu, güç haritasını oluşturmada başarısız oldu.

Bencilliklerinden, aç gözlülüklerinden, yeryüzünün kaynaklarına tek başına hakim olma düşüncesinden, insanlığı yağma ve talanın şekillendirdiği bir dünyaya sürüklediklerinden başarısız oldular. Böyle bir uluslararası ortamda hiçbir ülke kendini güvende hissetmiyor. Güvensizlik ülkeleri daha da hırçınlaştırıyor, pervasızlaştırıyor.

Artık öyle bir uyum, denge olmayacak. Merkez güçlerden bazıları etkilerini kaybetti, bazıları daha da bencilleşti. Özellikle Atlantik çevresi, kibirleriyle, hırslarıyla, aç gözlülükleriyle, yeryüzünün her köşesinde sadece çatışmaya yatırım yapmalarıyla insanlığın güvenini kaybetti. Teknoloji ise, artık ona başkaları da ulaşabiliyor. Sermaye ise, başka ülkeler, bölgeler ona da ulaşabiliyor. Askeri/güvenlik hesapları ise, Asya'nın yükselen güçleri bu alanda güçlü bir alan kaplıyor.

ABD kaybetti, Trump bile onu kurtaramaz

Bu eğilim devam edecek. Batı'ya güvensizlik, dünyada yeni güvenlik alanları, güçlü ekonomik havzalar, refah çevreleri oluşturma açlığını daha da perçinleştirecek. Bu anlamda ABD en büyük kaybeden durumda. Latin Amerika'dan Uzak Asya'ya kadar, yeni yükselen güçlerin tamamı ABD'yi dünya için tehdit görüyor.

Sınırsız ekonomik, siyasi, askeri ve teknoloji gücü ile boy ölçüşebileceklerine dair kanaat güçleniyor. Bu durum ABD'nin tarih yürüyüşünün duraklamasıyla sonuçlandı. Donald Trump gibi sıradışı, aykırı, uçuk bir adamla, çılgınlıklar peşinde koşarak dünyanın güvenini kazanmak artık mümkün değil.

Muhtemelen Trump, bu güvensizlik oranını daha da artıracak, tehdit olma kanaatini daha da yaygınlaştıracak. Bugünden bile birçok ülke, Trum'la ABD'nin dünyayı nereye savuracağına dair endişeli tahminlerde bulunmaya başlıyor. İşte bu yüzden tarihsel kırılmanın, güç haritasındaki değişimin en büyük kaybedeni ABD olacak.

Gelecekte AB diye bir yapı olmayacak

ABD ile birlikte gerileyen bir diğer güç merkezi ise Avrupa Birliği… Açıktan söylemek lazım; AB'nin bundan sonra uluslara model olma özelliği kalmadı. Hantal yapısı yüzünden muhtemelen küçülüp bir Alman imparatorluk projesine dönüşecek. Ancak bu küçülmenin, bazı ülkelerin o hantal enkazın altında kalarak heba olmasıyla, sonuçlanması ihtimali de söz konusu.

Yeryüzünün gelecek güç haritasında AB diye bir yapı olmayacak, yerine kendi ulusal politikalarına, emperyal geçmişlerine dönen, sarılan, bu yönde korumacı programlar başlatan ülkeler olacak. Birçok AB ülkesi, önümüzdeki yıllarda kendi güvenliğini garanti altına alma telaşına düşecek, ekonomik motivasyonunu büyük oranda kaybedecek.

Yeni güçler öne çıkar, insanlığa umut sunar

İşte bu derin sarsıntı,yeni güçler ortaya çıkardı, çıkarıyor. Yeni ekonomik ve siyasi başkentler oluşuyor. Bazı ülkeler merkez ülkelerin yerine geçti bile. Tarih sahnesine yeniden çıktı. Bu güç kayması, eksen kayması hızlanarak, daha da sarsıcı bir şekilde fay hatlarını hareketlendiriyor. Yeni güçleri, yükselişe geçen ülkeleri bu devasa güç boşluğu besliyor.

Sahneye çıkan ülkeler, küresel sistemi oluşturmaya aday ülkelerin bencilliklerini, zaaflarını, beceriksizliklerini, kötü niyetlerini, yeryüzünü talan etme hayallerini sınırlama imkanına sahip. Bu ülkeler insanlığa yeni bir umut verebilirler. Tarihin akışını değiştirerek o güç boşluğunu doldurabilir.

Trump, Batı'nın son çılgınlık kartı olacak

Neden bunları söylüyorum: Çünkü İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez bu denli tehlikeli bir iklim sertleşmesi yaşanıyor. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin sancıları şimdi daha belirgin hissediliyor. O savaşı kazananların dünyayla tek başına hakim olma düşüncesi iflas etti, artık öyle bir ihtimal yok. Şimdi, onun yerine geçecek güçlerin meydan okuması var. Bu meydan okuma, Ortadoğu'nun tamamen dışında yepyeni cephe hatları oluşturuyor.

Atlantik, bu yükselişi engellemeye, bu değişimin önüne geçmeye, dünyayı bir kez daha rehin almaya çalışıyor. İşte tam burada Trump gibi bir çılgın ABD lideri sahne alıyor. Muhtemelen Trump ve ekibi, Batı'nın dünya hakimiyeti için son şansı, son umudu olacak belki. Bu asla gerçekleşmeyecek ama onlar bu umuda bir kez daha sarılmayı tercih etti.

Ve Türkiye sahne alır, kavga burada başlar..

Şimdi tam burada, bu noktada, bu güç boşluğunda, bu eksen kayması ve yeni güç haritası sırasında Türkiye'yi tartışma zamanı.. Çünkü geleceğin yıldız ülkelerinden, şaşırtıcı yükseliş tarihi yazacak ülkelerden biri Türkiye'dir. Bırakın geleneksel düşmanlarını, en yakın dostlarının kendine ateş etmesinin, dolaylı yollardan saldırmasının, terörle vurmasının, ekonomik müdahalelerle çökertme girişimlerinin, FETÖ gibi istihbarat ağlarıyla yormasının nedeni de burada.

“Türkiye'yi durdurmaya çalışıyorlar” derken hep bunu kastettik. Türkiye'nin, milletin umudunu kırmaya, moralini çökertmeye, içerideki nüfuz çevreleriyle teslim almaya çalışıyorlar derken, “Acımasız Direniş Dönemi” derken hep bunları kastettik. Türkiye hem dışarıdan kuşatılıyor, hem içeride vuruluyordu ve bunu yapanlar ABD ve Avrupa Birliği ülkeleriydi. Onların coğrafyamızdaki ortaklarıydı.

Elli-yüzyıl sonrasını Korkularıyla vurdular

Neden? Yeni bir güç, iktidar alanında yeni bir ortak, nüfuz çevresi çok geniş yeni bir ülke öne çıkıyordu. Özgül ağırlığı fazla olan, iddiaları güçlü ve diri olan bir ülke, tarih sahnesine çıkıyor, ittifak vesayetinden kurtuluyor, kendi yol haritasını çizmeye başlıyordu. Tercihini hangi taraftan yana koyarsa oranın ağır basacağı böyle bir uluslararası iklimde Türkiye'nin kendi yürüyüşüne çıkmasına izin verilemezdi.

Dostları” onu yeniden eve kapatmak istiyordu. Onu kullanacaklardı, cephe yapacaklardı, kirli işlerini yaptıracaklardı. Onun başka mahalleye geçmesinin nasıl bir tehdit oluşturacağını çok iyi biliyorlardı. Yüzyıllara dayanan Osmanlı-Avrupa ilişkilerinden biliniyordu.

Türkiye ise tarihi hafızasını canlandırmış, kendini keşfetmiş ve büyük bir meydan okumaya girişmişti. Bu yol yürünecek, o tarih dönüşü gerçekleşecek ve belki bu yüzyıllarca sürecekti. Türkiye, bütün coğrafya haritasını değiştirecek, harita planlarını sıfırlayacaktı. Onlara göre yeni bir Selçuklu, yeni bir Osmanlı geliyordu ve elli-yüz yıl sonrasının korkuları harekete geçmişti.

Kavganın, mücadelenin büyüklüğü buradadır..

Ama biz biliyoruz ki, Türkiye ve yeniden tarih sahnesine çıkan ülkelerin yeryüzünü kasıp kavuran, yağma ve talan zihniyetine karşı insanlığa söyleyecekleri çok söz, gösterecekleri bir çıkış yolu vardı. Onlar merkez ülkelerin yerine geçiyor, böyle bir tarih süreci başlatıyordu. İçinde bulunduğumuz kavganın, mücadelenin büyüklüğü budur.

Ardı ardına yaşadığımız çokuluslu müdahalelerin sebebi budur. İçeride sistemik dönüşüm için yürütülen çabaların, dışarıda yeni bir siyasi söylem olarak meydan okumaların nedeni budur. Artık kuşatılan, diz çöktürülen, rehin alınan bir ülke olmayacaktık. Yüz yıl sonra yeniden 20. yüzyıla dönmeyecektik ve dönmeyeceğiz.

Üç kuruşluk adamlar bu mücadeleyi kirletemez

Bazılarına bunlar hayal gibi gelebilir. Bazıları bunları algılamada sorun yaşayabilir. ABD'deki, AB'deki, küresel güç haritasındaki, Doğu-ile Batı arasındaki değişimlere, gerilimlere dikkat etsinler, o fotoğrafı iyi anlasınlar. İşte o zaman Türkiye'nin mücadelesini anlayacaklardır.

Böyle bir dönemde, küçük insanların, küçük hesaplarıyla zihinleri kirletmesine, zehirlemesine, fitne-fesatla mücadele saflarını gevşetmesine, ülkeyi zayıflatmasını, toplumsal psikolojiyi sarsmasına izin verilemez. Bunlar, kötülük olarak not edilecek, bu kişiler bir süre sonra kendini tarih dışına itilmiş bulacaklardır.

Öyleyse, onların yazılarına, sözlerine, ekranlarda atıp tutmalarına hiç değer vermeyin. Üç kuruşluk olduklarını bilin, kişisel hınç ve çıkar peşinde olduklarını unutmayın.

Ülke burada, mücadele ortada ve saflar nettir..

Fikir, söylem, derinlik, ufuk hiç birinden nasiplenemeyenlerin, böyle bir uluslararası iklimde, ülkelerin kapıştığı bir dönemde Türkiye'nin yükselişini, yıldızlaşmasını sahiplenmesine, değersizleştirmesine, satışa çıkarmasına aldırmayın. Ülke buradadır, millet buradadır, mücadele ortadadır, saflar nettir.

O yükseliş, 15 Temmuz'da canlarını verenlerin kanlarını akıtanların mirası üzerinde yükselmektedir. Yoksa onların hatıraları üzerinde tepinenlerin değil..

Aldırmayın ve tereddütsüz yola
devam edin!