YazarlarBir zillet hikayesi

Bir zillet hikayesi

İsmail Kılıçarslan
İsmailKılıçarslanGazete Yazarı

20. Yüzyıl'ın uzun sayılabilecek tarihi Müslümanların temsili bakımından iki ayrı insan tipi çıkardı ortaya. Birincisi, şartlar ne olursa olsun Müslümanların izzet ve şerefini korumak üzere hareket edenler, ikincisi emperyalist efendilerinin çanağını yalayarak hayatta ve ayakta kalınabileceğini zannedenler.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Bir zillet hikayesi
Haber Merkezi01 Ağustos 2017, SalıYeni Şafak
Bir zillet hikayesi yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Birinci tip, Müslümanların kendi inançları, hayatları, ülkeleri, diğer Müslümanlar ve en nihayet gelecekleri hakkında kendi başlarına, müstakil olarak, müdahalesiz şekilde kararlar almaları gerektiğini savundu hep. Bunun yolunun da büyük oranda Müslüman toplulukların siyasi ve askeri bakımdan güçlü organizasyonlara sahip olmalarından geçtiğini düşündü.

20. Yüzyıl boyunca ortaya çıkan kitlesel İslami hareketlerin tarihi bir bakıma bu ‘müstakil olarak güçlü olma’ dileğinin de bir tarihidir. Türkiye’de adı Milli Görüş, Mısır ve bazı başka ülkelerde İhvan-ı Müslimin, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerde ise Cemaat-i İslami oldu bu kitlesel, silahsız İslami hareketlerin. 

Yetişmiş kadrolara sahip olmak, siyaseten güçlenmek, ekonomik olarak bağımsız olabilmek, İslam birliğini sağlamak, terörizmle arasına mesafe koymak gibi temel ilkeler üzerinden benzer nitelikler taşıyan bu İslami hareketler birbirleriyle yakın ilişkiler kurup gerektiğinde birlikte hareket edebilme kabiliyeti kazanmak için de epey emek sarf etti.    

Müslüman halk, yani en genel manada ümmet arasında belirli bir teveccüh kazanan bu hareketlerin karşısına hep o ikinci tip dikildi ve şöyle dedi: Mesele senin bildiğin gibi değil. Zayıfız, gücümüz yok, eğer bir emperyal odağın kuyruğu olmazsak ayakta kalamaz, paramparça oluruz. Şimdilik kaydıyla modern dünyanın bir parçası olmalı ve Batı'nın ortaya koyduğu değerleri benimsemeliyiz. 

Bu çarpık bakış giderek İslam ülkelerinin zillet içerisinde, zavallı, aşağılık kompleksiyle malul, kurtuluşun tek yolunun efendisine benzemek olduğunu düşünen ‘gönüllü köleler’ eliyle yönetilmesini sağladı.

Bu çarpıklığın yol açtığı en önemli ve içinden çıkılmaz sorun ise ne yazık ki ‘bizim gücümüz yok. Sesimizi çıkarırsak bizi ezerler’ mantığının bir ‘öğrenilmiş çaresizlik’ olarak bütün İslam âlemine sirayet etmesi oldu.

Doğrusu bu ya, emperyalist akıl da sürekli olarak bu gönüllü köleler üzerinden bütün İslami hareketlerin önünü kesmeyi başardı 20. Yüzyıl boyunca. Milli Görüş de, Müslüman Kardeşler de, Cemaat-i İslami de, Nahda da hep olmadık engellemelerle, beklenmedik düşmanlıklarla karşılaştı. Yapmadıkları, yapmayacakları şeyler üzerinden canavarlaştırılmaya çalıştılar. Söz gelimi, yöntem olarak silahlı mücadeleye karşı çıkan İhvan’ı ‘terörist’ olarak yaftaladılar. 28 Şubat sürecinin Milli Görüş’e neleri yaptığı da dün gibi aklımızda.

Bütün bunları niçin yazdım peki? Cumhuriyet Gazetesi’nin zavallı bir gönüllü köle ile yani Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Bakanı Enver Gargash’la yaptığı bir söyleşi yüzünden. Tanımladığım ikinci tipin öyle bariz, öyle net bir örneği ki Gargash denilen zavallı, hani olursa o kadar olsun. 

Ne diyor Gargash: ‘Türkiye’nin Mısır’da ve başka ülkelerde İslamcı partilere verdiği destekten rahatsızız.’ Bu, Türkiye’nin ‘dünya Müslümanları kendi kararlarını kendileri almalı, Müslümanların bağımsız olmalarını ve bağımsız hareket etmelerini isteyen herkesle aramızda mesafe var. Zira biz bu zilletten memnunuz’ demek.

Zavallı herif, bir taraftan da şöyle diyor: ‘Katar’ın aşırıcı, cihatçı ve bazı olaylarda da terörist gruplara desteği bizim çıkardığımız Katar krizinin temel nedeni.’ Yani bu sözlerin tefsiri şu: ‘Katar’ın, Filistin Müslümanlarının izzeti için çalışan Hamas’a ve Suriye’deki makul Sünni gruplara verdiği destekten rahatsız olmamızı buyurdu efendilerimiz. Biz de onu yapıyoruz. Çünkü ‘gönüllü kölelik’ bunu gerektirir.

Sonra da ‘modern cihatçılığın kökeninde Seyyid Kutub var’ diyerek efendilerinin istediği altın vuruşu yapıyor Gargash. Yani bütün kitelesel İslami hareketleri ‘terörizm çuvalı’na dolduruyor. Tabii, Cumhuriyet Gazetesi de neye alet olduğunu çok iyi bildiğinden bu söyleşiyi ‘BAE’den Türkiye’ye radikal İslam uyarısı’ başlığıyla veriyor.

Gönüllü köle gönüllü köledir çünkü. Kefiye takanıyla tayyör giyeni arasında herhangi bir fark yoktur. Birbirleriyle dayanışma konusunda dudak ısırtan bir performansları vardır.

Bizler, yani ‘Müslümanlar kendi kararlarını kendileri vermelidirler’ diyenlerse şöyle diyoruz: ‘Tam bağımsız bir İslam dünyası için yaşasın Türkiye, yaşasın Katar.’